yakınlar

listen to the pronunciation of yakınlar
Türkçe - İngilizce
folks

We're going to my folks for Christmas this year. - Bu yıl Noel için yakınlara gidiyoruz.

kith and kin
(Kanun) kinsmen
yakın
close

My house is close to a bus stop. - Evim otobüs durağına yakın.

Where's the closest drugstore? - En yakın eczane nerede?

yakın
(İnşaat) near

Excuse me, is there a toilet nearby? - Affedersiniz, yakında bir tuvalet var mı?

I really look forward to your visit in the near future. - Yakın bir gelecekteki senin ziyaretini gerçekten dört gözle bekliyorum.

yakın
recent

Tom and Mary started dating each other quite recently. - Tom ve Mary çok yakın zamanlarda birbirleriyle çıkmaya başladılar.

I haven't been in contact with Mr. Smith recently. - Yakın zamanda Bay Smith ile görüşmedim.

yakın
adjacent
yakın
intimate

Tom was intimate with Mary. - Tom'un Mary'yle yakın ilişkisi vardı.

Mary overheard Tom talking intimately to another woman on his mobile phone. - Mary, Tom'un cep telefonuyla başka bir kadınla yakından konuşmasına kulak misafiri oldu.

yakın
akin
yakın
pending
yakın
(Hukuk) imminent

We think Tom might be in imminent danger. - Tom'un yakın tehlikede olabileceğini düşünüyoruz.

yakın
immediate

Only immediate family members attended Tom and Mary's wedding. - Sadece yakın aile bireyleri Tom ve Mary'nin düğününe katıldı.

Are you in immediate danger? - Sen yakın tehlike içinde misin?

yakın
{i} relative

Tom and Mary are close relatives. - Tom ve Mary yakın akrabadırlar.

The nuclear family is a young prejudice; in fact, families have only been built around the few immediate members in the last 50 or 60 years of relative wealth. - Çekirdek aile genç bir önyargıdır; aslında, aileler sadece göreli zenginliğin son 50 ya da 60 yılı içinde birkaç yakın üyenin etrafında inşa edilmiştir.

yakın
approximate

Åle, the world's oldest eel, just died. He was approximately 150 years old. - Dünyanın en yaşlı yılan balığı Åle yakın zamanda öldü. Yaklaşık olarak 150 yaşındaydı.

This is all very approximate. - Bunun hepsi çok yakın.

yakın
close to

Tom didn't know that Mary's house was so close to John's. - Tom, Mary'nin evinin John'unkine çok yakın olduğunu bilmiyordu.

The dog is close to death. - Köpek ölüme yakındır.

yakın
connate
yakın
(Biyokimya) proximal
yakın
connected
yakın
para

His paralysis is progressing, and soon he won't be able to get out of bed. - Onun felci ilerliyor ve yakında yataktan çıkamayacak.

yakın
familiar

Layla grew up in Arabia and was very familiar with camels. - Leyla, Arabistan'da büyüdü ve develerle çok yakındı.

I wouldn't permit such familiarity. - Ben böyle yakınlığa izin vermezdim.

yakın
(Biyokimya) epimer
yakın
in approach
yakın
in sight
yakın
proximate en
yakın
near future

I really look forward to your visit in the near future. - Yakın bir gelecekteki senin ziyaretini gerçekten dört gözle bekliyorum.

These problems will be solved in the near future. - Bu problemler yakın gelecekte çözülmüş olacak.

yakın
akin to
yakın
analogous
yakın
neighboring
yakın
near-by
yakın
at one's elbow
yakın
closer

Tom picked up the stamp and took a closer look. - Tom pulu aldı ve daha yakından baktı.

Tom took a closer look at it. - Tom, ona daha yakından baktı.

yakın
analogous with
yakın
next door
yakın
close-rage
yakın
relation

Tom has a close relationship with Mary. - Tom'un Mary ile yakın bir dostluğu var.

I don't see any relation between the two problems. - O iki problem arasında herhangi bir yakınlık görmüyorum.

yakın
friend

He has no close friends to talk with. - Konuşacak yakın arkadaşları yok.

Dogs are man's closest friends. - Köpekler insanın en yakın arkadaşlarıdır.

yakın
neighbourhood
yakın
within hail
yakın
(deyim) hail-fellow-well-met
yakın
recent time
yakın
nearby place
yakın
bemoan

When I had to learn English in school, at times I would bemoan all the irregularities and strange rules. - Okulda İngilizce öğrenmek zorunda kaldığımda zaman zaman tüm düzensizlik ve garip kurallardan yakınırdım.

yakın
handy
yakın
complain of
yakın
convenient

It's convenient to live so close to the train station. - Tren istasyonuna çok yakın yaşamak uygundur.

It's convenient living so close to the station. - İstasyona çok yakın yaşamak elverişlidir.

yakın
close range

Layla shot Sami at close range. - Leyla yakın mesafeden Sami'ye ateş etti.

