düşme

listen to the pronunciation of düşme
Türkisch - Englisch
drop

If my plane doesn't crash, and if I do not get kidnapped by organ thieves, I will drop you a line at the beginning of the week. - Uçağım düşmezse ve organ mafyası tarafından kaçırılmazsam hafta başında sana yazacağım.

The room was so quiet you could hear a pin drop. - Oda o kadar sessizdi ki bir iğnenin düşmesini bile işitebilirdin.

descent

The descent to hell is easy. - Cehenneme düşmek kolaydır.

tumble
falling away
fall

Leaves begin to fall in October. - Yapraklar ekimde düşmeye başlar.

She was injured in a fall. - O, bir düşmede yaralandı.

falling down

A belt keeps your pants from falling down. - Kemer pantolonunun düşmesini önler.

fall, falling
flop
slump

The Taiwanese dollar appreciated, causing Taiwanese exports to slump. - Tayvan doları değer kazandı ve Tayvan ihracatının düşmesine neden oldu.

spill
downfall
scale down
(fiyat) sag
falling off
precipitation
decadence
diminution
(Dilbilim) elision
(Dilbilim) loss
ebbing
(Kanun) abatement
(Dilbilim) deletion
drop down
falling

Falling on ice hurts. - Buz üzerinde düşmek incitir.

I had to grab her to keep her from falling. - Onun düşmesini engellemek için onu tutmak zorunda kaldım.

decline

All of us want prices to decline. - Biz hepimiz fiyatların düşmesini istiyoruz.

Home prices have continued to decline. - Ev fiyatları düşmeye devam etti.

comedown
dropping
setback
degradation
falling from
stepdown
trip

Tom is trying not to be trip and fall. - Tom ayağı takılıp düşmemeye çalışıyor.

I'm trying not to be trip and fall. - Takılıp düşmemeye çalışıyorum.

knockdown
düşmek
drop
elden düşme
secondhand
düşmek
fall

Falling on ice hurts. - Buz üzerinde düşmek incitir.

Luckily, I got hold of a branch and was saved from falling. - Neyse ki bir dalı tuttum ve düşmekten kurtuldum.

düş
dream

I never dreamed I would meet you here. - Seninle burada karşılaşacağımı asla düşünmedim.

I never dreamed that I would meet her again. - Onunla tekrar karşılaşacağımı asla düşünmedim.

düşme ağı izleme destek programı
(Askeri) driftnet monitoring support program
düşme eğilimi olan
(borsa) bearish
düşme göstermek
to drop off
düşme sesi
plump
düşmek
{f} decline
düşmek
fall off

Your shirt button is about to fall off. - Gömlek düğmen düşmek üzere.

If you don't want to fall off the cliff, don't stay near it. - Eğer uçurumdan düşmek istemiyorsanız, onun yanında durmayın.

düşmek
collapse
düşmek
crumble
küçük düşme
humiliation
düş
{f} fall

The garden was covered with fallen leaves. - Bahçe düşmüş yapraklarla kaplıydı.

All the expenses will fall on the sponsor. - Tüm masraflar sponsora düşecektir.

düşmek
come down
düşmek
dive
düşmek
come off
düşmek
fall over
düşmek
{f} tumble
düşmek
to fall; to drop; to decline; (uçak) to crash; (çocuk) to be aborted; to fall down, to fall over, to go down; to fall on, to fall upon, to fall to (sb); to fall off, to decrease, to go down, to come down; to deduct, to subtract; to condescend (to), to sto
düşmek
stoop
gözden düşme
disfavor
başı öne düşme
nod
düşmek
{f} land
düşmek
{f} deduct
birdenbire düşme
slump
düş
daydream

Daydreaming is the moonlight of thought. - Hayal kurmak düşüncenin mehtabıdır.

