alanlar

listen to the pronunciation of alanlar
Türkçe - Türkçe
Eski çağlarda Karadeniz'in kuzeydoğusunda ki bozkırlarda yaşayan göçebe halk
alan
Orman içinde düz ve ağaçsız yer, düzlük, kayran
alan
Düz, açık ve geniş yer, meydan, saha
alan
Yarışmaların, karşılaşmaların ve oyunların yapıldığı yer, saha
ALAN
(Osmanlı Dönemi) Orman içinde açıklık, meydan
Alan
(Osmanlı Dönemi) MÜCRİF
Alan
saha
Alan
(Osmanlı Dönemi) SALİB
alan
Bir konu veya çalışma çevresi
alan
İçinde birtakım kuvvet çizgilerinin yayılmış bulunduğu var sayılan uzay parçası
alan
Bir alıcı merceğinin net bir görüntü sağlayabildiği derinlik ve genişliğin bütünü
alan
Yüz ölçümü
alan
Eski Roma'da açık hava gösterisi yapılan geniş yer
alan
Orman içinde düz ve ağaçsız yer, düzlük
alan
Bir çalışma çevresi: "Sanat kapalı bir alan değildir; sanat eseri herkes için, bütün toplum için yaratılır."- N. Ataç
alan
Psikolog Kurt Lewin tarafından geliştirilen, insan davranışlarına ilişkin kavramsal bir model
İngilizce - İngilizce

alanlar teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

Alan
A male given name

I could pose as an artist all right; so I took the studio. Also the name of Alan Beverley. My own is Bill Bates. I had often wondered what it would feel like to be called by some name like Alan Beverley or Cyril Trevelyan.

Alan
Memeber of a group of Sarmatian tribes, nomadic pastoralists of the 1st millennium AD who spoke an Eastern Iranian language derived from Scytho-Sarmatian and which in turn evolved into modern Ossetian
Alan
{i} male first name
Alan
given name, male
Alan
Arthur Chester Alan Ayckbourn Sir Alan Bennett Alan Dershowitz Alan Morton Greenspan Alan Hazeltine Louis Alan Heeger Alan J. Hovhaness Alan Alan Hovhaness Chakmakjian Alan Hovaness Hulse Russell Alan Kay Alan Lerner Alan Jay MacDiarmid Alan G. Gregory Alan Maddux Mamet David Alan Meier Richard Alan Milne Alan Alexander Page Alan Cedric Paton Alan Stewart Shepard Alan Bartlett Jr. Sillitoe Alan Turing Alan Mathison Jerome Alan West Alanbrooke of Brookeborough Alan Francis Brooke 1st Viscount
alan
A wolfhound
Türkçe - İngilizce
(Bilgisayar) zones
alans
fields

Tony saw green fields and small, quiet villages. - Tony yeşil alanlar ve küçük, sessiz köyler gördü.

In what direction or fields is change necessary? - Ne yönde ya da hangi alanlarda değişim gerekli?

areas

Advances in science and technology and other areas of society in the last 100 years have brought to the quality of life both advantages and disadvantages. - Son 100 yılın bilim ve teknoloji ve topluluğun diğer alanlarındaki gelişmeler hayat kalitesine hem avantajlar hem de dezavantajlar getirdi.

They want to talk to you about areas of mutual interest. - Onlar karşılıklı ilgi alanları konusunda sizinle konuşmak istiyorlar.

alan
area

The playground is divided into three areas by white lines. - Oyun alanı, beyaz çizgiler tarafından üçe bölünmüş.

He knows the area like the back of his hand. - O, alanı elininin arkası gibi bilir.

alan
field

Hundreds of fields were submerged in the flood. - Yüzlerce alan sel suları altında kaldı.

Tony saw green fields and small, quiet villages. - Tony yeşil alanlar ve küçük, sessiz köyler gördü.

alan
range

His research spans a wide range of fields. - Onun araştırması geniş bir alanı kapsar.

Tom has a wide range of interests. - Tom'un geniş bir ilgi alanı var.

alan
space

Tom parked in one of the empty spaces in front of the library. - Tom kütüphanenin önündeki boş alanlardan birine parketti.

Almost all implementations of virtual memory divide the virtual address space of an application program into pages; a page is a block of contiguous virtual memory addresses. - Hemen hemen tüm sanal bellek uygulamaları bir uygulama programının sanal adres alanını sayfalara böler; bir sayfa bitişik sanal bellek adreslerinden oluşan bir bloktur.

alan
domain

I can't figure out how to register a new domain name. - Yeni bir alan adına nasıl kaydolacağımı anlayamıyorum.

An ICANN domain signifies an IP address to a DNS server. - Bir ICANN alan bir DNS sunucusuna bir IP adresi belirtir.

alan
pitch

This area is as big as a football pitch. - Bu alan, bir futbol sahası kadar büyük.

alan
{i} region

Sunspots are regions of the Sun where the solar magnetic field is very strong. - Güneş lekeleri güneş manyetik alanının çok güçlü olduğu Güneş bölgeleridir.

Agriculture is developed in the most fertile lands of the region. - Tarım, bölgenin en verimli alanlarında gelişmiştir.

alan
arena
alan
territory

You're stepping into dangerous territory. - Tehlikeli alana adım atıyorsun.

alan
recipient
alan
scope
alan
sphere

He wanted to enlarge his sphere of influence. - O, etki yaptığı alanı büyütmek istedi.

