düşmek

listen to the pronunciation of düşmek
Türkisch - Englisch
drop
fall

It's easy to fall into bad habits. - Kötü alışkanlıklara düşmek kolaydır.

Crude oil has been falling in price. - Ham petrol fiyatı düşmektedir.

fall off

Your shirt button is about to fall off. - Gömlek düğmen düşmek üzere.

If you don't want to fall off the cliff, don't stay near it. - Eğer uçurumdan düşmek istemiyorsanız, onun yanında durmayın.

crumble
collapse
to fall; to drop; to decline; (uçak) to crash; (çocuk) to be aborted; to fall down, to fall over, to go down; to fall on, to fall upon, to fall to (sb); to fall off, to decrease, to go down, to come down; to deduct, to subtract; to condescend (to), to sto
dive
fall over
come down
decline
decrease
land
to fall on (a certain day)
to lie in (a certain direction)
to get involved with (a disagreeable and unpleasant person)
deduct
crash
drop down
go down
slang to drop in on someone, appear unannounced. Düşenin dostu olmaz. (Atasözü) People in trouble have no friends. düşe kalka struggling along, with difficulty. düşüp kalkmak colloq
to receive, get as one's share (by chance or allotment)
to be left out of (accidentally)
fall down

The tree was ready to fall down. - Ağaç düşmek üzereydi.

to come to (one) by chance
to subtract; to deduct
crumple up
to be a close friend of, pal around with. Düşmez kalkmaz bir Allah. (Atasözü) Only God is free from trouble
to live in sexual intimacy with, sleep around with
to fall into, be overcome by (doubts, worry, trouble)
fall on
(fiyat) recede
behove
(iş) behoove
to lie within one's responsibility, be up to (one)
crumple
fall in a heap
to get (tired, weak)
(for a fetus) to be miscarried; to be aborted
degrade
droop
end up
fall among
to be suitable; to suit
ebb
to fall, fall down
to fall from power
fall from
sag
(Denizcilik) to fall off course or make little headway (due to wind, waves, current)
drop off
to fall, drop, go down, decrease
to wind up in, end up in (jail, court, a hospital)
{f} tumble
stoop
come off
whop
fail
recede
plump down
falter
end up in
condescend
blow
flow
plummet
subtract
run into
trail
come

We've come this far, so we can't stop now. I don't want to backslide. - Bu kadar uzağa geldik, bu yüzden şimdi duramayız. Kötü yola düşmek istemiyorum.

land in
düşme
{i} descent

The descent to hell is easy. - Cehenneme düşmek kolaydır.

düşme
drop

The room was so quiet you could hear a pin drop. - Oda o kadar sessizdi ki bir iğnenin düşmesini bile işitebilirdin.

All of a sudden, large drops of rain began falling from the dark sky. - Ansızın büyük yağmur damlaları karanlık gökyüzünden düşmeye başladı.

düş
dream

I never dreamed that I would meet her again. - Onunla tekrar karşılaşacağımı asla düşünmedim.

I never dreamed that I would meet her there. - Onunla orada karşılaşacağımı asla düşünmedim.

düşmek (at
v. V
düşmek üzere olmak
totter to it's fall
dünür düşmek
to ask for (a girl) as a bride for (someone else)
düzenli biçimde düşmek
(fiyat) spiral down
payına düşmek
accrue
uygun düşmek
suit
anlaşmazlığa düşmek
conflict
dimdik düşmek
plummet
düş
{f} fall

Newton saw an apple fall off a tree. - Newton bir elmanın ağaçtan düştüğünü gördü.

