tartışma

listen to the pronunciation of tartışma
Türkisch - Englisch
discussion

The discussions were long and sometimes bitter. - Tartışmalar uzun ve bazen acıydı.

Instead, I will turn to a discussion of the two economic variables I defined a moment ago. - Onun yerine az önce tanımladığım iki ekonomik değişkenin tartışmasına döneceğim.

debate

It wasn't much of a debate. - Büyük bir tartışma değildi.

I beat him completely in the debate. - Tartışmada onu tamamen yendim.

(Hukuk) dispute

That dispute has been settled once and for all. - O tartışma bir zamanlar karara bağlandı ve herkes için.

Only after a long dispute did they come to a conclusion. - Ancak uzun bir tartışmadan sonra bir sonuca vardılar.

argument

I will marshal a fair amount of scientific data to support my argument. - Benim tartışmayı destekleyecek adil bir miktar bilimsel veriyi sıralayacağım

Their argument eventually ended in a draw. - Onların tartışması sonunda berabere bitti.

quarrel

I want to put an end to the quarrel. - Ben tartışmaya bir son vermek istiyorum.

John had a violent quarrel with his wife. - John, eşi ile şiddetli bir tartışma yaşadı.

controversy

Suddenly, Mary found herself in the middle of a controversy. - Aniden, Mary kendini bir tartışmanın ortasında buldu.

In spite of the controversy it aroused, the question still remains open. - Onun yer verdiği tartışmaya rağmen, sorun hâlâ çözülmemiş kalmaya devam ediyor.

cross talk
breeze
moot
parley
disagreement
jangle
debate; discussion; argument, dispute
row
broil
brawl
disputation
discussion, argument, dispute, tiff, debate, contention, controversy
argumentation
rap
bust up
hassle
altercation

An 18-year-old male is in hospital after an altercation at a party last night. - 18 yaşındaki bir erkek, dün geceki bir partideki tartışmadan sonra hastanededir.

An altercation broke out between Dan and Linda. - Dan ve Linda arasında bir tartışma patlak verdi.

bickering
contestation
contention
contest

Conchita Wurst's selection for the Eurovision Song Contest 2014 sparked controversy in Austria. - 2014 Eurovision Şarkı Yarışması için Conchita Wurst'un seçilmesi Avusturya'da tartışmalara yol açtı.

{i} sparring
disputing
conference
argue

You'd better not argue with Tom. - Tom'la tartışmasan iyi olur.

Don't argue when you are angry and don't eat when you are full. - Öfkeli isen tartışma ve tok isen yemek yeme.

deliberate
tiff
{i} quarrelling

Quarrelling spoiled our unity. - Tartışma birliğimizi bozdu.

polemic
dustup
teach-in
deliberation

Perry became used to the loud deliberations. - Perry yüksek sesle tartışmalara alıştı.

setto
wordy warfare
teach in
rencounter
{i} wrangle
bicker
fray
{i} spar

Conchita Wurst's selection for the Eurovision Song Contest 2014 sparked controversy in Austria. - 2014 Eurovision Şarkı Yarışması için Conchita Wurst'un seçilmesi Avusturya'da tartışmalara yol açtı.

My comment sparked off an argument in the group. - Benim yorumum grupta bir tartışmayı ateşledi.

shooting match
tartışmak
argue

Some people hate to argue. - Bazı insanlar tartışmaktan nefret ederler.

Some people hate to argue. - Bazıları tartışmaktan nefret ederler.

tartışmak
dispute
tartışmak
discuss

I don't want to discuss Tom's problems. - Tom'un sorunlarını tartışmak istemiyorum.

I see no reason to discuss it further. - İlerde bunu tartışmak için sebep olmadığını anlıyorum.

tartışmak
quarrel

Please cease from quarreling. - Lütfen tartışmaktan vazgeçin.