düş
vision
düşmek
falter
düşmek
go
düşmek
plummet
düşmek
end up in
düşmek
plump down
düşmek
condescend
düşmek
flow
düşmek
blow
düşmek
create
düşmek
reverie
düşmek
subtract
düşmek
whop
düşmek
fail
düşmek
recede
düşmek
run into
düşmek
trail
düşmek
come

We've come this far, so we can't stop now. I don't want to backslide. - Bu kadar uzağa geldik, bu yüzden şimdi duramayız. Kötü yola düşmek istemiyorum.

düşmek
fell
düşmek
land in
elden düşme
(deyim) second-hand
elden düşme
hand-me-down
elden düşme
second hand
elden düşme
used
serbest düşme
(Fizik,Teknik) free fall
düş
fiction

He's very fond of science fiction. - O, bilim kurguya çok düşkündür.

düş
imagination

Productive thinking and creativity are unthinkable without imagination. - Üretken düşünce ve yaratıcılık; hayal gücü olmadan düşünülemez.

düş
pie in the sky
düş
{f} slumped

The man slumped to the floor. - Adam aniden yere düştü.

düş
plummet

Home prices are plummeting. - Ev fiyatları hızla düşüyor.

The share price is plummeting – get out while you can. - Hisse fiyatı düşüyor - yapabiliyorken ayrılın.

düş
fell

He approached and fell on his knees. - O yaklaştı ve dizlerinin üzerine düştü.

He fell down the stairs. - O, merdivenden düştü.

düş
plunk
düş
illusion

Here's an optical illusion: you think you are looking at a cube, but in fact you are looking at the screen. - Burada bir görsel yanılsama var. Küpe baktığını düşünüyorsun ama gerçekte ekrana bakıyorsun.

Your enemies are just an illusion. - Senin düşmanların sadece bir yanılsama.

düş
romance

I think that maybe I should stop reading romance novels. - Belki aşk romanları okumayı durdurmam gerektiğini düşünüyorum.

I thought you didn't like romance movies. - Macera filmlerini sevmediğini düşündüm.

düş
{f} fallen

A fallen rock barred his way. - Düşmüş bir kaya onun yolunu kapadı.

Tom picked up the coins that had fallen behind the sofa. - Tom kanepenin arkasına düşmüş olan bozuk paraları topladı.

düş
{f} falling

I had to grab her to keep her from falling. - Onun düşmesini engellemek için onu tutmak zorunda kaldım.

Falling interest rates have stimulated the automobile market. - Düşen faiz oranları otomobil pazarını canlandırdı.

düş
{f} drop

The temperature has suddenly dropped. - Sıcaklık aniden düştü.

It would break if you dropped it. - Eğer düşürürsen kırarsın.

düş
fantasy

Living in poverty is some women's fantasy. They think it's somewhat romantic. - Yoksulluk içinde yaşamak, bazı kadınların fantezisidir. Onlar bunun biraz romantik olduğunu düşünüyorlar.

düş
{f} decay
düş
plump down
düşmek
fall down

The tree was ready to fall down. - Ağaç düşmek üzereydi.

düşmek
blow in
düşmek
drop down
düşmek
crash
düşmek
go down
düşmek
decrease
düşmek
topple over
düşmek
fall to
düşmek
topple
düşmek
drop off
düşmek
prolapse
düşmek
degenerate
düşmek
descend
düşmek
tumble down
aşağı düşme
precipitation
düş
decayed
düşmek
to fall
kuruntuya düşme
fall into delusions
ters düşme
reverse decline
birden düşme
slump
bitkin düşme
frazzle
bitkin düşme
jading
değeri düşme
depreciation
değeri düşme
shrinkage
dile düşme
notoriety
dine zıt düşme
adiaphorism
döne döne düşme
(uçak) tailspin
düş
dream, daydream, fantasy
düş
reverie
düş
pink elephant
düş
{i} delusion

Tom suffered from the delusion that strangers could hear his thoughts. Of course that's nonsense. - Tom, yabancıların onun düşüncelerini duyabileceği sanrısından muzdaripti. Bu tabii ki saçmalık.

