üstte

listen to the pronunciation of üstte
Türkçe - İngilizce
above; on top
atop
on the top
(Bilgisayar) on top

May we always be on top and not at the bottom. - Biz her zaman altta değil ve üstte olabilir miyiz?

(Bilgisayar) top
{f} above
overhead
üst
top

A house is built on top of a solid foundation of cement. - Bir ev, çimentodan yapılmış sağlam bir temel üstüne inşa edilmiştir.

The wind blew harder yet when we reached the top of the hill. - Tepenin üstüne ulaştığımızda rüzgar daha da sert esti.

üst
upper

The upper part of the mountain is covered with snow. - Dağın üst kısmı karla kaplıdır.

My upper right wisdom tooth hurts. - Üst sağ yirmilik dişim ağrıyor.

üst
{i} senior

She holds a senior position in the government. - O hükümette üst düzey bir konuma sahiptir.

This seminar will target senior marketing leaders from Japanese firms. - Bu seminer Japon firmalarından üst düzey pazarlama liderlerini hedef alacaktır.

üst
superior

He behaves respectfully toward his superiors. - Üstlerine karşı saygıyla davranır.

This cloth is superior to that. - Bu kumaş ona göre daha üstün.

üst
upper side, upper part, top; outside surface; clothing, dress; body; (para) remainder, change; superior; upper, uppermost
üst
at or about (a certain time): öğle üstü in the early afternoon/ at noon
üst
covering
üst
upstairs

She called down from upstairs to ask what the noise was about. - O, gürültünün ne hakkında olduğunu sormak için üst kattan seslendi.

The bedrooms are upstairs. - Yatak odaları üst kattadır.

üst
surface
üst
high

There are few high-ranking positions left open for you. - Sizin için açık bırakılmış birkaç üst düzey pozisyon var.

His beating four competitors in a row won our high school team the championship. - Onun üst üste dört rakibini yenmesi lise takımımıza şampiyonluk kazandırdı.

üst
body

Sami threw a blanket over Layla's body. - Sami, Leyla'nın cesedinin üstüne bir battaniye attı.

Tom has no upper body strength. - Tom'un üst vücut gücü yok.

üst
(Matematik) power

He believed in the supreme power of the law. - Hukukun üstün gücüne inanıyordu.

He swept to power in 1929. - 1929'da ezici bir üstünlükle iktidara geldi.

üst
above

We are flying above the clouds. - Biz bulutların üstünde uçuyoruz.

Health is above wealth, for the former is more important than the latter. - Sağlık zenginliğin üstündedir, zira birincisi ikincisinden daha önemlidir.

üst
dress

Her dress is above the knee. - Elbisesi dizinin üstündeydi.

Tom put his wallet on top of the dresser. - Tom cüzdanını konsolun üstüne koydu.

üst
(Biyokimya) super

These products are superior to theirs. - Bu ürünler onlarınkinden daha üstün.

His paper is superior to mine. - Onun raporu benimkine göre üstündür.

üst
change

You have forgotten your change. - Para üstünüzü unuttunuz.

Tom told the taxi driver to keep the change. - Tom sürücüye para üstünün kalmasını söyledi.

üst
(İnşaat) topping
üst
powers
üst
(Matematik) exponential

The greatest shortcoming of the human race is our inability to understand the exponential function. - İnsan ırkının en büyük eksikliği üstel işlevi anlamak için bizim yetersizliğimizdir.

The exponential function has a horizontal asymptote. - Üstel fonksiyonun yatay asimptotu vardır.

üst
upper part

The upper part of the mountain is covered with snow. - Dağın üst kısmı karla kaplıdır.

He had not swum more than a few yards before one of the skulking ground sharks had him fast by the upper part of the thigh. - Saklanan zemin köpek balıklarından biri onu uyluğun üst kısmından hızla yakalamadan önce o birkaç yardadan daha fazla yüzmemişti.

üst
upper side
üst
outside surface
üst
clothing
üst
chief

The chief clerk is not a hardworking man, but gets ahead rapidly because he knows how to curry favor with his superiors. - Baş katip çalışkan bir adam değil fakat üstlerine nasıl yaltaklanacağını bildiği için çabuk ilerliyor.

üst
(Ticaret) major

A major is above a captain. - Binbaşı yüzbaşının üstündedir.

üst
remainder
üst
(Bilgisayar) ceiling

Tom is lying on his back, staring at the ceiling. - Tom sırt üstü uzanıyor, tavana bakıyor.

üst
uppermost
üst
ultra
üst
on top

A house is built on top of a solid foundation of cement. - Bir ev, çimentodan yapılmış sağlam bir temel üstüne inşa edilmiştir.

Everything on top of the table started rattling when the earthquake hit. - Deprem vurduğunda masanın üstündeki her şey tıkırdamaya başladı.

metin-üstte
(Bilgisayar) text-top
üst
highup
üst
top, upper: en üst kat topmost floor. yokuşun üst yanında on the upper part of the slope
üst
space over or above: Üstümde ay parlıyordu. The moon was shining above me
üst
clothes: Üstünü kirletme ha! Don't get your clothes dirty, you hear?
üst
(a) superior, (a) boss
üst
parent , powers , upper , exponent , top
üst
upper surface, top: Kütüğün üstüne oturdu. She sat down on the log
üst
remainder, rest (of an amount of money)
Türkçe - Türkçe

üstte teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

üst
Bir şeyin dış yüzü, yüzey: "Ağzında lokmayı birdenbire yutmaya kıyamıyor, dilinin üstünde gezdiriyordu."- Ö. Seyfettin
Üst
(Hukuk) FEVK
Üst
yan
üst
us
üst
Bazı tamlamalarda zaman bildirir
üst
Birine göre yüksek aşamada olan kimse, mafevk
üst
Birkaç şeyden birbirine göre yukarıda olan: "Kadınların beni böyle göz hapsine almaları yüzünden üst düğmelerimi gevşetemiyordum."- R. N. Güntekin. Öte, arka: "Ben onu Şehzade Camisi'nin üst yanında, sokak içi, eski ahşap bir evde tanıdım."- Y. Z. Ortaç
üst
Artan, geriye kalan bölüm
üst
Giyecek, giysi
üst
Bazı deyimlerde sorumluluk, yükümlülük anlatır
üst
Bir şeyin görülen yanı, yüzü: "Bu sefer taşın üstünden inip yere oturdu."- M. Ş. Esendal
üst
Birine göre yüksek aşamada olan kimse
üst
Bir şeyin görülen yanı, yüzü
üst
İlgilenilen, üzerinde durulan konu
üst
Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı, fevk
üst
Vücut, beden
üst
Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı, fevk: "Köyün üst tarafında, saman, taş ve yangın arasında, üstü sazlarla örtülmüş bir kulübenin önünde ateş yanıyor."- H. E. Adıvar
üst
Bir şeyin dış yüzü, yüzey
üst
Artan, geriye kalan bölüm: "Bir liranın üstü olarak uşağın getirdiği yetmiş beş kuruşu masanın üstünden kaldırmaz."- A. Ş. Hisar
üst
Sınıflamalarda temel olarak alınan bir tipe göre ileri derecede olan
üst
Öte, arka
üst
Birkaç şeyden birbirine göre yukarıda olan
üst
Bazı tamlamalarda zaman bildirir: "Hiç unutmam; 1934 yılı sonbaharının serince bir akşamüstü idi."- Y. K. Karaosmanoğlu
üst
Bazı deyimlerde sorumluluk, yükümlülük anlatır. İlgilenilen, üzerinde durulan konu
üstte