I don't want to quarrel with you. - Seninle tartışmak istemiyorum.

tartışma götürmez
unassailable
tartışma götürmez
beyond dispute
tartışma götürmez
unquestionable
tartışma kabul etmez
beyond cavil
tartışma konusu
moot point
tartışma konusu
bone
tartışma konusu
point at issue
tartışma konusu
contention
tartışma konusu dava
moot case
tartışma olsun diye zayıf tarafı savunan kimse
devil's advocate
tartışma ortamı
platform
tartışma yanlısı kimse
controversialist
tartışma çıkarmak
hassle
tartışmak
debate

We don't have time to debate. - Tartışmak için zamanımız yok.

The time has come to debate the most relevant matters. - En ilişkili konuları tartışmak için zaman geldi.

tartışmak
to argue, to dispute, to have words (with sb), to have a tiff (with sb), to have a row; to discuss, to debate, to talk sth over (with sb)
tartışmak
{f} negotiate
itiraz etme, tartışma
dispute
tartışmak
{f} wrangle
tartışmak
spar
tartışmak
join issue with somebody
tartışmak
(deyim) fall out with
tartışmak
discuss with

There's something else I want to discuss with you. - Seninle tartışmak istediğim başka bir şey var.

There is something important I want to discuss with you. - Seninle tartışmak istediğim önemli bir şey var.

tartış
argue with

Tom doesn't want to argue with you. - Tom sizinle tartışmak istemiyor.

Tom and Mary argue with each other all the time. - Tom ve Mary birbirleri ile her zaman tartışırlar.

tartış
{f} quarrel

I want to put an end to the quarrel. - Ben tartışmaya bir son vermek istiyorum.

What was the cause of your quarrel? - Sizin tartışmanızın nedeni neydi?

tartış
{f} moot
tartış
{f} debate

She pretended to be asleep during the debate. - O, tartışmada uyuyor gibi yaptı.

I beat him completely in the debate. - Tartışmada onu tamamen yendim.

tartış
{f} quarrelling

Quarrelling spoiled our unity. - Tartışma birliğimizi bozdu.

The couple was quarrelling and Chris knocked Beth down. - Çift tartışıyordu ve Chris Beth'e vurup yere devirdi.

tartış
argue

Don't argue when you are angry and don't eat when you are full. - Öfkeli isen tartışma ve tok isen yemek yeme.

Some people hate to argue. - Bazı insanlar tartışmaktan nefret ederler.

tartış
{f} spar

My comment sparked off an argument in the group. - Benim yorumum grupta bir tartışmayı ateşledi.

The fatal stabbing was sparked by an argument that got out of control. - Ölümle sonuçlanan bıçaklama olayının kıvılcımı, kontrolden çıkan tartışmadan çıkmıştı.

tartış
{f} dispute

That dispute has been settled once and for all. - O tartışma bir zamanlar karara bağlandı ve herkes için.

After a long dispute the coal mines closed and the remaining miners were paid off. - Uzun bir tartışmadan sonra kömür madenleri kapatıldı ve kalan madenciler işten çıkarıldılar.

tartış
discuss with

Tom has something to discuss with all of us. - Tom'un hepimizle tartışacak bir şeyi var.

I have something important to discuss with Tom. - Tom'la tartışacak önemli bir şeyim var.

tartış
controvert

Parliamentary immunity is a controvertial issue. - Parlamenter dokunulmazlık tartışmalı bir konudur.

tartış
discuss

This problem is worth discussing. - Bu sorun tartışılmaya değer.

Instead, I will turn to a discussion of the two economic variables I defined a moment ago. - Onun yerine az önce tanımladığım iki ekonomik değişkenin tartışmasına döneceğim.

tartış
{f} bicker

Tom and Mary bicker all day long. - Tom ve Mary bütün gün tartışırlar.

tartışmak
fight
tartışmak
fall out
tartışmak
haggle
tartışmak
talk over
tartışmak
have it out with
tartışmak
deliberate
tartışmak
reason

I see no reason to discuss it further. - İlerde bunu tartışmak için sebep olmadığını anlıyorum.

tartışmak
have words
tartışmak
tangle with
tartışmak
have a row
tartışmalar
discussions

The discussions were long and sometimes bitter. - Tartışmalar uzun ve bazen acıydı.

