yüzünden

listen to the pronunciation of yüzünden
Türkçe - İngilizce
due to

The accident was due to the negligence of the caretaker. - Kaza yönetici ihmali yüzündendi.

His absence was due to the storm. - Onun yokluğu fırtına yüzündendi.

because of

The mail is delayed because of the strike. - Posta grev yüzünden ertelendi.

Students don't read many books because of TV and comics. - Öğrenciler televizyon ve çizgi roman yüzünden, çok kitap okumazlar.

on one's account
of
on account of

The football game was postponed on account of bad weather. - Futbol oyunu kötü hava yüzünden ertelenmişti.

The game was called off on account of the rain. - Oyun yağmur yüzünden iptal edildi.

from

Linda was called back from college by her father's sudden illness. - Linda, babasının ani hastalığı yüzünden üniversiteden geri çağrıldı.

Alice returned home early from work with a severe headache. - Alice şiddetli bir baş ağrısı yüzünden işten eve erken döndü.

thru
thro

The forest fire occurred through carelessness. - Orman yangını dikkatsizlik yüzünden oldu.

seeing
because

Because of the bad weather, he couldn't come. - Kötü hava yüzünden, o gelemedi.

The coach called off the game because many of the players were down with the flu. - Oyuncuların çoğu grip yüzünden keyifsiz oldukları için koç oyunu iptal etti.

because of, on account of, due to, owing to
owing to

The dam burst owing to the heavy rain. - Şiddetli yağmur yüzünden baraj taştı.

The dam burst owing to the heavy rain. - Şiddetli yağmur yüzünden baraj kapakları patladı.

through

The forest fire occurred through carelessness. - Orman yangını dikkatsizlik yüzünden oldu.

in view of
after

She looked after her sister, who was in bed with a bad cold. - O, kötü bir soğuk algınlığı yüzünden yatakta olan kızkardeşine baktı.

He fainted with hunger and fatigue, but came to after a while. - O açlık ve yorgunluk yüzünden bayıldı, ancak bir süre sonra kendine geldi.

with

She is in bed with a cold. - O, soğuk algınlığı yüzünden yatakta.

Tom is in bed with a fever. - Tom ateş yüzünden yatakta.

by virtue of
on the ground of
as a result of
for

I had to leave out this problem for lack of space. - Yer yokluğu yüzünden bu sorunu atlamak zorunda kaldım.

She was disqualified from the race for two false starts. - O, iki yanlış başlama yüzünden yarıştan diskalifiye edildi.

because of it
becauseof
yüz
hundred

I would love to write hundreds of sentences on Tatoeba, but I've got things to do. - Tatoeba'ya yüzlerce cümle yazmak isterdim ama yapmam gereken şeyler var.

The airplane flies at a speed of five hundred kilometers per hour. - Uçak saatte beş yüz kilometre hızla uçar.

yüz
face

His face is distorted by pain. - Onun yüzü acıdan şekil değiştirmişti.

Women really are quite dangerous. The more I think about this, the more I'm able to understand the reasoning behind face covering. - Kadınlar gerçekten oldukça tehlikeliler. Bu konuda ne kadar çok düşünürsem, o kadar çok yüz örtüsünün arkasındaki nedeni anlayabileceğim.

yüzünden akmak
(for something) to be evident from the look on (someone's) face; (for something) to be evident from the way (someone) looks, be written all over (someone)
yüzünden darılmak
take smth. ill of smb
yüzünden düşen bin parça olmak
to pull a long face
yüzünden düşen bin parça olmak
to wear a very sour face
yüzünden kan damlamak
to be very healthy and rosy-cheeked, be in the pink of health
yüzünden olmak
be owing to
yüz
front

The truth is in front of her face. - Gerçek onun yüzünün önünde.

I sit in front of a computer screen all day, so I get pretty heavily bombarded by electro-magnetic waves. - Ben bütün gün bilgisayar ekranı önünde otururum, bu yüzden elektro-manyetik dalgalar tarafından oldukça şiddetli şekilde bombardıman edilirim.

yüz
countenance
yüz
one hundred

Ten, twenty, thirty, forty, fifty, sixty, seventy, eighty, ninety, one hundred. - On, yirmi, otuz, kırk, elli, altmış, yetmiş, seksen, doksan, yüz.