Sami was shot at close range. - Sami yakın mesafeden vuruldu.

yakın
point-blank
yakın
complain

She always complains of her teacher. - O her zaman öğretmeninden yakınır.

Tom complained that Mary never helped him. - Tom Mary'nin ona asla yardım etmemesinden yakındı.

yakın
complain about

Don't complain about that. You've asked for it. - Yakınma. Kendin kaşındın.

I don't think I've ever heard you complain about anything. - Senin herhangi bir şey hakkında yakındığını duyduğumu hiç sanmıyorum.

yakın
parallel
yakın
pleasant
yakın
pally
yakın
vicinal
yakın
beef about
yakın
at close quarters
yakın
at hand

A global crisis is at hand. - Küresel bir kriz yakındır.

My father had a heart attack yesterday, but he was lucky to have a clinic close at hand. - Babam dün bir kalp krizi geçirdi fakat yakınlarda bir kliniğe sahip olduğu için şanslıydı.

yakın
nigh

The zombie apocalypse is nigh! - Zombi kıyameti yakın!

Last night there was a fire near here, and I couldn't sleep. - Dün gece buraya yakın bir yangın vardı ve uyuyamadım.

yakın
to close
yakın
not far
yakın
close of
yakın
close in

We haven't been close in years. - Yıllardır yakın olmamıştık.

yakın
by
yakın
{s} proximate
yakın
hard by
yakın
within walking distance
yakın
inseparable

They soon became inseparable. - Onlar yakında ayrılmaz oldular.

yakın
near at hand

Our entrance examination was near at hand. - Giriş sınavımız çok yakındı.

Christmas is near at hand, isn't it? - Noel yakın, değil mi?

yakın
towards
yakın
along

I'm sure he'll be along soon. - Onun yakında geleceğinden eminim.

The old woman went, and soon returned along with the Princess. - Yaşlı kadın gitti ve yakında Prenses ile birlikte geri döndü.

yakın
(arkadaş) thick
yakın
{i} connexion
yakın
very similar (to)
yakın
contiguous
yakın
relative, relation; close friend
yakın
within reach
yakın
hard

Tom has hardly any close friends. - Tom'un neredeyse hiç yakın arkadaşı yok.

Hardly anyone has seen this animal up close. - Neredeyse hiç kimse bu hayvanı yakından görmedi.

yakın
connection

Sami had very close connections to the crimes. - Sami'nin suçlarla çok yakın bağlantıları vardı.

The individual stars in a constellation may appear to be very close to each other, but in fact they can be separated by huge distances in space and have no real connection to each other at all. - Bir takım yıldızındaki bireysel yıldızlar birbirlerine çok yakın görünebilir fakat aslında onlar uzayda büyük mesafelerle ayrılabilir ve birbirleriyle hiç gerçek bağlantısı yoktur.

yakın
toward

Tom has been very friendly toward me. - Tom bana karşı çok cana yakın.

The spiral galaxy closest to our Milky Way galaxy is Andromeda. Andromeda is over 2 million light-years away. Its central bulge and spiral arms are tilted toward us at a 15 degree angle. - Samanyolu galaksimize en yakın sarmal gökada Andromeda'dır. Andromeda 2 milyondan fazla ışık yılı uzaklıktadır. Onun orta çıkıntısı ve spiral kolları 15 derecelik açıyla bize doğru eğiktir.

yakın
close, (friend) who is close to (someone)
yakın
near, close, neearby; akin (to), analogous (to/with); intimate; impending, imminent; nearby place, neighbourhood; friend, relation; recent time, near future
yakın
nearby place: Yakınımızda oturuyor. She lives near us
yakın
kindred
yakın
bosom

Tom and Mary have been bosom friends for years. - Tom ve Mary yıllardır yakın arkadaş olmuşlardır.

yakın
near (to), nearby, close (to), close-by
Türkçe - Türkçe

yakınlar teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

yakın
Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba: "Türkçe konuştuğu için bana kendi yakınlarımızdan biri hissini veren yaşlı garson yanımıza geldi."- Y. K. Karaosmanoğlu
Yakın
(Hukuk) KARİB
Yakın
(Osmanlı Dönemi) NEYYİF
Yakın
(Osmanlı Dönemi) EHAMM
yakın
Uzak olmayarak: "Gazinoya girip çıkmakta veya kendine yakın bir başka masada oturmakta."- Y. K. Karaosmanoğlu
yakın
Benzeyen, andıran, yaklaşan: "Beş dönüme yakın bahçesi bir ormanı andırırdı."- Ö. Seyfettin
yakın
Küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan
yakın
Uzak olmayarak
yakın
Benzeyen, andıran, yaklaşan
yakın
Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan
yakın
Az bir ara ile ayrılmış olan (zaman veya yer) , uzak karşıtı
yakın
Aralarında sıkı ilgi bulunan
yakın
Uzak olmayan yer
yakın
Az bir ara ile ayrılmış olan, uzak karşıtı
yakın
Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba
yakın
Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan: "Elli yaşında adam, ellisine yakın kadın..."- S. F. Abasıyanık
yakınlar