düzmek

listen to the pronunciation of düzmek
Türkisch - Englisch
knock off
prepare
fuck [sl.]
to invent (a story); to fake, forge
slang to rape
to arrange, to compose; to prepare; to make up, to invent" " uydurmak; to fuck, to screw, to lay
to arrange, compose; to prepare, bring together
{f} fuck
make up
arrange
compose
(Argo) screw
concoct
invent
düz
smooth

I think that will go smoothly. - Bunun düzgünce gideceğini düşünüyorum.

The opening statement went smoothly. - Açılış konuşması düzgünce gitti.

düz
plain

Ms. Yamada translated the fascinating fairy tale into plain Japanese. - Bayan Yamada büyüleyici Japon masalını düz Japoncaya çevirdi.

Try to write in plain English. - Düz İngilizce ile yazmaya çalış.

düz
straight

I want to go straight. - Ben düz gitmek istiyorum.

Also Felicja has blonde straight hair. - Ayrıca Felicja'nın da sarı düz saçları var.

düz
flat

This child believes that the earth is flat. - Bu çocuk dünyanın düz olduğuna inanmaktadır.

He gave me a flat answer. - O bana düz bir cevap verdi.

düz
{s} even

It is rather sad to see people who can't even use their mother tongue correctly. - Kendi anadilini bile doğru düzgün kullanamayan insanları görmek çok üzücü.

Tom organized the event. - Tom etkinliği düzenledi.

düz
upright
düz
nonstriated
düz
clear-cut
düz
offset
düz
glacé
düz
(Tıp) planum
düz
(Otomotiv) flat base
düz
in plane
düz
(Bilgisayar) regular

Washing your hands regularly is a good way to prevent catching some diseases. - Ellerinizi düzenli olarak yıkama bazı hastalıklara yakalanmayı önlemek için iyi bir yoldur.

Sixty percent of Japanese adult males drink alcoholic beverages on a regular basis. - Yetişkin Japon erkeklerinin yüzde altmışı düzenli olarak alkollü içecekler içerler.

düz
limit
düz
erect
düz
marble
düz
(Tekstil) glace
düz
(Bilgisayar) solid
düz
(Dilbilim) unrounded
düzme
sham
düz
flattened
düz
direct
düz
right

Cheer up! Everything will soon be all right. - Neşelen! Her şey yakında düzene girecek.

Rightists often dislike regulatory legislation. - Sağcılar çoğunlukla düzenleyici mevzuatı sevmezler.

düz
glabrous
düz
level

I agree on an emotional level, but on the pragmatic level I disagree. - Duygusal bir düzeyde katılıyorum ama pragmatik düzeyde katılmıyorum.

Have you checked the oil level recently? - Son zamanlarda yağ düzeyini kontrol ettin mi?

düz
horizontal
düzme
pseudo
düzme
spurious
düz
straight through
düz
flat of
düz
straight on

Go straight on, and you will find the store. - Düz gidin ve mağazayı bulacaksınız.

düz
the plain
düz
levigate
düz
plat

He set the table with cups, saucers, plates and chargers. - O, masayı fincanlarla, çay bardağı tabaklarıyla, tabaklarla ve büyük düz tabaklarla donattı.

Where are the plates arranged? - Plakalar nerede düzenlenmiş?

düz
running
düz
{s} flush

The toilet doesn't flush properly. - Tuvaletin sifonu düzgün çalışmıyor.

düz
lank
düz
forehand
düz
flatways
düz
slick
düz
flatwise
düz
a grape raki
düz
unflavoured Turkish rakı duziko
düz
plane

She lives on another plane of existence. - O, başka bir varlık düzleminde yaşıyor.

We were arguing on different planes to the last. - Biz farklı düzlemler üzerinde tartışıyorduk.

düz
form

Form a straight line! - Düz bir sıra oluşturun.

düz
platy
düz
rectus
düzme
phony
düzme
arranging, composing; false, forged, fake, sham, spurious sahte, düzmece
düzme
factitious
düzme
arranging, arrangement; collecting, collection
düzme
false, fake; forged
düzme
bogus
kılık kıyafeti düzmek
to renew one's wardrobe, fit oneself out with new clothes
mersiye düzmek
elegise
nevaleyi düzmek
to provide the food
nevaleyi düzmek
to get some food together, obtain some provisions
sandık düzmek
(for a young woman) to accumulate things for her hope chest
tüylerini düzmek
1. (for a bird) to preen. 2. (for a quadruped) to smooth its hair, coat, or fur. 3. to start to dress well, take on a smart appearance
çeyiz düzmek
to put together a trousseau
çulu düzmek/düzeltmek
1. to become well-dressed. 2. to become well-off
düzmek
Favoriten