fazlalık

listen to the pronunciation of fazlalık
Türkçe - İngilizce
surplus
excess
more
plus
overbalance
residuary
glut
bulge
supernumerary
excess, surplus, superfluity
overage
de trop
super
excrescence
oversupply
superfluity
overplus
superfluities
margin
surplusage
redundancy
slack
(Biyoloji) redundant
runoff
interloper
excessiveness
exorbitance
redundance
spillover
{i} surfeit
{i} outgrowth
plethora
spilth
{i} overflow
fazla
much

I don't know much about computers. - Bilgisayarlar hakkında çok fazla şey bilmiyorum.

I have too much homework today. - Bugün, çok fazla ödevim var.

fazla
surplus

That country has a trade surplus. It exports more than it imports. - O ülkenin ticaret fazlası var. O, ithalatından çok ihracat yapıyor.

I bought a backpack at the army surplus store. - Ordu fazlası mağazasında bir sırt çantası aldım.

fazla
over

Due to overfishing, some fish stocks are now at perilously low levels. - Çok fazla balık avı dolayısıyla, bazı balık stokları şimdi tehlikeli derecede düşük seviyelerde.

It took me more than one month to get over my cold. - Soğuk algınlığımı atlatmam bir aydan daha fazla zamanımı aldı.

fazlalık denetimi
redundancy check
fazlalık etmek
(for someone) to be extra, be one too many; to overcrowd a place
fazlalık karakter
redundant character
fazlalık kod
redundant code
fazla
big

You have to risk big in order to win big. - Fazla kazanmak için fazla risk almak zorundasın.

That jacket is way too big for you. - O ceket sizin için çok fazla büyük.

fazla
too, heartily; too much, too many; spare, extra; excessive 5.superfluous; surplus
fazla
{s} excessive

The government's expenditures are a bit excessive. - Hükümetin harcamaları biraz fazladır.

She smokes excessively. - O çok fazla sigara içiyor.

fazla
too

You must not eat too much ice-cream and spaghetti. - Çok fazla dondurma ve spagetti yememelisin.

There were too many people at the concert. - Konserde çok fazla kişi vardı.

fazla
{s} superfluous
fazla
to spare

We have more than enough time to spare. - Harcamak için gereğinden fazla zamanımız var.

fazla
far

Far from stopping, the storm became much more intense. - Fırtınanın durması söyle dursun, çok daha fazla yoğunlaştı.

More than 75% of farms raised pigs and milk cows. - Çiftliklerin %75'inden fazlası domuz ve süt ineği yetiştirdi.

fazla
playtime
fazla
redundant

Soldiers currently in theatre will not be made redundant. - Şu an tiyatrodaki askerler ihtiyaç fazlası yapılmayacaklar.

fazla
oversupplied
fazla
considerable
fazla
(Havacılık) safety valve
fazla
ex
fazla
spare

Why do you spend most of your spare time with Tatoeba? - Tatoeba ile benimle harcadığından daha fazla zaman harcamayı tercih edersin.

We have more than enough time to spare. - Harcamak için gereğinden fazla zamanımız var.

fazla
strongly
fazla
heartily
fazla
no end of
fazla
extra

Tom causes me a lot of extra work. - Tom başıma fazladan iş çıkarıyor.

They have an extra bed. - Onların fazladan bir yatağı var.

fazla
de trop
fazla
above

Phenolphthalein will turn fuchsia in the presence of a base with a pH of or above 10.0 and will remain colorless in the presence of a solution with a pH of or below 8.2. - Fenolftalein, 10.0 ya da daha fazla bir pH'a sahip olan bir baz varlığında parlak mora dönüşecektir ve 8.2 ya da daha az bir pH değerine sahip bir çözeltinin varlığında renksiz kalacaktır.

Don't go above five rubles. - Beş rubleden fazla ödeme yapmayınız.

fazla
extravagant
fazla
over-
fazla
to more than
fazla
not more than
aktif fazlalık
(Havacılık) active redundancy
fazla
beyond

The patient was quite beyond help, so that the doctors could do no more. - Hasta yardım almanın ötesindeydi, onun için doktorlar daha fazlasını yapamadı.

fazla
expletive
fazla
excrescence
fazla
what is left over, the remainder
fazla
plenty

Don't get so nervous there is a plenty of time to answer all the questions. - Tüm soruları cevaplamak için çok fazla zamanınız olduğu için gergin olmayın.

We have plenty of time. - Çok fazla zamanımız var.

fazla
excess

She smokes excessively. - O çok fazla sigara içiyor.

Excessive gambling causes the same brain changes as a drug addiction. - Fazla kumar, uyuşturucu bağımlılığına benzer beyin değişimlerine neden olur.

fazla
extra, left over
fazla
unneedful
fazla
in excess of
fazla
plus
fazla
thick
fazla
rising of
fazla
more (than)
fazla
too; too much; too many
fazla
out

The price turned out to be lower than I thought. - Fiyat düşündüğümden daha da fazla düştü.

If I were abroad and I ran out of money, I would call my parents to ask for more. - Yurt dışında olsam ve param bitse, ben daha fazla istemek için ailemi ararım.

fazla
super

The Philippines experienced more than twenty super typhoons that year. - Filipinler o yıl yirmiden fazla süper tayfun yaşadı.

fazla
detrop
fazla
supernumerary
fazla
ultra
sayıca fazlalık
preponderance
şaşırtıcı fazlalık
embarrass de richesse
Türkçe - Türkçe
Çokluk, gereğinden artık olma durumu: "Fakat, tuhaf ki, kadın teessürde, korkuda hiçbir fazlalık göstermedi."- R. N. Güntekin
Çokluk, gereğinden artık olma durumu
bolluk
(Osmanlı Dönemi) KEMAL
(Hukuk) SAFRA
fazlalık etmek
Birinin varlığı, bulunduğu yerde gereksiz olmak
FAZLA
(Osmanlı Dönemi) İleri. *Gereksiz, lüzumsuz
FAZLA
(Osmanlı Dönemi) Çok ziyâde, artık, artan
FAZLA
(Osmanlı Dönemi) (C: Fazalât) Kazurat, pislik
Fazla
(Osmanlı Dönemi) BİRUN
Fazla
(Osmanlı Dönemi) MAHŞÜV
fazla
Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı olan, ziyade: "Yaşamak için çok zorluk çekiyordu
fazla
Daha çok, aşkın: "Biz ancak Cumhuriyet devrinde elli yıldan fazla bir barış devri geçirmişiz."- B. Felek
fazla
Daha çok, aşkın
fazla
Artmış olan
fazla
Fazla olarak hastaydı."- R. N. Güntekin
fazla
Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı (olan), ziyade
fazla
Gereksiz, yersiz
fazlalık