fazlalık

listen to the pronunciation of fazlalık
Türkçe - İngilizce
surplus
excess
more
overbalance
residuary
plus
glut
bulge
supernumerary
excess, surplus, superfluity
overage
de trop
super
excrescence
oversupply
superfluity
overplus
superfluities
surplusage
margin
redundancy
slack
(Biyoloji) redundant
runoff
excessiveness
exorbitance
interloper
redundance
{i} surfeit
{i} outgrowth
plethora
spilth
{i} overflow
spillover
fazla
much

I have too much homework today. - Bugün, çok fazla ödevim var.

Too much drinking will make you sick. - Çok fazla içmek seni hasta edecek.

fazla
surplus

We have a surplus of food. - Bizim yiyecek fazlalığımız var.

That country has a trade surplus. It exports more than it imports. - O ülkenin ticaret fazlası var. O, ithalatından çok ihracat yapıyor.

fazla
over

It took me more than one month to get over my cold. - Soğuk algınlığımı atlatmam bir aydan daha fazla zamanımı aldı.

This movement from rural to urban areas has been going on for over two hundred years. - Kırsaldan şehir bölgelerine yapılan bu taşınma iki yüzyıldan daha fazla bir süredir devam etmektedir.

fazlalık denetimi
redundancy check
fazlalık etmek
(for someone) to be extra, be one too many; to overcrowd a place
fazlalık karakter
redundant character
fazlalık kod
redundant code
fazla
too, heartily; too much, too many; spare, extra; excessive 5.superfluous; surplus
fazla
big

That jacket is way too big for you. - O ceket sizin için çok fazla büyük.

You have to risk big in order to win big. - Fazla kazanmak için fazla risk almak zorundasın.

fazla
{s} excessive

She smokes excessively. - O çok fazla sigara içiyor.

Tom complained about the excessive noise. - Tom haddinden fazla gürültü hakkında şikayet etti.

fazla
too

There were too many people at the concert. - Konserde çok fazla kişi vardı.

Too much drinking will make you sick. - Çok fazla içmek seni hasta edecek.

fazla
{s} superfluous
fazla
(Havacılık) safety valve
fazla
redundant

Soldiers currently in theatre will not be made redundant. - Şu an tiyatrodaki askerler ihtiyaç fazlası yapılmayacaklar.

fazla
oversupplied
fazla
playtime
fazla
ex
fazla
far

Far from stopping, the storm became much more intense. - Fırtınanın durması söyle dursun, çok daha fazla yoğunlaştı.

Tom has far more experience than Mary. - Tom'un Mary'den daha fazla deneyimi var.

fazla
considerable
fazla
to spare

We have more than enough time to spare. - Harcamak için gereğinden fazla zamanımız var.

fazla
spare

We have more than enough time to spare. - Harcamak için gereğinden fazla zamanımız var.

Why do you spend most of your spare time with Tatoeba? - Tatoeba ile benimle harcadığından daha fazla zaman harcamayı tercih edersin.

fazla
over-
fazla
extra

Tom causes me a lot of extra work. - Tom başıma fazladan iş çıkarıyor.

We'll need an extra ten dollars. - Fazladan bir on dolara ihtiyacımız olacak.

fazla
above

More than a century ago, a comet or a meteor exploded in the sky above the Tunguska River valley in Russia. The explosion knocked down millions of trees over hundreds of miles. - Bir asırdan fazla bir süre önce, Rusya'daki Tunguska Nehri vadisinin üzerindeki gökyüzünde bir kuyrukluyıldız veya bir göktaşı patladı. Patlamada yüzlerce mildeki milyonlarca ağaç yıkıldı.

Don't go above five rubles. - Beş rubleden fazla ödeme yapmayınız.

fazla
strongly
fazla
heartily
fazla
extravagant
fazla
de trop
fazla
no end of
fazla
not more than
fazla
to more than
aktif fazlalık
(Havacılık) active redundancy
fazla
expletive
fazla
beyond

The patient was quite beyond help, so that the doctors could do no more. - Hasta yardım almanın ötesindeydi, onun için doktorlar daha fazlasını yapamadı.

fazla
excrescence
fazla
what is left over, the remainder
fazla
{e} out

I used to hang out with Tom a lot, but these days he's not around much. - Eskiden Tom'la çok takılırdım, fakat o bu günlerde çok fazla buralarda değil.

The house did not suffer much damage because the fire was quickly put out. - Ev, yangın çabuk söndürüldüğü için fazla zarar görmedi.

fazla
plenty

We have plenty of time. - Çok fazla zamanımız var.

I've got plenty more. - Çok daha fazlasına sahibim.

fazla
excess

She smokes excessively. - O çok fazla sigara içiyor.

He had excess water in his lungs. - Ciğerlerinde fazla su vardı.

fazla
extra, left over
fazla
unneedful
fazla
in excess of
fazla
plus
fazla
thick
fazla
rising of
fazla
too; too much; too many
fazla
more (than)
fazla
ultra
fazla
detrop
fazla
supernumerary
fazla
super

The Philippines experienced more than twenty super typhoons that year. - Filipinler o yıl yirmiden fazla süper tayfun yaşadı.

sayıca fazlalık
preponderance
şaşırtıcı fazlalık
embarrass de richesse
Türkçe - Türkçe
Çokluk, gereğinden artık olma durumu: "Fakat, tuhaf ki, kadın teessürde, korkuda hiçbir fazlalık göstermedi."- R. N. Güntekin
Çokluk, gereğinden artık olma durumu
bolluk
(Osmanlı Dönemi) KEMAL
(Hukuk) SAFRA
fazlalık etmek
Birinin varlığı, bulunduğu yerde gereksiz olmak
FAZLA
(Osmanlı Dönemi) İleri. *Gereksiz, lüzumsuz
FAZLA
(Osmanlı Dönemi) Çok ziyâde, artık, artan
FAZLA
(Osmanlı Dönemi) (C: Fazalât) Kazurat, pislik
Fazla
(Osmanlı Dönemi) BİRUN
Fazla
(Osmanlı Dönemi) MAHŞÜV
fazla
Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı olan, ziyade: "Yaşamak için çok zorluk çekiyordu
fazla
Daha çok, aşkın: "Biz ancak Cumhuriyet devrinde elli yıldan fazla bir barış devri geçirmişiz."- B. Felek
fazla
Daha çok, aşkın
fazla
Artmış olan
fazla
Fazla olarak hastaydı."- R. N. Güntekin
fazla
Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı (olan), ziyade
fazla
Gereksiz, yersiz
fazlalık