When I was a kid, I thought that if I died the world would just disappear. What a childish delusion! I just couldn't accept that the world could continue to exist without me. - Çocukken ,ölürsem dünyanın hemen ortadan kaybolacağını düşündüm.Ne çocukça bir aldanma!Ben sadece dünyanın bensiz devam edip var olacağını kabullenemiyordum.

düş
hope, aspiration, dream
düşmek
flat
düşmek
end up
düşmek
crumple
düşmek
to live in sexual intimacy with, sleep around with
düşmek
fall from
düşmek
{f} degrade
düşmek
{f} plonk
düşmek
to lie within one's responsibility, be up to (one)
düşmek
(iş) behoove
düşmek
behove
düşmek
(fiyat) recede
düşmek
fall on
düşmek
to fall into, be overcome by (doubts, worry, trouble)
düşmek
to be a close friend of, pal around with. Düşmez kalkmaz bir Allah. (Atasözü) Only God is free from trouble
düşmek
crumple up
düşmek
to subtract; to deduct
düşmek
to come to (one) by chance
düşmek
to be left out of (accidentally)
düşmek
to receive, get as one's share (by chance or allotment)
düşmek
slang to drop in on someone, appear unannounced. Düşenin dostu olmaz. (Atasözü) People in trouble have no friends. düşe kalka struggling along, with difficulty. düşüp kalkmak colloq
düşmek
rest with
düşmek
to get involved with (a disagreeable and unpleasant person)
düşmek
to lie in (a certain direction)
düşmek
to fall on (a certain day)
düşmek
fall in a heap
düşmek
{f} ebb
düşmek
fall among
düşmek
{f} sink
düşmek
to fall, drop, go down, decrease
düşmek
to wind up in, end up in (jail, court, a hospital)
düşmek
{f} lapse
düşmek
come down in the world
düşmek
scale down
düşmek
subside into
düşmek
(Denizcilik) to fall off course or make little headway (due to wind, waves, current)
düşmek
step down
düşmek
slip
düşmek
dip
düşmek
dump
düşmek
{f} plunge
düşmek
fall on evil days
düşmek
{f} plunk
düşmek
sag
düşmek
(for a fetus) to be miscarried; to be aborted
düşmek
{f} droop
düşmek
to get (tired, weak)
düşmek
{f} pitch
düşmek
sink into
düşmek
to be suitable; to suit
düşmek
to fall, fall down
düşmek
lower
düşmek
to fall from power
elden düşme
hand me down
elden düşme araba
secondhand car
elden düşme eşya
hand me down
fiyatlarda düşme
tumble in prices
gözden düşme
discredit, disgrace
gözden düşme
contumely
gözden düşme
disfavour [Brit.]
gözden düşme
disgrace
hız kaybedip düşme
(uçak) stall
jetonu geç düşme
double take
karasevdaya düşme
infatuation
komik duruma düşme korkusu
(Pisikoloji, Ruhbilim) katagelophobia
kötü düşme
purler
küme düşme
relegation
not düşme
jotting
puls düşme süresi
pulse fall time
rüzgâraltına düşme
leeway
savaşta şehit düşme
war grave
suya düşme
wreck
suya düşme
miscarriage
suya düşme
flop
suya düşme
collapse
suya düşme
petering
zayıf düşme
etiolation
Türkisch - Türkisch
Düşmek işi
Bir geminin rüzgar ve akıntı etkisiyle bulunduğu rotadan veya mevkiden kayması
sukut
düşmek
Yağmak
DÜŞ
(Osmanlı Dönemi) f. Bak: Dû
Düş
rüya
Düşmek
(Osmanlı Dönemi) SAR'
Düşmek
(Osmanlı Dönemi) SAKTA
Düşmek
sukut etmek
Düşmek
(Osmanlı Dönemi) HÜLK
Düşmek
(Osmanlı Dönemi) TARR
Düşmek
(Osmanlı Dönemi) CE'F
Düşmek
(Osmanlı Dönemi) TAHV
Düşmek
boylamak
açık düşme
Yağlı güreşte pehlivanın kıçüstü düşerek yenilmiş sayılması
düş
Uyurken zihinde beliren olayların, düşüncelerin bütünü, rüya
düş
Uyurken zihinde beliren olayların, düşüncelerin bütünü, rüya: "Dadaloğlu'm, sevdası var başımda / Gündüz hayalimde, gece düşümde."- Dadaloğlu
düş
