bu

listen to the pronunciation of bu
Türkisch - Englisch
this
quod
present
dies
so
such
this one
bundle
bu yüzden
so
bu nedenle
therefore

Tom is one of Tatoeba's sacred icons. Therefore, he is untouchable. - Tom, Tatoeba'nın en kutsal simgelerinden biridir. Bu nedenle, o dokunulmazdır.

Sometimes Paris exhausts me, but often Brussels bores me. Therefore, I live between the two. - Bazen Paris beni tüketir fakat sık sık Brüksel beni sıkıyor. Bu nedenle, ben ikisi arasında yaşıyorum.

bu arada
by the way

By the way, how many of you keep a diary? - Bu arada, kaç taneniz bir günlük tutuyor?

By the way, how many kids are going? - Bu arada, kaç çocuk gidiyor?

bu günlerde
nowadays

Meat is expensive nowadays. - Et bu günlerde pahalı.

What's Tom up to nowadays? - Tom bu günlerde ne iş yapıyor?

bu sebeple
therefore

I would therefore like to draw attention to the Report of the Committee on Invisible Members of Parliament. - Bu sebeple, Komite'nin Parlamento'nun Görünmez Üyeleri hakkındaki raporuna dikkat çekmek isterim.

bu kez
this time

This time I'll try it. - Bu kez onu deneyeceğim.

This time, you won't escape punishment. - Bu kez cezadan kaçamazsın.

bu sefer
this time

This time Bob is likely to win. - Bu sefer Bob muhtemelen kazanacak.

I can't make it this time. - Bu sefer onu yapamam.

bu nedenle
for this reason

For this reason, I cannot go with you. - Bu nedenle, seninle gidemem.

For this reason I cannot agree with you. - Bu nedenle seninle aynı düşüncede değilim.

bu sebepten
for this reason
bu yüzden
for this reason

It is for this reason that he left school. - O bu yüzden okulu bıraktı.

bu yüzden
therefore

He fell ill, and therefore he gave up going abroad. - O hastalandı, ve bu yüzden yurt dışına gitmekten vazgeçti.

History books write that after the Mongol invasion of Baghdad, many books were thrown into the Tigris River and therefore the colour of the river turned blue with the ink of books. - Tarih kitapları Moğolların Bağdat'ı işgalinden sonra birçok kitabın Dicle Nehri'ne atıldığını ve bu yüzden nehrin renginin kitapların mürekkebiyle maviye döndüğünü yazıyor.

bu arada
meanwhile

Meanwhile, you can stay with us. - Bu arada, bizimle kalabilirsin.

Meanwhile, we depict aliens doing really weird stuff. - Bu arada, Biz garip şeyler yapan uzaylıları tanımlıyoruz.

bu nedenle
thus

Thus fought the Okinawan people. - Bu nedenle Okinava insanları savaştı.

Many women pursue higher education and careers, thus delaying marriage and childbirth. - Birçok kadın yüksek öğretime ve kariyere devam ediyor, bu nedenle evlilik ve doğum gecikiyor.

bu sırada
meanwhile
bu nedenle
accordingly
bu nedenle
thereof
bu kadar
that

See how Lenny can swallow an entire hot dog without chewing or choking? That's why upper management loves him so much. - Lenny'nin nasıl çiğnemeden veya boğulmadan tam bir sosisli sandvici yutabildiğine bak? Bu nedenle üst idare onu bu kadar fazla sever.

That's enough for today! - Bugünlük bu kadar yeter.

bu nedenle
consequently

Cassava is a drought-tolerant crop and consequently a major staple food for millions of people. - Manyok kuraklığa dayanıklı bir ekindir ve bu nedenle milyonlarca insan için önemli bir temel gıdadır.

bu yüzden
that's why

I had a bad headache. That's why I went to bed early. - Başım çok kötü ağrıyordu. Bu yüzden erken yattım.

That's why I don't understand. - İşte bu yüzden anlamıyorum.

bu gibi
such

I do not know what to do in such cases. - Bu gibi durumlarda ne yapacağımı bilmiyorum.

Such incidents are quite common. - Bu gibi olaylar oldukça yaygındır.

bu arada
incidentally

Incidentally, I have to tell you something. - Bu arada sana bir şey söylemek zorundayım.

bu arada
meantime

What can I do in the meantime? - Bu arada ne yapabilirim?

What should I do in the meantime? - Bu arada ne yapmalıyım?

bu nedenle
therefore, so, consequently, hence
bu yüzden
thus

The families of the factory workers need schools, hospitals, and stores, so more people come to live in the area to provide these services, and thus a city grows. - Fabrika işçilerinin ailelerinin okullara, hastanelere ve mağazalara ihtiyaçları vardır, bu yüzden bu hizmetleri sağlamak için daha fazla insan bölgede yaşamak için gelir. Böylece bir şehir gelişir.