The garden was covered with fallen leaves. - Bahçe düşmüş yapraklarla kaplıydı.

fiyatı düşmek
come down
gözden düşmek
fall from grace
hesaptan düşmek
1. to deduct. 2. to write off (a loss, a person)
zıt düşmek
confront
başı öne düşmek
nod
düşme
decadence
aniden düşmek
nose-dive
aniden düşmek
(Ticaret) plummet
birdenbire düşmek
(Ticaret) collapse
birdenbire düşmek
slump
bitkin düşmek
(Dilbilim) break down
bitkin düşmek
break up
bitkin düşmek
wear out
bitkin düşmek
be used up
denk düşmek
be timely
denk düşmek
equal to
dibi düşmek
crave
dile düşmek
oneself talked about
düş
daydream

Daydreaming is the moonlight of thought. - Hayal kurmak düşüncenin mehtabıdır.

düş
vision
düşme
(Dilbilim) deletion
düşme
diminution
düşme
(Dilbilim) elision
düşme
(Dilbilim) loss
düşme
ebbing
düşme
(Kanun) abatement
düşme
drop down
eline düşmek
fall into the hands of
esir düşmek
be taken prisoner
esir düşmek
taken captured
esir düşmek
be captured
fakir düşmek
become poor
güç duruma düşmek
Get into a fix, come to a pretty pass, get into a jam
hasta düşmek
fall ill
iyice düşmek
bottom out
içine düşmek
fall in
jeton düşmek
(deyim) cotton on
komik duruma düşmek
be a laughing stock
komik duruma düşmek
be ridiculed
komik duruma düşmek
be laughed at
peşine düşmek
1. to follow (someone) around. 2. to follow (someone) around (in the hope of obtaining something from him). 3. to try to obtain (something); to try to get (something) done
tedricen ayrı düşmek
drift apart
yenik düşmek
succumb

He was weak enough to succumb to temptation. - O günaha yenik düşmek için yeterince zayıf.

yenik düşmek
defeated
yenik düşmek (hastalığa)
succumb
yere düşmek
(deyim) chuck down
yere düşmek
fall into place
yorgun düşmek
be tired
yorgun düşmek
exhaust
yorgun düşmek
be tired out
şüpheye düşmek
to begin to suspect, to have a suspicion
düş
illusion

Here's an optical illusion: you think you are looking at a cube, while in fact you are looking at your monitor. - İşte bir optik illüzyon: aslında monitörünüze bakarken, bir küpe baktığınızı düşünürsünüz.

Your enemies are just an illusion. - Senin düşmanların sadece bir yanılsama.

düş
plump down
düş
fantasy

Living in poverty is some women's fantasy. They think it's somewhat romantic. - Yoksulluk içinde yaşamak, bazı kadınların fantezisidir. Onlar bunun biraz romantik olduğunu düşünüyorlar.

düş
{f} slumped

The man slumped to the floor. - Adam aniden yere düştü.

düş
fiction

He's very fond of science fiction. - O, bilim kurguya çok düşkündür.

düş
{f} decay
düş
{f} drop

It's getting dark early around here. The sun seems to drop like a rock when autumn rolls around. - Buralarda hava erken kararıyor.Sonbahar zamanı geldiğinde güneş bir kaya gibi düşüyor gibi görünüyor.

Since the mid-20th century, the number of hutongs in Beijing has dropped dramatically as they are demolished to make way for new roads and buildings. - 20. yüzyılın ortalarından beri Pekin'de su kuyusu sayısı önemli ölçüde düşmüş ve yeni yol ve binalar için bir yol yapmak için yıkılmışlardır.

düş
{f} falling

I had to grab her to keep her from falling. - Onun düşmesini engellemek için onu tutmak zorunda kaldım.

She came close to falling off the platform. - Neredeyse platformdan düşüyordu.

düş
{f} fallen

A fallen rock barred his way. - Düşmüş bir kaya onun yolunu kapadı.

She would have fallen into the pond if he had not caught her by the arm. - Eğer onu kolundan yakalamasaydı, göletin içine düşmüş olacaktı.

düş
romance

I think that maybe I should stop reading romance novels. - Belki aşk romanları okumayı durdurmam gerektiğini düşünüyorum.

