doluluk

listen to the pronunciation of doluluk
Türkisch - Englisch
plethora
(İnşaat) compactness
integrity
fullness
fulness
repletion
full
fullness, plenitude
throng
impletion
plenum
dolu
full

Do not talk with your mouth full. - Ağzın doluyken konuşma.

Don't speak with your mouth full. - Ağzın doluyken konuşma.

dolu
hail

The hail harmed the crops. - Dolu ekinlere zarar verdi.

The hailstorm ruined crops. - Dolu fırtınası ürünleri mahvetti.

doluluk boşluk oranı
(Bilgisayar,Teknik) duty cycle
doluluk hali
(Tıp) plethora
doluluk oranı
(İnşaat) compactness ratio
doluluk oranı
(Turizm) occupancy rate
doluluk oranı
(Turizm) load factor
doluluk oranı
(Telekom) fill factor
doluluk miktarı
charge
doluluk oranı
(otel) occupancy
doluluk oranını artırma
(Turizm) yield management
dolu
crowded

The street was crowded with cars. - Cadde arabalarla doluydu.

The street was crowded with people. - Cadde insanlarla doluydu.

dolu
occupied

All the apartments are occupied. - Tüm apartmanlar doludur.

dolu
{s} replete

The annals of sports are replete with the names of great black athletes. - Spor yıllıkları, büyük siyah sporcuların isimleriyle doludur.

dolu
sleet
dolu
(Avcılık) load
dolu
thick
dolu
charged
dolu
vibrant with
dolu
full of
dolu
(Gıda) full bodied
dolu
(Konuşma Dili) beyond measure
dolu
fraught with
dolu
crammed
dolu
fraught
dolu
brimful of
dolu
a load of
dolu
loaded

That gun is probably not loaded. - O silah muhtemelen dolu değil.

This car is fully loaded. - Bu araba tamamen dolu.

dolu
haıl
dolu
{s} abundant
dolu
alive with

The place was alive with creative young people. - Yer yaratıcı genç insanlarla hayat doluydu.

The pond was alive with various tiny fishes. - Gölet çeşitli küçük balıklarla doluydu.

dolu
engaged
dolu
{s} laden
dolu
{s} abounding
dolu
{s} rife
dolu
ridden
dolu
instinct with
dolu
{s} filled

The park is filled with children. - Park çocuklarla doludur.

The balloon is filled with air. - Balon havayla doluydu.

dolu
teeming

The street was teeming with people. - Sokak insanlarla doluydu.

dolu
shot through
dolu
{s} shot
dolu
capacity

The bus was filled to capacity. - Otobüs tam kapasite doluydu.

The hall was filled to capacity. - Salon tam kapasite doluydu.

dolu
thick with
dolu
instinct
dolu
racked
dolu
steeped in
hayal doluluk
dreamfulness
hayat doluluk
animateness
Türkisch - Türkisch
Dolu olma durumu
Dolu
pür
Dolu
(Osmanlı Dönemi) FA'M
Dolu
(Osmanlı Dönemi) BEREDE
Dolu
kırcı
Dolu
komple
Dolu
fam
dolu
Boş yeri yok, her yeri tutulmuş
dolu
Boş yeri olmayan, her yeri tutulmuş olan: "Haftaya pazartesiye kadar bütün uçaklar dolu."- A. İlhan
dolu
Bir duygunun güçlü etkisinde olan
dolu
Tornacılıkta delik açılmamış (gereç)
dolu
Delik açılmamış, (gereç)
dolu
İçki doldurulmuş bardak
dolu
Boş vakti olmayan, meşgul. Çok olan (iş, uğraş, olay vb.). İçinde atılacak mermisi bulunan (top, tüfek vb.). İçki doldurulmuş bardak
dolu
Bir yerde sayıca çok
dolu
İçinde atılacak mermisi bulunan
dolu
Boş vakit olmayan, meşgul
dolu
İçi boş olmayan, dolmuş, meşbu, boş karşıtı
dolu
Çok olan
dolu
Havada su buğusunun birden yoğunlaşıp katılaşmasından oluşan, türlü irilikte, yuvarlak veya düzensiz biçimli saydam buz parçaları durumunda yere hızla düşen bir yağış türü: "Dolu ekinlerini vurmuşsa bir yıl aç demekti."- T. Buğra. İçi boş olmayan, dolmuş, meşbu, boş karşıtı
doluluk
Favoriten