Cancer is not one but more than one hundred distinct diseases. - Kanser tek değil fakat yüzlerce farklı hastalıklardan biridir.

yüz
facial

Her facial expression was more sour than a lemon. - Onun yüz ifadesi bir limondan daha ekşiydi.

I have a facial boil. There's a painful lump at the back of one nostril. - Bir yüz çıbanım var.Bir burun deliğinin arkasında acılı bir yumru var.

yüz
cheek

Gluteus Maximus was one of the cheekiest Roman emperors. - Gluteus Maximus, en yüzsüz Roma imparatorlarından biriydi.

My brother got cheeky. - Erkek kardeşim yüzsüzleşti.

yüz
cast of features
yüz
obverse
sebebiyle yüzünden
on account of
sebebiyle, yüzünden
on account of
yüz
(Teknik,Tekstil) good side
yüz
features

Tom's facial features and mannerisms are very much like those of his father. - Tom'un yüz hatları ve tavırları babasınına çok benzer.

He has really soft facial features. - O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.

yüz
(Bilgisayar) sides

Econony and quality are not opposites, but rather two sides of the same coin. - Ekonomi ve kalite karşıt değildir, aynı madalyonun iki yüzüdür.

Are the Bush administration and al-Qaida the two sides of the same coin? - Bush yönetimi ve El Kaide aynı madalyonun iki yüzü müdür?

yüz
facade
yüz
face side
yüz
frostbite
yüz
(Arkeoloji) façade
yüz
impudence
yüz
figure

The most important figure of mathematics of the nineteenth century is, undoubtedly, Gauss. - On dokuzuncu yüzyılın matematiğinin en önemli figürü kesinlikle, Gauss.

I figured Tom would mess up again. - Tom'un tekrar yüzüne gözüne bulaştıracağını düşündüm.

yüz
feature

He has really soft facial features. - O gerçekten yumuşak yüz hatlarına sahip.

Tom's facial features and mannerisms are very much like those of his father. - Tom'un yüz hatları ve tavırları babasınına çok benzer.

yüz
frontage
inancı yüzünden bir şeyi yapmayan kimse
conscientious objector
yüz
{f} swimming

It was such a hot day that we went swimming. - Öylesine sıcak bir gündü ki yüzmeye gittik.

John is in the swimming club. - John yüzme kulübündedir.

yüz
side

He put on his sweater wrong side out. - O kazağını ters yüz giydi.

Everyone is a moon, and has a dark side which he never shows to anybody. - Herkes bir aydır, ve hiç kimseye göstermediği karanlık bir yüzü vardır.

yüz
physiognomy
yüz
{f} floating

A ball is floating down the river. - Bir top nehirden aşağı doğru yüzüyordu.

The fisherman saved himself by means of a floating board. - Balıkçı kendini yüzen bir tahta vasıtasıyla kurtardı.

yüz
frontispiece
yüz
snoot
yüz
{f} swum

Tom has never swum in our pool. - Tom bizim havuzda hiç yüzmedi.

He is the only American to have swum the English Channel. - O, İngiliz Kanalında yüzmüş tek Amerikalı.

yüz
visage

Tom's face lost its passive visage and revealed his horror and disgust. - Tom'un yüzü pasif görüntüsünü kaybetti ve korku ve nefretini açığa vurdu.

yüz
{f} swim

To swim in the ocean is my greatest pleasure. - Okyanusta yüzmek benim en büyük zevkimdir.

John is in the swimming club. - John yüzme kulübündedir.

yüz
swam

She swam across the river. - O, nehri yüzerek geçti.

Ann swam across the river. - Ann nehrin karşı tarafına yüzdü.

yüz
puss
onun yüzünden
Because of its
yüz
to face

The two lovers sat face to face, drinking tea. - İki âşık yüz yüze oturdular,çay içtiler.

Those selected will have to face extensive medical and psychological tests. - Seçilmiş olanlar kapsamlı tıbbi ve psikolojik testlerle yüzleşmek zorunda kalacak.

