i̇çmek

listen to the pronunciation of i̇çmek
Türkisch - Englisch

Definition von i̇çmek im Türkisch Englisch wörterbuch

içmek
drink

This water is safe to drink. - Bu su içmek için güvenli.

Too much drinking will make you sick. - Çok fazla içmek seni hasta edecek.

ant içmek
vow
interior

She has aspirations to become an interior decorator. - Onun iç dekaratör olma özlemleri var.

He made over the interior of his house. - O, evinin içini yeniletti.

{s} domestic

My father is a pilot on the domestic line. - Babam iç hatlarda çalışan bir pilot.

Do you have a cheap flight ticket on a domestic line? - İç hatlarda ucuz bir uçak biletiniz var mı?

inner

Music is inner life, and he will never suffer loneliness who has inner life. - Müzik iç yaşamdır. İç yaşamı olan asla yalnızlık çekmeyecek.

Jupiter has four inner satellies: Metis, Adrastea, Amalthea, and Thebe. Their orbits are very close to the planet. - Jüpiterin dört iç uydusu vardır: Metis, Adrastea, Amalthea ve Thebe. Onların uyduları gezegene çok yakındır.

{s} internal

That politician is well versed in internal and external conditions. - O politikacı iç ve dış koşullarda deneyimlidir.

That is an internal affair of this country. - O, bu ülkenin iç işidir.

içmek
imbibe
içmek
(çorba) eat
içmek
to drink alcoholic beverages, drink, imbibe. içtikleri su ayrı gitmemek to be very close friends
içmek
to drink, imbibe, consume (something) by drinking it
içmek
pull
içmek
have a drink

Tom asked me if I wanted to have a drink. - Tom bana içmek isteyip istemediğimi sordu.

Do you want to have a drink with us? - Bizimle içki içmek ister misin?

içmek
to eat (soup)
içmek
(for something) to absorb, drink, drink up (fluid): Toprak suyun hepsini içti. The soil absorbed all of the water
içmek
indulge
içmek
knock back
içmek
swig
içmek
slosh down
içmek
slosh
içmek
belt down
içmek
to drink, to have, to consume, to imbibe; to smoke, to puff
içmek
(sağlığa vb.) propose
{i} inside

I opened the box and looked inside. - Kutuyu açtım ve içine baktım.

Someone pushed me inside. - Biri beni içeri itti.

intrinsic
azar azar içmek
sip
interrior
bol bol içmek
swill
hızlı içmek
guzzle
interior equipment
internus
intestines
offal
stomach

Drinking on an empty stomach is bad for your health. - Boş mideyle içki içmek sağlığa zararlıdır.

The doctor used X-rays to examine my stomach. - Doktor midemi incelemek için X-ışınları kullandı.

indoor

Tom sometimes wears sunglasses indoors. - Tom bazen içerde güneş gözlüğü takar.

Keep the kids indoors. - Çocukları içeride tutun.

içmek
(deyim) bend one's elbow
içmek
smoke

It is not good for the health to smoke too much. - Çok fazla sigara içmek sağlık için iyi değil.

It's not OK to smoke here. - Burada sigara içmek yasaktır.

içmek
dispose of
kahve içmek
drink coffee
pipo içmek
smoke a pipe
sigara içmek
smoke a cigarette
yemek içmek
touch
knock back
{i} within

She will return within an hour. - O bir saat içinde geri dönecektir.

She will be back within a week. - O bir hafta içinde geri dönecek.

in
endo-
drank

After taking a bath, I drank some soft drink. - Duş aldıktan sonra biraz meşrubat içtim.

To compensate for his unpleasant experiences in the hospital, Tom drank a little more than was good for him. - Hastanedeki hoş olmayan deneyimlerini telafi etmek için Tom içmesi gerekenden biraz daha fazla içti.

intra

We have to measure your intraocular pressure. Please open both eyes wide and look fixedly at this object here. - Göz merceğiniz içindeki baskıyı ölçmeliyiz. Lütfen iki gözünüzü genişçe açın ve sabit bir şekilde buradaki bu objeye bakın.