At first, I thought I had an advantage because I spoke a Romance language. - İlk başta, bir Romen dili konuştuğum için bir avantajım olduğunu düşündüm.

düş
imagination

Productive thinking and creativity are unthinkable without imagination. - Üretken düşünce ve yaratıcılık; hayal gücü olmadan düşünülemez.

düş
plunk
düş
fell

He slipped and nearly fell. - O kaydı ve neredeyse düşecekti.

He approached and fell on his knees. - O yaklaştı ve dizlerinin üzerine düştü.

düş
plummet

Tom's grades soon plummeted. - Tom'un notları yakın zaman içinde düştü.

Home prices are plummeting. - Ev fiyatları hızla düşüyor.

düş
pie in the sky
düşme
degradation
düşme
dropping
düşme
fall

I held on to the rope tightly so I wouldn't fall. - İpi sıkıca tuttum böylece düşmedim.

It's easy to fall into bad habits. - Kötü alışkanlıklara düşmek kolaydır.

düşme
decline

All of us want prices to decline. - Biz hepimiz fiyatların düşmesini istiyoruz.

Home prices have continued to decline. - Ev fiyatları düşmeye devam etti.

düşme
tumble
düşme
comedown
düşme
falling

Crude oil has been falling in price. - Ham petrol fiyatı düşmektedir.

I had to grab her to keep her from falling. - Onun düşmesini engellemek için onu tutmak zorunda kaldım.

düşme
setback
peşine düşmek
hunt down
anlaşmazlığa düşmek
Fall into conflict
anlaşmazlığa düşmek
fall out
ayağa düşmek
Have outsiders meddling in (a matter)
ayağı düşmek
Drop in on (a place, a house), visit while passing by
ayağına düşmek
Beg, implore
ayrı düşmek
far apart
ağa düşmek
tree fall
dara düşmek
Be in a difficulty, fall on evil days, feel the draught
değeri düşmek
depreciate
düş
decayed
düşme
falling from
sokağa düşmek
to become very common and cheap
tereddüte düşmek
Hesitate
yolu düşmek
Happen to go a place

I happened to go that way to New York.

yorgun düşmek
get beat up
yorgun düşmek
Get tired
çelişkiye düşmek
to fall into contradiction
çığ düşmek
(for an avalanche) fall
düş
dream, daydream, fantasy
düş
reverie
düş
delusion

When I was a kid, I thought that if I died the world would just disappear. What a childish delusion! I just couldn't accept that the world could continue to exist without me. - Çocukken ,ölürsem dünyanın hemen ortadan kaybolacağını düşündüm.Ne çocukça bir aldanma!Ben sadece dünyanın bensiz devam edip var olacağını kabullenemiyordum.

Tom suffered from the delusion that strangers could hear his thoughts. Of course that's nonsense. - Tom, yabancıların onun düşüncelerini duyabileceği sanrısından muzdaripti. Bu tabii ki saçmalık.

düş
hope, aspiration, dream
düş
pink elephant
düşme
precipitation
düşme
falling off
düşme
(fiyat) sag
düşme
scale down
düşme
downfall
düşme
spill
düşme
slump

The Taiwanese dollar appreciated, causing Taiwanese exports to slump. - Tayvan doları değer kazandı ve Tayvan ihracatının düşmesine neden oldu.

düşme
flop
düşme
falling down

A belt keeps your pants from falling down. - Kemer pantolonunun düşmesini önler.

düşme
fall, falling
düşme
falling away
düşme
trip

Tom is trying not to be trip and fall. - Tom ayağı takılıp düşmemeye çalışıyor.