Thus, the ethical issue remains: Should cigarette makers be allowed to target global markets? - Bu yüzden, etik sorun devam ediyor: sigara üreticilerine hedef küresel pazarlara izin verilmeli mi?

bu yüzden
accordingly

She is an adult, so you should treat her accordingly. - O bir yetişkin, bu yüzden ona ona uygun davranmalısın.

bu yüzden
because of this

Uranus tilts over so far on its axis that it rotates on its side. Because of this, its poles are sometimes pointed almost directly at the Sun. - Uranüs, ekseninde çok fazla yana yatar öyle ki yan tarafı etrafında döner. Bu yüzden, kutupları bazen neredeyse direk güneşi işaret eder.

bu nedenle
that's why

I think that's why Tom doesn't have any friends. - Bence bu nedenle Tom'un hiç arkadaşı yok.

He is honest. That's why I like him. - O dürüst. Bu nedenle onu beğenirim.

bu kadar
this

Is it this hot every day? - Her gün bu kadar sıcak mı?

Never be this late again. - Asla tekrar bu kadar geç kalma.

Bu yüzden
thereby
bu sebeple
consequently
bu amaçla
to this end
bu arada
meanwhile, in the meantime, in the interim, by the way, incidentally
bu arada
at this time
bu bağlamda
in this sense
bu günlerde
currently
bu kadar
so many

I'm happy to see so many friendly faces. - Bu kadar çok dost yüzler görmekten mutluyum.

I wish we didn't have so many problems. - Keşke bu kadar çok sorunumuz olmasa.

bu kadar
that's it

That's it. I'm not lending you any more money. - Bu kadar. Sana daha fazla ödünç para vermiyorum.

I believe that's it for now. - Şimdilik bu kadar olduğuna inanıyorum.

bu konuda
in this regard

I have nothing to say in this regard. - Bu konuda söyleyecek hiç bir şeyim yok.

bu konuda
hereof
bu nedenle
herewith
bu noktada
herein
bu sayede
(Konuşma Dili) through
bu tür
{s} such

It's my business to investigate such things. - Bu tür şeyleri araştırmak benim işim.

There is no excuse for such behavior. - Bu tür bir davranış için hiçbir gerekçe yoktur.

bu vesile ile
hereby

I hereby declare the opening of the Olympic Games. - Bu vesile ile Olimpiyat Oyunlarının açılışını ilan ediyorum.

bu vesileyle
by the way
bu yüzden
hence
bu yüzden
because of that
bu günlerde
recently
bu anlamda
in this sense

The word is frequently used in this sense. - Sözcük sık sık bu anlamda kullanılır.

bu arada
(Bilgisayar) between
bu arada
for the time being
bu arada
in the mean

What should I do in the meantime? - Bu arada ne yapmalıyım?

What can I do in the meantime? - Bu arada ne yapabilirim?

bu aralar
at this time

They have no right to be here at this time. - Bu aralar onların burada olmaya hakkı yok.

At this time, there's no safer place to be than right here. - Bu aralar, bulunmak için buradan daha güvenli bir yer yok.

bu aralar
now

The baby is growing teeth now. - Bebek diş çıkarıyor bu aralar.

I don't know what Tom does nowadays. - Tom'un bu aralar ne yaptığını bilmiyorum.

bu aralar
at this moment
bu aralar
(Konuşma Dili) here and now
bu aralar
nowadays

I don't know what Tom does nowadays. - Tom'un bu aralar ne yaptığını bilmiyorum.

bu açıdan
from this point of
bu bağlamda
in this context
bu denli
such a

I don't think this was such a good idea. - Bunun bu denli iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum.

bu doğrultuda
accordingly
bu durumda
then
bu durumda
as it is

I wish I could go with you, but as it is, I can't. - Keşke seninle gidebilsem ama bu durumda, gidemem.

We're on pretty shaky ground as it is. - Bu durumda halimizin ne olacağı çok belirsiz.

bu durumda
at this stage
bu durumda
at that
bu durumda
under the circumstances
bu durumda
in the circumstances
bu günlerde
in our time
bu kadar
that much

I'm not going to eat that much. - Bu kadar fazla yemeyeceğim.

How did you get that much money? - Bu kadar çok parayı nasıl kazandın?

bu kadar
this quantity
bu kadar
yay
bu kadar
such

I didn't expect such a nice present from you. - Senden bu kadar iyi bir hediye beklememiştim.

Stop being such dolts. - Bu kadar aptal olmayı bırak.

bu kadar
this thing
bu kez
in the present instance
bu kez
this once

I will side with you just this once. - Sadece bu kez yanında olacağım.

bu konuda
in this particular
bu nedenle
and so

I want a wife and children, and so I need a house. - Bir eş ve çocuk istiyorum ve bu nedenle bana bir ev lazım.

bu nedenle
and consequently

Cassava is a drought-tolerant crop and consequently a major staple food for millions of people. - Manyok kuraklığa dayanıklı bir ekindir ve bu nedenle milyonlarca insan için önemli bir temel gıdadır.

bu nedenle
and therefore

He was born in England, and therefore speaks English. - İngiltere'de doğmuş ve bu nedenle İngilizce konuşuyor.

