ağırca

listen to the pronunciation of ağırca
Türkisch - Englisch
somewhat heavy
hefty
heavily
ponderably
ağır
heavy

I think they should put a heavy tax on imports. - Sanırım onlar ithalatlara ağır bir vergi koymalılar.

Can you manage to carry that heavy suitcase by yourself? - O ağır bavulu kendiniz taşıyabilir misiniz?

ağır
{s} weighty
ağır
{s} slow

It was like watching a slow motion movie. - Ağır çekim bir film izlemek gibiydi.

I'm taking it slow right now. - Şimdi ağırdan alıyorum.

ağır
serious

Barney was wounded seriously. - Barney ağır şekilde yaralandı.

Both were seriously wounded. - Her ikisi de ağır yaralandı.

ağır
severe

Tom must be severely punished. - Tom ağır cezalandırılmalı.

Air traffic controllers are under severe mental strain. - Hava trafik kontrolörleri ağır zihinsel yük altındadırlar.

ağır
{s} cumbersome
ağır
{s} harsh

The surrender terms were harsh. - Teslim şartları ağır idi.

ağır
{s} languid
ağır
{s} arduous
ağır
lazy
ağır
hurtful
ağır
severly
ağır
{s} oppressive
ağır
{s} ponderous
ağır
cutting
ağır
difficult

This is the most difficult book I have ever read. - Bu, şimdiye kadar okuduğum en ağır kitap.

ağır
smelly
ağır
viscous
ağır
clunky
ağır
offensive
ağır
sharp
ağır
precious
ağır
biting
ağır
close
ağır
foul smell
ağır
deed
ağır
severest
ağır
thick

The ice is not thick enough to hold our weight. - Buz bizim ağırlığımızı taşıyacak kadar kalın değil.

ağır
nasty
ağır
{s} strong

Hunger is one of the strongest griefs. - Açlık en ağır sorunlardan biridir.

Is this ladder strong enough to bear my weight? - Bu merdiven benim ağırlığımı taşıyacak kadar güçlü mü?

ağır
rich

An earthquake, 8.9 on the Richter scale, hits Japan and causes a massive tsunami. - Richter ölçeğine göre 8.9 şiddetinde bir deprem, Japonya'yı vurdu ve ağır bir tsunamiye sebep oldu.

ağır
drudgery
ağır
hulking
ağır
desperate
ağır
drudge
ağır
drudging
ağır
tardy
ağır
onerous
ağır
torpid
ağır
laggard
ağır
logy
ağır
dull
ağır
stick-in-the-mud
ağır
graver
ağır
heavier

Gold is heavier than silver. - Altın gümüşten daha ağırdır.

This racket of Jane's is a little heavier than the one which I bought yesterday. - Jane'in bu raketi benim dün aldığımdan biraz daha ağır.

ağır
not fast
ağır
heavily

All these goods are heavily taxed. - Tüm bu mallar ağır biçimde vergilendiriliyor.

My liver is heavily damaged. - Benim karaciğerim ağır biçimde hasar görmüştür.

ağır
valuable
ağır
heavy weight
ağır
stuffy, oppressive; smelly
ağır
lento
ağır
{s} repressive
ağır
{s} sluggish
ağır
acute
ağır
burden

They were burdened with heavy taxes. - Ağır vergi yükü altındaydılar.

ağır
prosy
ağır
{s} deliberate
ağır
{s} Fabian
ağır
sharp (words)
ağır
{s} hefty
ağır
{s} bovine
ağır
heavy; heavy, difficult, strenuous; dull, stodgy, ponderous; serious, grave, severe, nasty; stuffy, smelly; (söz) offensive, hurtful, cutting, biting; slow, ponderous; (yiyecek) indigestible, rich, stodgy, heavy; thick, viscous; (uyku) deep; valuable, pre
ağır
{s} muzzy
ağır
slow-moving
ağır
valuable, precious
ağır
{s} toilsome
ağır
seriously

My pet dog was seriously ill. - Benim evcil köpeğim ağır hastaydı.

Barney was wounded seriously. - Barney ağır şekilde yaralandı.

ağır
{s} foul
ağır
hard

I don't like girls who play hard to get. - Kendini ağırdan satan kızlardan hoşlanmam.

You are working too hard. Take it easy for a while. - Çok çalışıyorsun. Bir süre ağırdan al.

ağır
heavyweight

He will fight the heavyweight champion tomorrow. - Yarın ağır siklet şampiyonu ile karşılaşacak.

ağır
{s} dignified

You look very dignified. - Çok ağırbaşlı görünüyorsun.