Gerçekleşmesi istenen şey, umut
düş
Gerçek olmayan şey, imge, hayal
düşmek
Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek: "Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım."- S. F. Abasıyanık
düşmek
Belirli zamana rastlamak: "Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer."- M. Ş. Esendal
düşmek
Uğramak, kapılmak: "Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler."- A. Gündüz
düşmek
Vurmak, değmek, rastlamak
düşmek
Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak
düşmek
Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak
düşmek
Eksilmek
düşmek
Alışmak, müptela olmak
düşmek
Bulunmak
düşmek
Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek
düşmek
Yere devrilmek, yere serilmek
düşmek
Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak
düşmek
Yakışık almak
düşmek
Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak: "Medine'nin düştüğünü söylemek istedim."- F. R. Atay
düşmek
Yakışık almak: "Övünmesi de komşulara, arkadaşlara düşer."- H. Taner. Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak: "Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar."- H. Taner
düşmek
Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek: "Havada uçan kuş vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor."- R. N. Güntekin
düşmek
Eksilmek: "Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü."- N. Cumalı
düşmek
Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak
düşmek
Isı, basınç ve ateş, eksilmek, azalmak: "İki gün içinde ateş düştü; ağrılar, sızılar hafifledi."- R. N. Güntekin
düşmek
Belirli zamana rastlamak
düşmek
Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
düşmek
Yakışmak, uygun gelmek
düşmek
Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak: "Bu yaşta mahkemelere düşmek..."- S. F. Abasıyanık. İşbaşından uzaklaşmak
düşmek
Olmak, olumsuz bir duruma girmek
düşmek
Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak
düşmek
Bir zorunluk sebebiyle bulunduğu yerden ayrılmak, gitmek: "Bir lokma ekmek uğruna çoluk çocuğu ile gurbet ellere düşmüştü."- H. Taner
düşmek
İş başından uzaklaşmak
düşmek
Eksilmek, azalmak
düşmek
Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek
düşmek
Düşkünleşmek
düşmek
Biriyle yaşamak, çalışmak, birlikte olmak durumunda kalmak
düşmek
Sonradan düşmüş."- R. N. Güntekin
düşmek
Düşkünleşmek: "Babam balıkçı amma, vaktiyle zenginmiş efendim
düşmek
Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak: "O asker, gittiğimiz yerde bir aralık benim bölüğüme düşmüştü."- R. N. Güntekin
düşmek
Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak
düşmek
Fırsat çıkmak
düşmek
Bayağılaşmak
düşmek
Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak
düşmek
Uğramak, kapılmak
düşmek
Vurmak, değmek, rastlamak: "İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu."- Ö. Seyfettin. Ölü doğmak
düşmek
Aşırı ilgi veya sevgi göstermek
düşmek
Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek: "Bir raslantı sonucu aralarına düşmüştüm."- H. Taner
düşmek
Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılır
düşmek
Hızı, gücü, değeri azalmak
düşmek
Vakti gelmeden (ölü) doğmak
düşmek
Bulunmak: "Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi."- N. Cumalı
düşmek
Bir zorunluk sebebiyle bulunduğu yerden ayrılmak, gitmek
elden düşme
Az kullanılmış ve sahibinin elinden ucuza alınmış (eşya)
kümeden düşme
Kümeden düşmek işi
düşme
Favoriten