büyümek

listen to the pronunciation of büyümek
Türkçe - İngilizce
grow

Tom was lucky to grow up bilingual. - Tom iki dilli büyümek için şanslıydı.

They don't want to grow old. - Büyümek istemiyorlar.

flourish
expand
extend
build up
gather
fill out
(Ticaret) increase in size
dilate
blossom
accrete
gain momentum
develop
thrive
grown up
prosper
swell
grow up

If you want to grow up, you have to drink a lot of milk. - Büyümek istiyorsan, çok süt içmek zorundasın.

Boston was a great place to grow up. - Boston büyümek için harika bir yerdi.

hatch
enlarge
shoot up
increase
wax
vegetate
augment
to grow up

Boston was a great place to grow up. - Boston büyümek için harika bir yerdi.

Tom was lucky to grow up bilingual. - Tom iki dilli büyümek için şanslıydı.

to grow, to blossom (out); to grow up; to expand; to develop
outgrow
accrue
bulk
to increase; to get more intense; to expand. büyümüş de küçülmüş (a child) who is very wise and mature for his age
to grow

If you want to grow up, you have to drink a lot of milk. - Büyümek istiyorsan, çok süt içmek zorundasın.

In order to grow well, these plants need soil that does not contain too much moisture. - İyi büyümek için, bu bitkilerin çok fazla nem içermeyen toprağa ihtiyacı var.

greaten
büyü
magic

Not every lamp is magic. - Her lamba büyülü değildir.

The magician's tricks surprised us. - Büyücünün hileleri bizi şaşırttı.

büyüme
growth

They were surprised at the city's rapid growth. - Onlar kentin hızlı büyümesine şaşırdılar.

The growth of online shopping and booking has greatly improved life for the consumers. - Online alışveriş ve rezervasyonun büyümesi tüketiciler için hayatı oldukça iyileştirdi.

büyü
{i} sorcery

There is sorcery behind this, said a sinister voice coming from the crowd. - Kalabalıktan gelen uğursuz bir ses Bunun arkasında büyücülük var dedi.

büyü
spell

She put him under a spell. - O, ona bir büyü yaptı.

This fantasy book is a succession of really flashy magical spells and that makes it boring instead. - Bu fantezi kitap gösterişli çok güzel büyülerin bir birbirini izlemesidir ve onun yerine bu onu sıkıcı yapar.

büyümek (bitki)
vegetate
büyümek ve küçülmek
wax and wane
büyü
charm

They were all charmed by her song. - Onların hepsi onun şarkısı tarafından büyülendi.

She is a charming woman. - O büyüleyici bir kadındır.

büyü
fascination

Studying languages is my biggest fascination and hobby. - Dil öğrenmek benim en büyük tutkum ve hobimdir.

büyüme
buildup
büyüme
lateral
çığ gibi büyümek
snowball
büyüme
development

Which is more important, economic development or environmental protection? - Hangisi daha önemlidir, ekonomik büyüme mi yoksa çevrenin korunması mı?

Change can sometimes be difficult, but it can also open up new opportunities and be a means of personal growth and development. - Değişim bazen zor olabilir, ancak yeni fırsatlar yaratabilir ve kişisel büyüme ve gelişme aracı olabilir.

(ay) giderek büyümek
wax
-den daha çabuk büyümek
outgrow
birlikte büyümek
adnate
burnu büyümek
become conceited
büyü
conjure
büyü
occultism
büyü
weird
büyü
enchant

Mary's explanations enchanted me and desolated me all at once. - Mary'nin açıklamaları beni büyüledi ve birdenbire beni üzdü.

I'm not enchanting their children. - Ben onların çocuklarını büyülemiyorum.

büyüme
sputtering
büyüme
(Kimya) grow

Love began to grow between the two. - Aşk iki kişi arasındaki büyümeye başladı.

Our international sales continue to grow, bringing the name of Toyo Computer into businesses world-wide. - Uluslararası satışlarımız büyümeye, Toyo Computer adını dünya çapında iş dünyasına getirmeye devam ediyor.

büyüme
{i} accretion
büyüme
swelling
daha çabuk büyümek
outgrow
hızla büyümek
mushroom
mantar gibi büyümek
mushroom
çabuk büyümek
shoot up
büyü
hex
büyü
black art

Tom is a practitioner in the black arts. - Tom bir kara büyü uygulayıcısıdır.

büyü
enchantment
büyü
bewitchment
büyü
incantation
büyü
conjuration
büyü
voodooism
büyü
grow

He is going to be a doctor when he grows up. - O, büyüdüğünde doktor olacak.

You must not smoke till you grow up. - Büyüyünceye kadar sigara içmemelisin.

büyü
{i} witchcraft

The pentagram is an important symbol in witchcraft. - Beş köşeli yıldız büyücülükte önemli bir semboldür.

Tom was accused of practicing witchcraft. - Tom, büyü uygulama konusunda suçlanıyordu.

büyü
voodoo
büyü
crescere
büyü
sortilege
büyü
theurgy
büyü
{f} grown up

Tom can see the many weeds that had grown up around the house. - Tom evin etrafında büyümüş olan pek çok yabani otları görebiliyor.

Sandra has grown up to be a beautiful woman. - Sandra büyüdüğünde güzel bir kadın oldu.

büyü
bewitchery
büyü
grow up

I want to be a pilot when I grow up. - Büyüdüğüm zaman bir pilot olmak istiyorum.