The discussions are still in progress. - Tartışmalar halen devam ediyor.

tartışmalar
disputations
tartışmalar
arguments

Tom usually wins arguments. - Tom genellikle tartışmaları kazanır.

Marital arguments should always be constructive to a marriage. - Evlilik tartışmaları, bir evlilik için daima yapıcı olmalıdır.

açıkça tartışma
ventilation
bağırarak tartışma
brawling
benimle tartışma
but me no buts
edebi tartışma
literary argument
geniş bir alanda yapılan tartışma
(Hukuk) a wide-range debate
gürültülü tartışma
rumpus
hararetli tartışma
battle royal
karşı tartışma
con
sonuca ulaşmayan tartışma
corker
sorunu kökünden çözen tartışma
clincher
tartış
hassle
tartış
quibble
tartışmak
take issue with smb
tartışmak
canvass
tartışmak
brawl
tartışmak
(for two greased wrestlers) to engage in a preliminary struggle (in order to discover each other's weak points)
tartışmak
contend
tartışmak
set to
tartışmak
bust
tartışmak
moot
tartışmak
to debate (with); to have a discussion (with); to argue, dispute (with)
tartışmak
(Hukuk) to debate

I don't want to debate this. - Bunu tartışmak istemiyorum.

The time has come to debate the most relevant matters. - En ilişkili konuları tartışmak için zaman geldi.

tartışmak
altercate
tartışmak
bicker
tartışmak
have a set to
tartışmak
have a row with
tartışmak
join issue with smb
tartışmak
(doğruluğunu) challenge
tartışmak
have words with smb
tartışmak
jangle
tartışmak
disagree
tartışmak
{k} hash over
tartışmak
to debate, discuss, or argue (something)
tartışmak
{f} controvert
tartışmak
bat around
şiddetli tartışma
ironclad argument
Türkisch - Türkisch
Bir sorun üzerine sözle veya yazılı olarak karşılıklı, bazen de sertçe savunma
Bir sorun üzerine sözle veya yazılı olarak karşılıklı, bazen de sertçe savunma: "Bir yazarın eserini anlamak için onun kişiliği üzerine bilgi edinmek gerekir mi sorunu öteden beri edebiyatçılar arasında geniş tartışmalara yol açmıştır."- A. Ş. Hisar
Ağız kavgası, münakaşa
Birbirine karşıt düşünceleri karşılıklı savunma
Ağız kavgası, münakaşa: "Belki de komşulardan çekindiğinden tartışmayı kesmek gereğini duyuyor."- H. Taner
Birbirine karşıt düşünceleri karşılıklı savunma: "Karşısındakilerin tartışmaları çabuk bıraktıklarına da dikkat etmedi."- T. Buğra
münakaşa
Tartışmak
münakaşa etmek
tartış
Tartmak işi veya biçimi
tartışmak
Ağız dalaşı yapmak, münakaşa etmek: "Usta da, ben de tartışmak istemedik adamla."- N. Cumalı
tartışmak
Ağız dalaşı yapmak, münakaşa etmek
tartışmak
Karşı karşıya durum alıp elle birbirini yoklayarak zayıf yanlarını aramak
tartışmak
Bir konu üzerinde, birbirine ters olan görüş ve inançları karşılıklı savunmak
tartışmak
Güreşte karşı karşıya durum alıp elle birbirini yoklayarak zayıf yanlarını aramak
tartışmak
(Osmanlı Dönemi) münakaşa
toplu tartışma
Forum
Englisch - Türkisch

Definition von tartışma im Englisch Türkisch wörterbuch

tartışma konusu olan dava
(Kanun) moot case
tartışma
Favoriten