The lack of a public sphere in Europe is being felt more and more keenly. - Avrupa'da kamusal alanın yokluğu artan bir şiddetle hissediliyor.

alan
stretch
alan
(Askeri) pocket
alan
zone

You must not park your car in a no parking zone. - Arabanı park alanı olmayan bir yere park etmemelisin.

Parts of the city looked like a disaster zone following the storm. - Fırtınadan sonra şehrin bazı kısımları afet alanı gibiydi.

alan
clearing
alan
buyer
alan
surface
alan
(Ticaret) square

Today is the 4th of June — a day when Chinese government killed hundreds of people on a peaceful demonstration on the Tiananmen square. - Bugün 4 Haziran. Çin hükümetinin Tiananmen alanında barışsever bir gösteride yüzlerce insanı öldürdüğü bir gün.

Hundreds of people came out into the square. - Yüzlerce insan alana çıktı.

alan
(Bilgisayar) receivedby
alan
(Havacılık) aerodrome
alan
continent

America is a continent of immigration. - Amerika göç alan bir kıtadır.

alan
(Bilgisayar) received by
alan
compartment
alan
place

Keep the money in a safe place. - Parayı güvenli bir alanda tut.

You'll never get ahead in this place unless you go through the proper channels. - Doğru bir yol bulmadıkça bu alanda asla ileri gitmeyeceksin.

alan
lot

I saw Tom in the parking lot. - Tom'u park alanında gördüm.

I saw Tom's car in the parking lot. - Tom'un arabasını park alanında gördüm.

alan
airfield
alan
course

The magnets, of course, have a magnetic field around them. - Mıknatısların, tabii ki, etrafında bir manyetik alanı vardır.

alan
bay
alan
circus
alan
(İnşaat) building site

A bomb from the time of World War II has exploded at a building site in Germany, killing at least one person. - Almanya'da bir inşaat alanında II. Dünya savaşı zamanından bir bomba patladı, en azından bir kişi öldü.

I work on a building site. - Ben bir inşaat alanında çalışıyorum.

alan
(Kısaltma) terr

I'm Alan Tate, Terry Tate's son. - Ben Alan Tate, Terry Tate'nin oğlu.

Situated on hilly terrain, the cathedral can be seen from a long distance. - Tepelik arazide yer alan katedral uzun bir mesafeden görülebilir.

alan
(Ticaret) district
alan
glade
alan
line

The playground is divided into three areas by white lines. - Oyun alanı, beyaz çizgiler tarafından üçe bölünmüş.

alan
receiver
resimdeki en parlak alanlar
(Fotoğrafçılık) highlights
alan
extent
alan
ambit

Girls are more ambitious academically than boys. - Kızlar akademik alanda oğlanlardan daha hırslıdır.

alan
realm

Recently, the increasing diversity of computer use has extended far beyond the realms of the office. - Son zamanlarda, bilgisayar kullanımında artan çeşitlilik, ofis alanlarının çok ötesine uzandı.

alan
compass

Many people are experiencing compassion fatigue because of the constant tragedies being reported in the news. - Haberlerde sürekli yer alan trajik olaylar yüzünden birçok insan şefkat yorgunluğu çekiyor.

alan
plaza
alan
land

Philae's landing site was named Agilkia. - Philae'nin iniş alanına Agilkia adı verildi.

Agriculture is developed in the most fertile lands of the region. - Tarım, bölgenin en verimli alanlarında gelişmiştir.

alan
susceptive
alan
{i} theatre
alan
arena; parade ground
alan
ground
alan
area (region)
alan
esplanade
alan
{i} maidan
alan
field (of knowledge or activity)
alan
purview

That is outside my purview. - O benim yetki alanımın içinde değil.

alan
open place, open field
alan
(Hukuk) (mülkiyet) private place
alan
yard

It's rare to find big yards in Japan. - Japonya'da büyük alanlar bulmak nadirdir.

alan
{i} reach

We had better hurry or we'll be caught in the storm before we reach the camping site. - Acele etsek iyi olur yoksa biz kamp alanına ulaşmadan önce fırtınaya yakalanırız.

When they had reached the common where the geese fed, she sat down and unloosed her hair, which was of pure gold. - Onlar kazların beslendiği alana ulaştığında, o oturdu ve saf altın rengi olan saçını açtı.

alan
theatre [Brit.]
alan
(electric, magnetic, static, gravitational, optical) field
alan
theater
alan
glade, forest meadow
alan
(open) space, area; field; field, pitch" " saha; airfield; clearing" " kayran; domain, sphere, field
alan
area , field , space
alan
(Hukuk) area, scope, sphere
alan
{i} tract
cebirsel alanlar
algebraic fields
ekili alanlar
(Tarım) planted areas
kamusal alanlar
(Hukuk) public places
konveks alanlar
convex domains
kritik alanlar
(Çevre) critical areas
oyunda rol alanlar
dramatis personae
rol alanlar
cast
sessiz alanlar
(Pisikoloji, Ruhbilim) silent areas
sonlu alanlar 
(Matematik) finite fields 
ulusal parklar ve alanlar
national parks and reserves
word nesnelerindeki alanlar
(Bilgisayar) fields in word objects
çağrı belgesi alanlar
call up
öncelikli alanlar
(Hukuk) priority areas
alanlar