You must not smoke till you grow up. - Büyüyünceye kadar sigara içmemelisin.

büyüme
expansion
büyüme
accrual
büyüme
extension
büyüme
sprawl
büyüme
juvenescence
büyüme
increase in size
büyü
spells

Tom has a lot of dizzy spells. - Tom'un birçok baş döndürücü büyüleri vardır.

I don't believe in spells and charms. - Büyülere ve cazibelere inanmıyorum.

büyü
put spell
yayılıp büyümek
ramble
ağızında büyümek
(for food) to be hard to swallow
aşırı büyümek
hypertrophy
baskısız büyümek
to grow up without discipline or control
başıboş büyümek
run wild
burnu büyümek
to become conceited, to have a swollen head, to get too big for one's boots
burunu büyümek
to become conceited
büyü
{i} medicine

There's a big bottle of aspirin in the medicine cabinet. - Ecza dolabında büyük bir şişe aspirin var.

Grandmother believes that Chinese medicines are the best. - Büyükanne, Çin ilaçlarının en iyi olduğuna inanıyor.

büyü
magic, spell, incantation, sorcery, charm
büyü
glamour [Brit.]
büyü
romance
büyü
witchery
büyü
glamor

She's a glamorous girl. - O büyüleyici bir kız.

büyü
(hint) Maya
büyü
{i} hoodoo
büyü
obeah
büyü
witching
büyü
the black art

Tom is a practitioner in the black arts. - Tom bir kara büyü uygulayıcısıdır.

büyü
{i} glamour
büyü
art

John grew up to be a great artist. - John büyük bir sanatçı oldu.

Music and art can greatly contribute to the enjoyment of life. - Müzik ve sanat, yaşam zevkine çok büyük ölçüde katkıda bulunabilirler.

büyü
burgeon
büyüme
{i} enlargement
büyüme
growing up, development
büyüme
(Hukuk) growth, expansion
büyüme
augmentation; juvenescence
büyüme
excrescence
büyüme
enlarge
büyüme
{i} growing

The tree stopped growing. - Ağaç büyümeyi durdurdu.

Tom talked about growing up in Boston. - Tom Boston'da büyüme hakkında konuştu.

büyüme
increase

Price increases explain the difference between the real and nominal growth rates. - Fiyat artışları reel ve nominal büyüme oranları arasındaki farkı açıklar.

büyüme
{i} augmentation
büyüme
growth, development, expansion
dışarı doğru büyümek
grow outward
fazla büyümek
overgrow
gözleri büyümek
to open one's eyes wide (in surprise, with terror)
gözünde büyümek
to assume great proportions to (someone)
gözünde büyümek
loom large
ikiz halde büyümek
(Botanik, Bitkibilim) didymous
kapısında büyümek
to grow up in the household of
katılımlarla büyümek
accrete
lokması ağzında büyümek
not to have any appetite at all
lüks içinde büyümek
high-fed
mantar gibi büyümek
to mushroom
sarılarak büyümek
creep
süratle büyümek
(deyim) grow apace
tekrar büyümek
grow back
çabucak büyümek
(deyim) grow apace
çığ gibi büyümek
(for an event) to snowball, mushroom
çığ gibi büyümek
keep snowballing
Türkçe - Türkçe
Yaşı artmak, yaşlanmak: "Fakat büyüdükçe o kadar sevdiği bu oyunlara veda etmek lazım gelecekti."- Ö. Seyfettin
Organizmanın bütününde veya bu bütünün bir bölümünde, boyutlar artmak, irileşmek, eskisinden büyük duruma gelmek: "Büyür güzellikleri, vücutları, kısmetleri çocuklar uyurken."- F. H. Dağlarca
Organizmanın bütününde veya bu bütünün bir bölümünde, boyutlar artmak, irileşmek, eskisinden büyük duruma gelmek
Yetişmek: "İhtiyar Süleyman Çavuşun ellerinde büyüdüm."- A. Gündüz
Yetişmek
Genişlemek
Artmak, güçlenmek, şiddeti artmak
Artmak, güçlenmek, şiddeti artmak: "İkinci de okuduktan sonra kavga büyüdü."- M. Ş. Esendal
Yaşı artmak, yaşlanmak
Sayıca artmak
Önem ve değer kazanmak
Genişlemek: "Barbarosların ülkesi büyüdükçe büyüyordu."- F. F. Tülbentçi. Önem ve değer kazanmak: "Türklük ülküsünün biraz daha köklendiğini, büyüdüğünü, yeşerdiğini duyarız."- O. S. Orhon
(Osmanlı Dönemi) TERA'RU'
(Osmanlı Dönemi) VELH
BÜYÜ
(Osmanlı Dönemi) Cin gibi manevî varlıklar aracılığı ile insan veya başka varlıklar üzerinde etki meydana getirme işi. Dinimiz büyücülerin şerrinden, kötülüklerinden Allah'a sığınmamızı emreder. Müslüman büyücülük yapmaz
büyü
Tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek iddiasında olanların başvurdukları gizli işlem ve davranışlara verilen genel ad, afsun, sihir, füsun, bağı: "Akkız Ana, Hasan'a gönül vermenin bir büyü olduğunu, ne kadar anlatmışsa da kâr etmemiş."- H. E. Adıvar
büyü
Karşı durulmaz güçlü etki
büyü
Karşı durulmaz güçlü etki: "Ondan tüten görünmez bir büyünün içinde titriyorum."- Y. Z. Ortaç
büyüme
Büyümek işi
büyüme
Organizmanın bütününde veya bu bütünün bir bölümünde boyutların artması
büyümek