We want to re-tile our terrace and therefore removed the tiles with a power hammer yesterday. - Terasımızı yeniden döşemek istiyoruz ve bu nedenle dün bir çekiçle fayansları çıkardık.

bu nedenle
as a consequence
bu nedenle
wherefore
bu nedenle
(Konuşma Dili) on that account
bu nedenle
hence
bu nedenle
thusly
bu nedenle
hereat
bu nedenle
that being the case

That being the case, he had little to say. - Bu nedenle, onun söyleyecek çok az şeyi vardı.

bu nedenle
in consequence
bu nedenle
so
bu nedenle
this is why
bu nedir
what's that
bu nedir
(Bilgisayar) what's this
bu sayede
(Konuşma Dili) by courtesy of
bu sayede
(Konuşma Dili) thanks to
bu sayede
by this means
bu sayede
thus
bu sebeple
that's why

Everybody makes mistakes. That's why they put erasers on pencils. - Herkes hatalar yapar, bu sebeple onlar kurşun kalemlere silgiler koyarlar.

bu sebeple
(Latin) ipso facto
bu sebepten
for as much as
bu sebepten
hence forth
bu sebepten
(Konuşma Dili) on that account
bu sefer
in this instance
bu suretle
in this way
bu vesile ile
on this opportunity
bu vesileyle
(Kısaltma) btw
bu vesileyle
on the nature of
bu yolla
by this way
bu yolla
in this way
bu yüzden
(Konuşma Dili) on that account
bu yüzden
whence
bu yüzden
wherefore
bu zamana kadar
up to now
bu zamana kadar
(Ticaret) here to
bu zamana kadar
thus far
bu zamana kadar
hereto
bu zamana kadar
until this time
bu şekilde
in this way

In this way, the students of the University have the opportunity to expand their cultural horizons. - Üniversitedeki öğrencilerin bu şekilde kültürel ufuklarını genişletme olanağı var.

I solved the problem in this way. - Sorunu bu şekilde hallettim.

bu şekilde
thus and so
bu şekilde
thus
bu arada
in the meantime

So, what do we do in the meantime? - Öyleyse, bu arada ne yaparız?

What would you like to do in the meantime? - Bu arada ne yapmak istersiniz?

bu aralar
recently

I've been spending a lot of time studying for IT certifications recently. - Bu aralar IT sertifikasyonlarına çalışmak için epey zaman harcıyorum.

bu durumda
in this instance
bu durumda
in this case

You're wrong in this case. - Bu durumda yanılıyorsunuz.

Can we apply this rule in this case? - Bu durumda bu kuralı uygulayabilir miyiz?

bu esnada
meantime
bu gece
this night

This night belongs to the fireflies and the bats—and the werewolves. - Bu gece ateşböcekleri ve yarasalar ve kurtadamlara aittir.

This night was inevitable. - Bu gece kaçınılmazdı.

bu gece
tonight

I'll burn the midnight oil tonight. - Bu gece geç vakte kadar çalışacağım.

I'm going to meet my brother's girlfriend tonight. - Bu gece kardeşimin sevgilisiyle buluşacağım.

bu gidişle
at that rate
bu gidişle
at this rate
bu gün
this day

I've waited all my life for this day. - Hayatım boyunca bu gün için bekledim.

This day will go down in history. - Bu gün tarihe geçecek.

bu kadar
so
bu kadar
this much

Have you ever sweated this much? - Hiç bu kadar çok terledin mi?

I can't eat this much food. - Bu kadar fazla yemek yiyemem.

bu sebepten
for that reason
bu suretle
by this means
bu vesileyle
hereby
bu şekilde
like this

The Bible has it written like this. - İncil bunu bu şekilde yazmıştır.

We can't leave him like this. - Biz onu bu şekilde bırakamayız.

Bu bağlamda
in this respect
Bu gibi
such as this
Bu gün
these day
Bu gün
this days
Bu kadar
that far
Bu sebepten
thus
Bu tür
such kind
Bu şekilde
this manner
Bu şekilde
that way

I don't think people actually say it that way anymore. - İnsanların artık gerçekten bu şekilde söylediklerini sanmıyorum.

A wise man would not act in that way. - Akıllı bir adam bu şekilde hareket etmezdi.

bu amaçla
for that purpose
bu amaçla
for this purpose
bu açıdan
in that respect
bu durum
current state
bu durumda
In this situation
bu kadar
this far
bu kapsamda
within this context
bu konuda
on that
bu nedenle
there for
bu seferlik
for the nonce
bu sırada
the while
bu vesileyle
on this occasion
bu yönden
from that direction
bu yıl
this year

Is she going to go to America this year? - O, bu yıl Amerika'ya gidecek mi?