{f} drinking

It's possible that the drinking water has chlorine, lead, or similar contaminants in it. - İçme suyunda klor, kurşun ya da benzer kirletici madde bulunması mümkün.

We have to stop him from drinking any more. - Artık onu, içmekten alıkoymalıyız.

inland
{f} drink

Europeans love to drink wine. - Avrupalılar şarap içmeyi sever.

I'll buy you a drink. - Sana bir içecek ısmarlayacağım.

{f} swig

He drank a great swig from the bottle. - O, şişeden büyük bir yudum içti.

If I don't drink a swig of water, I can't swallow these tablets. - Eğer bir yudum su içmezsem bu hapları yutamam.

quaff
içmek
have

We'd like to have some wine. - Biz biraz şarap içmek istiyoruz.

I would like to have some water. - Biraz su içmek istiyorum.

içmek
partake
sigara içmek
smoke

It's not OK to smoke here. - Burada sigara içmek yasaktır.

It is not good for the health to smoke too much. - Çok fazla sigara içmek sağlık için iyi değil.

bowels
stuffing
istekle ve çabucak yemek veya içmek
quickly and eagerly to eat or drink
içmek
drink to

What would you like to drink today? - Bugün ne içmek istersin?

Have you had anything to drink tonight? - Bu gece içmek için bir şey aldın mı?

içmek için şarap satın almak
buy wine to drink
yiyip içmek
junket
çorba içmek
to drink soup
alkol içmek
drink alcohol
ant içmek
to take an oat, to swear an oath
ant içmek
(Hukuk) to take an oath
ant içmek
to take an oath, promise solemnly, make a solemn promise
ant içmek
take an oath
ant içmek
swear an oath
ant içmek
swear
ayyaş gibi içmek
tope
baca gibi sigara içmek
(deyim) smoke like a chimney
bir dikişte içmek
drink off
bir dikişte içmek
quaff off
bir dikişte içmek
toss off
bir yudumda içmek
swig
bira içmek
drink a beer
bira içmek
have a beer
burada sigara içmek yasak
Smoking is not allowed
bütün gece içmek
(deyim) go on a bat
büyük yudumlarla içmek
quaff
doyasıya içmek
to drink one's fill
el ağzı ile çorba içmek
to adopt the views of another as one's own
esrar içmek
(Argo) toke
esrar içmek
smoke weed
fosur fosur içmek
to smoke noisily
höpür höpür içmek
to guzzle
höpürdeterek içmek
slop
höpürdeterek içmek
slop up
höpürdeterek içmek
slurp
guts

No one seems to have the guts to do that anymore. - Artık hiç kimsenin onu yapmak için cesareti var gibi görünmüyor.

People often spill their guts to bartenders. - İnsanlar genellikle içlerini barmenlerinine dökerler .

inner part (of a nut or seed), kernel; inner part (of a fruit), meat, flesh
insides, innards (internal organs of a person or animal)
domestic, internal (as opposed to foreign)
the interior, the inside, the inner part or surface
breast

Smoking can cause breast cancer. - Sigara içmek meme kanserine neden olabilir.

2005 was a bad year for music sector. Because Kylie Minogue caught breast cancer. - 2005, müzik sektörü için kötü bir yıldı. Çünkü Kylie Minogue meme kanserine yakalandı.

inlying
civil

The civil war in Greece ended. - Yunanistan'da iç savaş sona erdi.

Davis did not want civil war. - Davis, iç savaş istemiyordu.

inside, interior; stomach, intestines, offal; heart, mind; internal, interior, inner, inside; domestic, home
(Hukuk) domestic, inner, internal
inside , internal , intrinsic
refill

Tom held his cup out for Mary to refill it. - Tom Mary'nin onu yeniden doldurması için kupasını uzattı.

Tom held out his cup for a refill. - Tom yeniden doldurulması için fincanını uzattı.

{i} kernel

Virtual memory is a memory management technique developed for multitasking kernels. - Sanal bellek çoklu görev çekirdekleri için geliştirilmiş bir bellek yönetim tekniğidir.

inner, inside; interior; internal
knockback
inward

A ghost is an outward and visible sign of an inward fear. - Bir hayalet içe dönük bir korkunun dışa dönük ve görünür işaretidir.