Tom tried to look dignified. - Tom ağırbaşlı görünmeye çalıştı.

ağır
{s} massive

An earthquake, 8.9 on the Richter scale, hits Japan and causes a massive tsunami. - Richter ölçeğine göre 8.9 şiddetinde bir deprem, Japonya'yı vurdu ve ağır bir tsunamiye sebep oldu.

ağır
soggy
ağır
back breaking
ağır
heavy, difficult (work)
ağır
{s} lumbering
ağır
thick, viscous
ağır
{s} unwholesome
ağır
musty
ağır
{s} smashing
ağır
{s} unwieldy
ağır
{s} strenuous
ağır
{s} grave

Dan was struck and gravely injured by a truck. - Dan bir kamyon tarafından çarpıldı ve ağır bir şekilde yaralandı.

ağır
{s} toilful
ağır
serious, grave (sickness, wound)
ağır
foul (smell)
ağır
plodding
ağır
{s} indigestible
ağır
{s} slashing
ağır
{s} stodgy
ağır
serious minded
ağır
{s} grievous
ağır
slowly
ağır
{s} measured
ağır
badly

Tom's bag was badly damaged. - Tom'un çantası ağır hasar gördü.

His bag was badly damaged. - Onun çantası ağır hasar gördü.

ağır
serious-minded
ağır
slow; ponderous
ağır
cutting, hurtful, offensive
ağır
stiff
ağır
distant
ağır
largo
ağır
severely

Tom insulted me severely, but I gave him tit for tat. - Tom bana ağır biçimde hakaret etti ama ben ona aynen karşılık verdim.

Tom was severely beaten by the police. - Tom, polis tarafından ağır biçimde dövüldü.

ağır
ponderable
ağır
slowly; ponderously
ağır
slow moving
ağır
{s} contemptuous
ağır
serious, difficult (problem)
ağır
{s} deep
ağır
sweaty
ağır
{s} scornful
ağır
{s} burdensome
ağır
pedestrian
ağır
indigestible, rich, heavy (food)
ağır
heavy; (Askeriye) heavy
ağır
{s} slack
ağır
funereal
ağır
{s} cumbrous
Türkisch - Türkisch
Oldukça ağır
Oldukça ağır biçimde
Kötüleşmiş (hasta)
Ağır
okkalı
Ağır
(Osmanlı Dönemi) VAHİM
Ağır
kilolu
Ağır
köm
Ağır
sakil
ağır
Değeri çok olan, gösterişli: "Ağır kıyafeti ile muhite uymayan Canan'ın yanında, ne kadar rahat ve sadeydi."- M. C. Kuntay. Çapı, boyutları büyük. Çetin, güç: "Denizcilik tarihinin en ağır sorumluluklarından birini üzerine alıyordu."- F. F. Tülbentçi
ağır
Yavaş: "Cüneyt Bey sözlerini tartıyormuş gibi ağır söylüyordu."- E. İ. Benice
ağır
Güç işiten, sağır
ağır
Sıkıntı veren, bunaltıcı
ağır
Davranışları yavaş olan
ağır
Sindirimi güç (yiyecek)
ağır
Kısık, alçak: "Ağaya pek duyurmak istemeyen ağır bir sesle kulağıma eğildi."- O. C. Kaygılı
ağır
Yavaş
ağır
Ağır sıklet
ağır
Tehlikeli, korkulu, vahim: "Viyana Üniversitesinde hocalığım sırasında amirim olan profesör ağır hasta idi."- H. Taner
ağır
Keskin, boğucu (koku): "Bu koku, en hafif rüzgârla burnu kuvvetli bir adama uzaktan kendini hissettirecek kadar ağırdır."- F. R. Atay
ağır
Yoğun
ağır
Ağırbaşlı, ciddi
ağır
Değeri çok olan, gösterişli
ağır
Uyanılması güç, derin (uyku)
ağır
Fakat otuz yaşındaki bir insandan daha ağırdı."- H. E. Adıvar
ağır
Tehlikeli, korkulu, vahim
ağır
Dokunaklı, insanın gücüne giden, kırıcı
ağır
Kısık, alçak
ağır
Dokunaklı, insanın gücüne giden, kırıcı: "Kızmıştım, Keziban'a söylenecek şöyle ağır bir söz arıyordum."- N. Ataç
ağır
Ağırbaşlı, ciddi: "Bu, on dokuz yaşında ufak tefek bir kızdı
ağır
Yoğun: "Evin sofasına girer girmez kendisini ağır bir duman karşıladı."- A. Sayar
ağır
Tartıda çok çeken, hafif karşıtı
ağır
Keskin, boğucu (koku)
ağır
Çetin, güç
ağır
Çapı, boyutları büyük
ağırca
Favoriten