There will be an economic crisis at the end of this year. - Bu yılın sonunda bir ekonomik kriz olacak.

bu şekilde
in this manner

The accident happened in this manner. - Kaza bu şekilde oldu.

bu amaçla
(Hukuk) to that end
bu amaçla
with this object in my mind
bu arada
inter alia
bu arada
1. meanwhile. 2. among other things
bu arada
among other things

I noticed, among other things, that he was drunk. - Bu arada onun sarhoş olduğunu fark ettim.

Among other things, I don't know the recent members, nor their new songs at all. - Bu arada ben son üyeleri, ne de onların yeni şarkılarını biliyorum.

bu arada
in the meanwhile
bu aralar
nowadays, recently
bu durumda
at that rate
bu durumda
thus situated
bu durumda
in/under the circumstances, then
bu esnada
the while
bu gibi
such, of this kind, like this
bu gibi
suchlike
bu gidişle
at this rate, at that rate
bu günlerde
in this days
bu günlerde
latterly
bu günlerde
in these days
bu günlerde
today

The weather today is great, but lately it's been raining all the time. - Bugün hava harika fakat bu günlerde hep yağmur yağdı.

bu kadar
so much

Kuniko has never drunk so much before in her life. - Kuniko hayatında daha önce hiç bu kadar çok içmedi.

I wish my leg didn't hurt so much. - Keşke bacağım bu kadar çok acımasa.

bu kadar
thus much
bu kadar
1. this much. 2. (after a number) and a little more
bu kadar
this much, such, this
bu konuda
in this respect

I fall behind him in this respect. - Bu konuda onun gerisinde kaldım.

bu ne
what's it
bu ne
what's this

What's this used for? - Bu ne için kullanılır?

Oh wow! What's this, you're having lunch without me! - Vay canına! Bu nedir, bensiz öğle yemeği yiyorsun!

bu nedenle
whence
bu noktada
at this juncture
bu sebeple
that's why, therefore
bu sebepten
wherefore
bu sebepten
hence
bu sebepten
thereof
bu sefer
for once

You are as stubborn as a mule! For once, accept that she is right. - Bir katır kadar inatçısın! Bu sefer onun haklı olduğunu kabul et.

bu sefer
this once

I'll forgive you just this once. - Sadece bu seferlik seni affedeceğim.

I'll make an exception just this once. - Bu seferlik bir istisna yapacağım.

bu seferlik
for this time
bu suretle
in this wise
bu tür
of that ilk
bu vesile ile
herewith
bu vesileyle
(Hukuk) at this juncture, in this vein
bu yolla
in this wise
bu yüzden
thereof
bu yüzden
thence
bu yüzden
accordingly, so, therefore, that's why
bu zamana kadar
adhoc
bu zamana kadar
hereunto
bu zamana kadar
hitherto
bu şekilde
thus, in that way
bu şekilde
in this wise
Englisch - Englisch
Boston University
broken up; referring to the scrapping of a decommissioned ship
stammered version of but, usually spoken when in denial
bushel, a unit of weight or dry measure
"Military" or "warrior" A concept denoting the entire military dimension of feudal Japan
(boo) Martial
large private university located in Boston (Massachusetts, USA)
abbreviation for bushels
Footwork/Stances
"Martial" See Budo
Butadiene-binder
Martial
martial art (litt to stop a spear)
abbreviation for Brilliant Uncirculated
the grade of a coin without any signs of wear that has never been in circulation (identical to mint state or uncirculated)
martial arts
Business Unit
Bulgaria
Short for Brilliant Uncirculated
In Aikido, Bu signifies valor and indomitable spirit, not contention and strife Aikido is the ultimate expression of Bu, which originally meant to keep two weapons from coming together
Warrior
Bushel
buried
"Military" or "warrior " A concept denoting the entire military dimension of feudal Japan
Türkisch - Türkisch
(Osmanlı Dönemi) (Y) f. Koku, râyiha
Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösterir
En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılır (Çekim sırasında bunu, buna, bunda, bundan, biçimlerine girer. Çokluk biçimi bunlar)
Koku
Bu arada
bu meyanda
Bu gece
bece
Bu nedenle
bundan
bu arada
Bu süre içinde
bu arada
Birlikte, beraber
bu gidişle
Bu biçimde, bu tarzda
bu sefer
Bu defa, bu kez
Englisch - Türkisch

Definition von bu im Englisch Türkisch wörterbuch

bu yönüyle
From this aspect

From this aspect, therefore, the whole of economics can be reduced to a single lesson, and that lesson can be reduced to a single sentence.