fazlalık

listen to the pronunciation of fazlalık
Türkisch - Englisch
surplus
excess
more
overbalance
residuary
plus
glut
bulge
supernumerary
excess, surplus, superfluity
overage
de trop
super
excrescence
oversupply
superfluity
overplus
superfluities
surplusage
margin
redundancy
slack
(Biyoloji) redundant
runoff
excessiveness
exorbitance
interloper
redundance
{i} surfeit
{i} outgrowth
plethora
spilth
{i} overflow
spillover
fazla
much

I have too much homework today. - Bugün, çok fazla ödevim var.

I don't know much about computers. - Bilgisayarlar hakkında çok fazla şey bilmiyorum.

fazla
surplus

I bought a backpack at the army surplus store. - Ordu fazlası mağazasında bir sırt çantası aldım.

We have a surplus of food. - Bizim yiyecek fazlalığımız var.

fazla
over

This movement from rural to urban areas has been going on for over two hundred years. - Kırsaldan şehir bölgelerine yapılan bu taşınma iki yüzyıldan daha fazla bir süredir devam etmektedir.

Due to overfishing, some fish stocks are now at perilously low levels. - Çok fazla balık avı dolayısıyla, bazı balık stokları şimdi tehlikeli derecede düşük seviyelerde.

fazlalık denetimi
redundancy check
fazlalık etmek
(for someone) to be extra, be one too many; to overcrowd a place
fazlalık karakter
redundant character
fazlalık kod
redundant code
fazla
too, heartily; too much, too many; spare, extra; excessive 5.superfluous; surplus
fazla
big

This means that if you try to protect yourself too much, you will only make bigger mistakes. - Bu, kendini daha fazla korumaya çalışırsan, sadece daha büyük hatalar yapacaksın anlamına gelir.

It's not such a big problem. You're worrying way too much. - O öyle büyük bir sorun değil. Oldukça fazla üzülüyorsun.

fazla
{s} excessive

Tom complained about the excessive noise. - Tom haddinden fazla gürültü hakkında şikayet etti.

She smokes excessively. - O çok fazla sigara içiyor.

fazla
too

If you eat too much you will become fat. - Çok fazla yersen şişmanlarsın.

I have too much homework today. - Bugün, çok fazla ödevim var.

fazla
{s} superfluous
fazla
(Havacılık) safety valve
fazla
redundant

Soldiers currently in theatre will not be made redundant. - Şu an tiyatrodaki askerler ihtiyaç fazlası yapılmayacaklar.

fazla
oversupplied
fazla
playtime
fazla
ex
fazla
far

He drinks far too much beer. - O çok fazla bira içer.

Tom has far more experience than Mary. - Tom'un Mary'den daha fazla deneyimi var.

fazla
considerable
fazla
to spare

We have more than enough time to spare. - Harcamak için gereğinden fazla zamanımız var.

fazla
spare

Why do you spend most of your spare time with Tatoeba? - Tatoeba ile benimle harcadığından daha fazla zaman harcamayı tercih edersin.

We have more than enough time to spare. - Harcamak için gereğinden fazla zamanımız var.

fazla
over-
fazla
extra

We'll need an extra ten dollars. - Fazladan bir on dolara ihtiyacımız olacak.

Tom causes me a lot of extra work. - Tom başıma fazladan iş çıkarıyor.

fazla
above

Phenolphthalein will turn fuchsia in the presence of a base with a pH of or above 10.0 and will remain colorless in the presence of a solution with a pH of or below 8.2. - Fenolftalein, 10.0 ya da daha fazla bir pH'a sahip olan bir baz varlığında parlak mora dönüşecektir ve 8.2 ya da daha az bir pH değerine sahip bir çözeltinin varlığında renksiz kalacaktır.

I love this book above all. - Bu kitabı her şeyden fazla seviyorum.

fazla
strongly
fazla
heartily
fazla
extravagant
fazla
de trop
fazla
no end of
fazla
not more than
fazla
to more than
aktif fazlalık
(Havacılık) active redundancy
fazla
expletive
fazla
beyond

The patient was quite beyond help, so that the doctors could do no more. - Hasta yardım almanın ötesindeydi, onun için doktorlar daha fazlasını yapamadı.

fazla
excrescence
fazla
what is left over, the remainder
fazla
{e} out

The price turned out to be lower than I thought. - Fiyat düşündüğümden daha da fazla düştü.

I used to hang out with Tom a lot, but these days he's not around much. - Eskiden Tom'la çok takılırdım, fakat o bu günlerde çok fazla buralarda değil.

fazla
plenty

I've got plenty more. - Çok daha fazlasına sahibim.

There were plenty of guests in the hall. - Salonda çok fazla misafir vardı.

fazla
excess

Don't drink to excess. - İçkiyi fazla kaçırma.

Excessive gambling causes the same brain changes as a drug addiction. - Fazla kumar, uyuşturucu bağımlılığına benzer beyin değişimlerine neden olur.

fazla
extra, left over
fazla
unneedful
fazla
in excess of
fazla
plus
fazla
thick
fazla
rising of
fazla
too; too much; too many
fazla
more (than)
fazla
ultra
fazla
detrop
fazla
supernumerary
fazla
super

The Philippines experienced more than twenty super typhoons that year. - Filipinler o yıl yirmiden fazla süper tayfun yaşadı.

sayıca fazlalık
preponderance
şaşırtıcı fazlalık
embarrass de richesse
Türkisch - Türkisch
Çokluk, gereğinden artık olma durumu: "Fakat, tuhaf ki, kadın teessürde, korkuda hiçbir fazlalık göstermedi."- R. N. Güntekin
Çokluk, gereğinden artık olma durumu
bolluk
(Osmanlı Dönemi) KEMAL
(Hukuk) SAFRA
fazlalık etmek
Birinin varlığı, bulunduğu yerde gereksiz olmak
FAZLA
(Osmanlı Dönemi) İleri. *Gereksiz, lüzumsuz
FAZLA
(Osmanlı Dönemi) Çok ziyâde, artık, artan
FAZLA
(Osmanlı Dönemi) (C: Fazalât) Kazurat, pislik
Fazla
(Osmanlı Dönemi) BİRUN
Fazla
(Osmanlı Dönemi) MAHŞÜV
fazla
Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı olan, ziyade: "Yaşamak için çok zorluk çekiyordu
fazla
Daha çok, aşkın: "Biz ancak Cumhuriyet devrinde elli yıldan fazla bir barış devri geçirmişiz."- B. Felek
fazla
Daha çok, aşkın
fazla
Artmış olan
fazla
Fazla olarak hastaydı."- R. N. Güntekin
fazla
Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı (olan), ziyade
fazla
Gereksiz, yersiz
fazlalık
Favoriten