You need to look inward. - İçeriye bakman gerek.

{i} core
endo
inset
entrails
nucleus

Helium is the second simplest atom. It consists of a nucleus containing 2 protons and two neutrons. Around the nucleus orbits 2 electrons. - Helium ikinci en basit atomdur. O, iki proton ve iki nötron içeren bir çekirdekten oluşur. Çekirdek etrafında 2 elektron döner.

intestine
(a person's) true self, heart, soul: Merak etme, Safigül'ün içi temiz. Don't worry, Safigül's a good soul at heart. Eğer içinde varsa, bir yolunu bulup üniversiteyi bitirir. He'll find a way to finish university, if he really wants to do so
biennial
stuffing, filling (material used to stuff or fill something)
inland (as opposed to coastal)
juvenilia
içki içmek
wet one's whistle
içki içmek
have a wet
içki içmek
to drink, to tipple
içki içmek/kullanmak
to drink (habitually)
içme
{i} drinking

It's possible that the drinking water has chlorine, lead, or similar contaminants in it. - İçme suyunda klor, kurşun ya da benzer kirletici madde bulunması mümkün.

Drinking much is dangerous. - Çok fazla içmek tehlikelidir.

içme
{i} swig

If I don't drink a swig of water, I can't swallow these tablets. - Eğer bir yudum su içmezsem bu hapları yutamam.

içme
absorb

Absorbing information on the internet is like drinking water from a fire hydrant. - İnternette bilgi çekmek yangın musluğundan su içmek gibidir.

içme
{i} potation
içme
drinking; mineral spring
içmek
carouse
içmek
sosk
içmek
booze

Booze is the answer, but now I can't remember the question. - İçki içmek cevaptır ama şimdi soruyu hatırlayamıyorum.

içmek
quaff
içmek
suck
içmek
inhale
içmek
{i} drinking

Drink water only when you are thirsty; drinking 8 glasses a day is only a myth. - Sadece susadığında su iç; bir günde 8 bardak içmek efsanedir.

We have to stop him from drinking any more. - Artık onu, içmekten alıkoymalıyız.

içmek
absorb

Absorbing information on the internet is like drinking water from a fire hydrant. - İnternette bilgi çekmek yangın musluğundan su içmek gibidir.

kalaylı kaptan su içmek
to marry a woman related to one; to marry a girl one knows everything about
kana kana içmek
to quaff
kana kana içmek
quaff
kaşıkla içmek
sup
ne içmek istersiniz
What would you like to drink
oburca içmek
guzzle
sağlığına içmek
to toast, to drink to the health of
sağlığına içmek
pledge one's health
sağlığına içmek
toast
sigara içmek
to smoke (a cigarette)
sigara içmek
indulge
sigara içmek
have a smoke
son damlasına kadar içmek
drain to the dregs
son damlasına kadar içmek
drink to the lees
su içmek gibi very easy, as easy as taking candy
from a baby
sulu alkol içmek
grog
sürekli içmek
(Konuşma Dili) like one's bottle
sıhhatine içmek
to drink a toast to, to toast
sık sık içmek
tipple
yalayarak içmek
lap
yiyip içmek
to eat and drink
yudum yudum içmek
sip

I had to sip the coffee because it was too hot. - Kahveyi yudum yudum içmek zorunda kaldım, çünkü çok sıcaktı.

yudum yudum içmek
sup out
yudum yudum içmek
sup off
çok içmek
soak
çok içmek
liquor up
çok içmek
bib
çok içmek
drink a lot
çok içmek
tope
çok içmek
lush
çok içmek
swill
çok içmek
drink heavily
çok içmek
drink deeply
çubuk içmek
to smoke a long pipe
üstüne bir bardak su içmek
whistle for smth
şapır şupur içmek
lap
şapırdatarak içmek
lap up
şarap içmek
wine

I'd like to have a glass of wine. - Bir bardak şarap içmek istiyorum.

