Tom'la konuyu tamamıyla görüşmek için zamanım yoktu.
- I haven't had time to fully discuss the matter with Tom.
Gerçeğin tamamıyla farkındayım.
- I'm fully aware of that fact.
Üzgünüm, bugün tamamen ayrılmış.
- I'm sorry, today is fully booked.
Tom tamamen problemin farkında.
- Tom is fully aware of the problem.
Tom hâlâ ne olduğunun tam olarak farkında değil.
- Tom is still not fully aware of what has happened.
Durumun öneminin tam olarak farkındayım.
- We are fully aware of the importance of the situation.
Kazanın sebebi olduğunun tamamen farkındadır.
- He fully realizes that he was the cause of the accident.
O, ne gördüğünü polise tam olarak bildirdi.
- He reported fully what he had seen to the police.
Hayır, teşekkür ederim. Tokum.
- No, thank you. I'm full.
Tokyo sokakları Cumartesi günleri doludur.
- The streets in Tokyo are full on Saturdays.
Ağzın doluyken konuşma.
- Do not talk with your mouth full.
Ağzın doluyken konuşma.
- Don't talk with your mouth full.
Kazanın sebebi olduğunun tamamen farkındadır.
- He fully realizes that he was the cause of the accident.
Kiraz ağaçları tamamen çiçeklenmişler.
- The cherry trees are in full blossom.
Elbisenin bol bir eteği var.
- The dress has a full skirt.
O hala bol enerji var.
- She is still full of energy.
Tom'un tam adı nedir?
- What's Tom's full name?
Bana tam adınızı verebilir misiniz lütfen?
- Can you give me your full name, please?
Şimdi pürdikkatine ihtiyacım var.
- I need your full attention now.
Tom şimdi benim pürdikkatime sahip.
- Tom has got my full attention now.
Parktaki tüm kiraz ağaçları tamamen çiçek açmış.
- All the cherry trees in the park are in full bloom.
Tom tamamen problemin farkında.
- Tom is fully aware of the problem.
O, bütün dersi ezberleyerek tam not aldı.
- She got full marks by memorizing the whole lesson.
Bütün dikkatimi dışarıdaki manzaraya yöneltti.
- He addressed my full attention to the landscape outside.
Tom tamamen problemin farkında.
- Tom is fully aware of the problem.
Kazanın sebebi olduğunun tamamen farkındadır.
- He fully realizes that he was the cause of the accident.
Gerçekten çok meraklısın, değil mi?
- You are really full of curiosity, aren't you?
O yaşamak için uzun zamanı olmadığını çok iyi biliyordu.
- He knew full well that he didn't have long to live.
Oyun çok popülerdi ondan tiyatro neredeyse tam doluydu.
- The play was so popular that the theater was almost full.
Tam din özgürlüğü tüm insanlar için güvence altına alınmıştır.
- Full religious freedom is assured to all people.
Tom'un özetleri daima yazım hatalarıyla doludur.
- Tom's summaries are always full of misprints.
Onun elleri bebekle ilgilenmekle meşgul.
- Her hands are full taking care of the baby.
Kumarhanedeki şanslı bir geceden sonra, Tom'un cepler dolusu nakiti vardı.
- Tom had pockets full of cash after a lucky night at the casino.
Cümlenin sonunda nokta konulmalı.
- One should add a full stop at the end of the sentence.
Tam din özgürlüğü tüm insanlar için güvence altına alınmıştır.
- Full religious freedom is assured to all people.
Bunun için tüm sorumluluğu kabul edeceğim.
- I will accept full responsibility for this.
He fully met his responsibilities.
The lobule margins, furthermore, are arched away from the lobe, with the consequence that (when fully inflated) the abaxial leaf surface forms the interior lining of the lobule.
The old man wanted the most luxurious car possible, so he asked for one that was fully loaded with items such as power windows and air conditioning.
The armed robber came into the bank with a fully loaded shotgun and began firing away as he made his demands.
That Accord came fully-loaded with a moonroof, power windows — the whole she-bang!.
The jugs were full to the point of overflowing.
Our book gives full treatment to the subject of angling.
I was fed to the full.
It is full strange to him who hears and feels, / When wandering there in some deserted street, / The booming and the jar of ponderous wheels,.
... Five years ago, few fully realized the impact of their ...
... is applicable and which fully exploits the internet. ...