düzlük

listen to the pronunciation of düzlük
Türkisch - Englisch
flatness
level
esplanade
flat
plainness, simplicity
smoothness, flatness, levelness; straightness; flat place, plain, level
floor
evenness
platform
fen
straight
smoothness, flatness, levelness
evenness, uniformity
plainness
flat place, level place, plain
plain

The river meanders across the plain. - Nehir düzlükte menderesler çiziyor.

(Coğrafya) plane
smooth
(Sinema) live stage
prairie
(Nükleer Bilimler) plateau
düz
smooth

I think that will go smoothly. - Bunun düzgünce gideceğini düşünüyorum.

The opening statement went smoothly. - Açılış konuşması düzgünce gitti.

düz
plain

Ms. Yamada translated the fascinating fairy tale into plain Japanese. - Bayan Yamada büyüleyici Japon masalını düz Japoncaya çevirdi.

I'm just a plain old office worker. - Ben sadece düz eski bir ofis çalışanıyım.

düz
straight

Go straight up the street for about 100 meters, and you will get to the junction of three roads. - Caddede yaklaşık 100 metre kadar düz gidin, ve üç yollu kavşağa varırsınız.

I want to go straight. - Ben düz gitmek istiyorum.

düz
flat

This child believes that the earth is flat. - Bu çocuk dünyanın düz olduğuna inanmaktadır.

The earth is round, not flat. - Dünya yuvarlaktır, düz değil.

düz
{s} even

I corrected even the smallest details. - Ben en küçük ayrıntıları bile düzelttim.

Tom organized the event. - Tom etkinliği düzenledi.

düz
marble
düz
erect
düz
in plane
düz
(Tıp) planum
düz
glacé
düz
limit
düz
(Dilbilim) unrounded
düz
nonstriated
düz
clear-cut
düz
offset
düz
upright
düz
(Bilgisayar) solid
düz
(Tekstil) glace
düz
(Bilgisayar) regular

There is no regular boat service to the island. - Adaya düzenli bir tekne servisi yoktur.

Does the error occur regularly or sporadically? Is the error reproducible? - Hata düzenli olarak mı yoksa ara sıra mı meydana geliyor? Hata yeniden üretilebilir mi?

düz
(Otomotiv) flat base
düz
level

Her acting is on the level of a professional. - Onun oyunculuğu profesyonel düzeydedir.

I agree on an emotional level, but on the pragmatic level I disagree. - Duygusal bir düzeyde katılıyorum ama pragmatik düzeyde katılmıyorum.

düz
horizontal
düz
direct
düz
glabrous
düz
right

You must put these mistakes right. - Bu hataları düzeltmelisin.

Cheer up! Everything will soon be all right. - Neşelen! Her şey yakında düzene girecek.

düz
flattened
düz
flat of
düz
the plain
düz
straight on

Go straight on, and you will find the store. - Düz gidin ve mağazayı bulacaksınız.

düz
straight through
düz
levigate
aydaki karanlık düzlük
mare
düz
plat

Where are the plates arranged? - Plakalar nerede düzenlenmiş?

He set the table with cups, saucers, plates and chargers. - O, masayı fincanlarla, çay bardağı tabaklarıyla, tabaklarla ve büyük düz tabaklarla donattı.

düz
running
düz
forehand
düz
{s} flush

The toilet doesn't flush properly. - Tuvaletin sifonu düzgün çalışmıyor.

düz
lank
düz
flatways
düz
flatwise
düz
a grape raki
düz
slick
düz
unflavoured Turkish rakı duziko
düz
plane

The sum of the angles of a triangle on a spherical plane is more than 180 degrees. - Küresel bir düzlemde bir üçgenin açılarının toplamı 180'den dereceden daha fazladır.

We were arguing on different planes to the last. - Biz farklı düzlemler üzerinde tartışıyorduk.

düz
platy
düz
form

Form a straight line! - Düz bir sıra oluşturun.

düz
rectus
düzlükler
plains
enine düzlük
transverse plane
geniş yeşillik düzlük
(kuzey amerika) prairie
kayar düzlük
planing bottom
optik düzlük
optical flat
son düzlük
(yarış) homestretch
yüksek düzlük
terrace
ön düzlük
front porch
düzlük
Favoriten