Europeans like to drink wine. - Avrupalılar şarap içmek isterler.

şerefine içmek
drink
şerefine içmek
pledge
şerefine içmek
to drink a toast to
şerefine içmek
toast
şerefine içmek
pledge one's health
Türkisch - Türkisch
parlatmak
(Osmanlı Dönemi) NEŞEF
tüttürmek
içmek
İçine çekmek, emmek
içmek
Bir sıvıyı ağza alıp yutmak
içmek
Sigara, nargile vb.nin dumanını içe çekmek: "Evinden pek seyrek zamanlarda içtiği nargilesini istedi."- H. E. Adıvar
içmek
İçki kullanmak
içmek
Bir şey bir sıvıyı içine çekmek, emmek. İçki kullanmak: "O akşam saat ikiye kadar içtiler."- Ö. Seyfettin
içmek
Sigara, nargile vb.nin dumanını içe çekmek
içmek
Bir sıvıyı ağza alıp yutmak: "Bir oluktan buz gibi bir su içtik."- S. F. Abasıyanık
Değişik yemeklerde kullanılmak üzere et ile sebzelerin ince kıyımının karıştırılması ve yoğrulmasıyla meydana getirilen karışım
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevî varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri
Akıl, gönül, irade gibi insanın manevi varlığını oluşturan şeylerden herhangi biri: "İçimizdeki sevinçleri, kederleri paylaşacak insan nerde?"- S. F. Abasıyanık
Dolma yapmak için hazırlanan karışım
Ten ile dış giysiler arası
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı: "Deniz gecenin içinde, gece denizin içindedir."- Ç. Altan
Bir ülkede, şehirde, toplulukta vb.de olan veya yapılan
Kabuğu olan veya dışı kabuk durumunda bulunan yiyeceklerde kabuğun sardığı bölüm
Toplu bir durumda bulunan kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne: "Ama hepiniz, hepiniz / Hepiniz geçim derdinde / Bir ben miyim keyif ehli içinizde?"- O. V. Kanık
Pirinç, soğan ve baharatla hazırlanan, dolmalarda kullanılan karışım
Ten ile dış giysiler arası: "Boynumda kalın yün atkı, içimde çift kat fanila, gene de titriyorum."- E. Bener
Oyuk olan veya oyuk sayılabilen şeylerin boşluğu
Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan: "İç kapının perdesi yanlara doğru açıldı."- P. Safa. İnsanın manevi varlığıyla ilgili olan
Herhangi bir durumun, cismin veya alanın sınırları arasında bulunan bir yer, dâhil, dış karşıtı
Harem dairesi
Cisimlerin yüzeyleri arasında kalan her nokta
İnsanın manevî varlığıyla ilgili olan
Bir ülke, şehir, topluluk vb.nde olan veya yapılan
Mide, bağırsak, karın
Kimse veya nesnelerin arasında bulunan kimse veya nesne
İki veya ikiden çok şeyde merkeze daha yakın olan
Muhteva

Tabiat, her sayfasında mühim muhteva sunan yegâne kitaptır. - Doğa, her sayfasında önemli içerik sunan tek kitaptır.

Konuşmasının muhtevası, mevzu ile alakalı değildir. - Konuşmasının içeriği, konu ile ilgili değildir.

derun
içme
İçmek işi: "Lokantaya bir iki kadeh rakı içmeye giderdi."- A. Ş. Hisar. İçmeler
içme
bakınız: İçmeler
içme
İçmek işi
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Kalb, vicdan, gönül
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Karın, mide
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin ortasındaki kısım, göbek
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Harem dairesi
İÇ
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin görünmez ciheti, bâtın
İÇ
(Osmanlı Dönemi) t. Herşeyin içerisi, dâhil, derun
İç
(Osmanlı Dönemi) ZAMİR
İçme
(Osmanlı Dönemi) CEZB
İçme
(Osmanlı Dönemi) İGTİLAL
Englisch - Türkisch

Definition von i̇çmek im Englisch Türkisch wörterbuch

nargile içmek
having hubble-bubble
i̇çmek
Favoriten