devam etmek

listen to the pronunciation of devam etmek
Türkçe - İngilizce
go on

It's absolutely impossible for me to go on like this. - Böyle devam etmek benim için kesinlikle imkansızdır.

If you want to go on with the conversation, you'd better speak a bit lower. - Konuşma ile devam etmek istiyorsan biraz daha düşük konuşsan iyi olur.

proceed

How would you like to proceed? - Nasıl devam etmek istersin?

Are you ready to proceed? - Devam etmek için hazır mısın?

hold
continue

He had to continue his trip in secret. - Gezisine gizlice devam etmek zorunda kaldı.

We have no options but to continue. - Devam etmekten başka seçeneğimiz yok.

last
abide
keep on

I want to keep on living with him. - Onunla yaşamaya devam etmek istiyorum.

I have to keep on working. - Ben çalışmaya devam etmek zorundayım.

endure
keep up

It's hard to keep up with Tom. - Tom'la devam etmek zor.

attend
take up
carry on with
stand

It was all I could do to keep standing. - Yapabildiğim bütün şey ayakta durmaya devam etmekti.

duro
hold on
go off
attend regularly
persevere
(Bilgisayar) resume
exposed
press on
dure
hold out
keep it up
(Havacılık) continue to

I want to continue to help women. - Kadınlara yardım etmeye devam etmek istiyorum.

Fadil wanted to continue to love Dania. - Fadıl, Dania'yı sevmeye devam etmek istiyordu.

get on with

Tom wanted to get on with his life. - Tom hayatına devam etmek istiyordu.

I want to get on with my life. - Hayatıma devam etmek istiyorum.

go ahead with something
soldier on
be in progress
Continue, keep on, go on, keep going, carry on
Last, endure
Persevere, persist
Attend (regularly)
get along
a) to continue, to keep on, to go on, to keep going, to carry on b) to last, to endure c) to persevere, to persist d) to attend (regularly)
carry over
draw
go ahead with smth
go ahead!
(Hukuk) persist, proceed
prosecute
carry forward
hang over
persist
go along
pass on
progress

The work is now in progress. - İş şimdi devam etmektedir.

pursue
keep going

We've just got to keep going. - Biz sadece gitmeye devam etmek zorundayız.

We gave the first step, now we just have to keep going. - Biz ilk adımı attık, şimdi sadece devam etmek zorundayız.

follow on
keep at
1. to last, go on. 2. to continue, keep on; to carry on (with). 3. to attend
get back to work
carry on

We have no choice but to carry on. - Devam etmekten başka seçeneğimiz yok.

run on
keep the ball rolling
push along
to resume
to continued
to cont
get on with sth
goon
{f} push
{k} push ahead
Go Ahead
stand to
devam etmek kalmak
persist
devam et
go on

In this world, it's difficult to go on behaving like a human being. - Bu dünyada insan gibi davranmaya devam etmek zordur.

He won't go on to graduate school. - Okuldan mezun olmak için devam etmeyecek.

kaldığı yerden devam etmek
resume
devam et
{f} go ahead

If you've got something to say, go ahead and say it. - Söyleyecek bir şeyin varsa devam et ve söyle.

By all means. Go ahead. - Kesinlikle. Devam et.

devam et
go ahead!

If you've got something to say, go ahead and say it. - Söyleyecek bir şeyin varsa devam et ve söyle.

You should go ahead and do it, just like you said you would. - Devam etmelisin ve onu yapmalısın, tam yapacağını söylediğin gibi.

devam et
keep it up

You are doing very well. Keep it up. - Çok iyi yapıyorsun. Devam et.

devam et
(Bilgisayar) resume

Tom resumed speaking. - Tom konuşmaya devam etti.

When the excitement died down, the discussion resumed. - Heyecan azalınca,tartışma devam etti.

devam et
right on

Tom just kept right on talking. - Tom hemen konuşmaya devam etti.

devam et
(Bilgisayar) continue anyway
devam et
(Bilgisayar) continue

Corporate bankruptcies continued at a high level last month. - Şirket iflasları geçen ay yüksek bir düzeyde devam etti.

Not only has eating with your fingers continued throughout the centuries, but some scholars believe that it may become popular again. - Parmaklarınızla yemek yemek sadece yüzyıllar boyu devam etmekle kalmadı, aynı zamanda bazı alimler onun tekrar popüler olabileceğine inanıyorlar.

devam etme
attending

I really liked attending to that school. Every day, Gustavo would bring the guitar for us to play and sing during the break. - Gerçekten o okula devam etmeyi sevdim. Gustavo bize mola sırasında oynamak ve şarkı söylemek için her gün gitar getirirdi.

Poverty prevented him from attending school. - Yoksulluk onun okula devam etmesini engelledi.

devam etme
persisting
devam et
{f} ongoing
devam et
{f} attending

I really liked attending to that school. Every day, Gustavo would bring the guitar for us to play and sing during the break. - Gerçekten o okula devam etmeyi sevdim. Gustavo bize mola sırasında oynamak ve şarkı söylemek için her gün gitar getirirdi.

Saturday is the pottery class I've been attending since last year. - Cumartesi geçen yıldan beri devam ettiğim çömlekçilik dersidir.

devam et
soldier on
devam et
kept on

Bill kept on crying for hours. - Bill saatlerce ağlamaya devam etti.

I told the children to be quiet, but they just kept on being noisy. - Çocuklara sessiz olmalarını söyledim, fakat onlar gürültülü olmaya devam ettiler.

devam et
keep on

Keep on working while I'm away. - Ben uzaktayken çalışmaya devam et.

Please keep on working even when I'm not here. - Burada olmadığım zaman bile lütfen çalışmaya devam et.

devam et
{f} continuing

I see no point in continuing this conversation. - Bu konuşmaya devam etmenin amacı olmadığını anlıyorum.

Poverty prevented him from continuing his studies. - Fakirlik onun çalışmalarına devam etmesini engelledi.

devam et
keep going

We have to keep going. - Gitmeye devam etmek zorundayız.

We gave the first step, now we just have to keep going. - Biz ilk adımı attık, şimdi sadece devam etmek zorundayız.

devam et
{f} continued

Not only has eating with your fingers continued throughout the centuries, but some scholars believe that it may become popular again. - Parmaklarınızla yemek yemek sadece yüzyıllar boyu devam etmekle kalmadı, aynı zamanda bazı alimler onun tekrar popüler olabileceğine inanıyorlar.

Black Americans continued to suffer from racism. - Siyah Amerikalılar, ırkçılıktan dolayı acı çekmeye devam ettiler.

devam et
kept going
devam etme
progress

The work is now in progress. - İş şimdi devam etmektedir.

devam etme
continuation
devam etme
attendance
devam et
get on with it
ara vermeden devam etmek
follow on
devam et
soldier#on
devam et
soldieron
devam etme
persist
devam etme
continuance
görüşmeye devam etmek
keep track of
ikna olmaya devam etmek
remain convinced
inatla devam etmek
slog away
inatla devam etmek
slog on
koşmaya devam etmek
run on
olmaya devam etmek
rest
oturmaya devam etmek
remain seated
oturmaya devam etmek
keep one's seat
yanmaya devam etmek
keep in
yapmaya devam etmek
keep on doing
yapmaya devam etmek
keep doing
yoluna devam etmek
stand upon
yoluna devam etmek
stand on
çalıştırmaya devam etmek
keep on
Türkçe - Türkçe
sürümek
(Osmanlı Dönemi) MUZABERE
(Osmanlı Dönemi) MÜVAKEZA
devam etmek