Astarı yüzünden pahalı
The game's not worth the candle
astarı yüzünden pahalı olmak
1. to be expensive because money was wasted on extraneous matters. 2. (for a project) to cost more than it is worth
aşırı hız yüzünden durdurdum sizi
I stopped you for speeding
bir şey yüzünden kendini yiyip bitirmek
be devoured by
daha önemli başka bir iş yüzünden yapmamak
overslaugh
düşmanlıklar yüzünden yaralanmış
(Askeri) wounded due to hostilities
fırtına yüzünden gecikmiş
stormbound
grev yüzünden felç olmuş
strikebound
grev yüzünden sekteye uğramış
strikebound
grev yüzünden çalışamayan
(Ticaret) strikebound
hata yüzünden hükümsüz kalan yargılama
mistrial
ihmal yüzünden hata
(Kanun) mistake due to negligence
intikam yüzünden
out of revenge
kahır yüzünden lütfa uğramak
to benefit from something that was meant to harm one
müsamaha yüzünden
on sufferance
yüz
face (of a person or animal)
yüz
cloth which encloses the stuffing of a cushion or pillow, case; mattress ticking; cloth used to cover a chair or sofa, upholstery, upholstering
yüz
face (the front, exposed, finished, dressed, or otherwise specially prepared surface of something): kumaşın yüzü the face of the cloth. dağın kuzey yüzü the north face of the mountain. binanın yüzü the building's façade. paltonun yüzü the outer side of the coat
yüz
{f} float

The fisherman saved himself by means of a floating board. - Balıkçı kendini yüzen bir tahta vasıtasıyla kurtardı.

A ball is floating down the river. - Bir top nehirden aşağı doğru yüzüyordu.

yüz
sense of shame, shame: Sende hiç yüz yok mu? Have you no shame? Ne yüzle ondan böyle bir şey isteyebilirsin? How can you have the gall to ask her for such a thing?
yüz
fivescore
yüz
face, mug; (bina) façade; (para, madalya, vb.) obverse; surface; impudence, cheek; facial
yüz
brow
yüz
{i} phiz
yüz
hecto
yüz
{i} kisser
yüz
cutting edge, face (of a knife blade or other sharp tool)
yüz
favor

One hundred is my favorite number. - Yüz, benim en sevdiğim sayıdır.

She didn't want to drink alcoholic drinks every day. However, beer is her favorite drink, so she drinks non-alcoholic beer every day. - Alkollü içkileri her gün içmek istemiyordu. Fakat bira onun sevdiği içkisidir, bu yüzden o her gün alkolsüz bira içiyor.

yüz
side: ırmağın öte yüzünde on the other side of the river. problemin bu yüzü this aspect of the problem
yüz
{i} dial

Strictly speaking, Chinese consists of hundreds of dialects. - Aslına bakarsan, Çinçe yüzlerce lehçeden oluşur.

yüz
mien
yüz
surface: suyun yüzü the surface of the water
şarap yüzünden olmuş
vinous
Türkçe - Türkçe
-den ötürü, -den dolayı
-den ötürü, -den dolayı, sebebiyle: "O da çocuklar yüzünden alışmış, onlar yüzünden daha uygun görmüş, karısına anne derdi."- S. F. Abasıyanık. -den ötürü, -den dolayı: "Daha girdikleri gün darlık yüzünden söylenmeye başladı."- M. Ş. Esendal
yüz
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı
yüz
On kere on, doksan dokuzdan bir artık
yüz
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat: "Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor."- S. F. Abasıyanık
yüz
Yüzey, satıh
yüz
Kez, kere kelimeleri ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartmalı bir biçimde anlatır: "Hikmet Beyin kurum ve edası, her zamankinden belki yüz kat üstündü."- S. M. Alus
yüz
Kesici araçlarda keskin kenar
yüz
Bu sayıyı gösteren 100, C rakamlarının adı
yüz
Bir şeyin ön tarafta bulunan bölümü, cephe
Yüz
beniz
Yüz
duluk
Yüz
(Osmanlı Dönemi) LEÇ
yüz
Yapı cephesi
yüz
Kez, kere kelimeleri ile birlikte kullanılarak yapılan işin çokluğunu abartmalı bir biçimde anlatır
yüz
Keskin kenar
yüz
Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret
yüz
Nedeniyle, sebebiyle: "Bu yüzden Fuat Köprülü ile çatışmaya başlamışlardı gazetelerde."- Y. Z. Ortaç
yüz
Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü
yüz
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm
yüz
Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş
yüz
Yastığa geçirilen kılıf
yüz
Utanma
yüz
Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat
yüz
Yapının cephesi
yüz
Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı ve bu sayıyı gösteren işaret, 100, C
yüz
Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin tümü
yüz
Yan, taraf
yüz
On kere on, doksan dokuzdan bir artık olan
yüz
Nedeniyle, sebebiyle
yüzünden