Be careful not to trip and fall. - Tökezlememek ve düşmemek için dikkatli ol.

düşme
stepdown
düşme
knockdown
Türkisch - Türkisch
Yağmak
Belirli zamana rastlamak
Isı, basınç ve ateş, eksilmek, azalmak: "İki gün içinde ateş düştü; ağrılar, sızılar hafifledi."- R. N. Güntekin
Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak
Eksilmek: "Gündelikleri yarı yarıya düşmüştü."- N. Cumalı
Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek: "Havada uçan kuş vurulmuş gibi birdenbire sokağa düşüyor."- R. N. Güntekin
Yakışık almak: "Övünmesi de komşulara, arkadaşlara düşer."- H. Taner. Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak: "Bana arada bir bakkaldan tuz, limon almak düşüyor, o kadar."- H. Taner
Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak: "Medine'nin düştüğünü söylemek istedim."- F. R. Atay
Fırsat çıkmak
Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek: "Çocukken ağaçtan düşüp ayağım kırılmıştı da ağlayamamıştım."- S. F. Abasıyanık
Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak: "Bu yaşta mahkemelere düşmek..."- S. F. Abasıyanık. İşbaşından uzaklaşmak
Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak
Bir zorunluk sebebiyle bulunduğu yerden ayrılmak, gitmek: "Bir lokma ekmek uğruna çoluk çocuğu ile gurbet ellere düşmüştü."- H. Taner
İş başından uzaklaşmak
Eksilmek, azalmak
Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek
Düşkünleşmek
Biriyle yaşamak, çalışmak, birlikte olmak durumunda kalmak
Sonradan düşmüş."- R. N. Güntekin
Düşkünleşmek: "Babam balıkçı amma, vaktiyle zenginmiş efendim
Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak: "O asker, gittiğimiz yerde bir aralık benim bölüğüme düşmüştü."- R. N. Güntekin
Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak
Bayağılaşmak
Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak
Uğramak, kapılmak
Vurmak, değmek, rastlamak: "İnce uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçi yoluna düşüyordu."- Ö. Seyfettin. Ölü doğmak
Aşırı ilgi veya sevgi göstermek
Bir zorunluk sebebiyle bulunduğu yerden ayrılmak, gitmek
Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek: "Bir raslantı sonucu aralarına düşmüştüm."- H. Taner
Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılır
Hızı, gücü, değeri azalmak
Vakti gelmeden (ölü) doğmak
Bulunmak: "Birlikte evden çıkmışlar, limanda iskelenin karşısına düşen kahveye doğru yürümüşlerdi."- N. Cumalı
Olmak, olumsuz bir duruma girmek
Yakışmak, uygun gelmek
Yakışık almak
Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek
Uğramak, kapılmak: "Kadınlar yeni baştan telaşa, heyecana, korkuya düştüler."- A. Gündüz
Vurmak, değmek, rastlamak
Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak
Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak
Eksilmek
Alışmak, müptela olmak
Bulunmak
Belirli zamana rastlamak: "Babasının Sütlüce'de yeni bir ev alması bu tarihlere düşer."- M. Ş. Esendal
Yere devrilmek, yere serilmek
Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak
Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek
boylamak
(Osmanlı Dönemi) TAHV
(Osmanlı Dönemi) CE'F
(Osmanlı Dönemi) TARR
(Osmanlı Dönemi) HÜLK
sukut etmek
(Osmanlı Dönemi) SAKTA
(Osmanlı Dönemi) SAR'
yolu düşmek
Bir rastlantı sonucu gelmek, bir yerden geçmesi gerekmek
DÜŞ
(Osmanlı Dönemi) f. Bak: Dû
Düş
rüya
Düşme
sukut
düş
Gerçek olmayan şey, imge, hayal
düş
Uyurken zihinde beliren olayların, düşüncelerin bütünü, rüya
düş
Uyurken zihinde beliren olayların, düşüncelerin bütünü, rüya: "Dadaloğlu'm, sevdası var başımda / Gündüz hayalimde, gece düşümde."- Dadaloğlu
düş
Gerçekleşmesi istenen şey, umut
düşme
Bir geminin rüzgar ve akıntı etkisiyle bulunduğu rotadan veya mevkiden kayması
düşme
Düşmek işi
Englisch - Türkisch

Definition von düşmek im Englisch Türkisch wörterbuch

suya düşmek
fail
suya düşmek
come nothing
düşmek
Favoriten