sonuçlandırmak

listen to the pronunciation of sonuçlandırmak
Türkçe - İngilizce
{f} conclude

I have to conclude this transaction within a week. - Ben bir hafta içinde bu işlemi sonuçlandırmak zorundayım.

accomplish
snuff out
to bring to a conclusion, to conclude, to finish
finalize

I realize you're anxious to finalize the details. - Ayrıntıları sonuçlandırmak için endişeli olduğunun farkındayım.

leave off
put a period to
get through
to bring (something) to a conclusion, conclude
bring to an issue
(Hukuk) finalise
(deyim) put an end to
bring to a conclusion
(Konuşma Dili) button up
result in
wind
(Dilbilim) polish off
finish
result
decide
bring to an end
effect
sonuç
conclusion

You must not jump to conclusions. - Sonuçlara atlamamalısın.

Let's forget everything about that conclusion. - Bu sonuç hakkında her şeyi unutalım.

sonuç
{i} consequence

Tom took a moment to consider the consequences. - Tom sonuçları değerlendirmek için biraz zaman istedi.

This could have unintended consequences. - Bunun umulmadık sonuçları olabilir.

sonuç
result

On the whole I am satisfied with the result. - Bütün olarak ben sonuçtan memnunum.

The situation resulted in violence. - Durum şiddetle sonuçlandı.

sonuç
outcome

He understood the negative outcomes of being wasteful. - O, savurgan olmanın olumsuz sonuçlarını anladı.

Regardless what you may do, the outcome will still be the same. - Yapabileceğiniz ne olursa olsun, sonuç hâlâ aynı olacaktır.

sonuç
{i} end

He tried to kill himself but it ended in failure. - O, kendini öldürmeye çalıştı fakat o başarısızlıkla sonuçlandı.

I hope everything will turn out well in the end. - Sonunda her şeyin iyi sonuçlanacağını ümit ediyorum.

sonuç
joy
sonuç
{i} success

I'm sure your efforts will result in success. - Çabalarının başarıyla sonuçlanacağından eminim.

He said to himself, Will this operation result in success? - Kendi kendine şöyle dedi: Bu operasyon başarıyla sonuçlanacak mı?

sonuç
result, consequence, outcome, conclusion, product, effect netice
sonuç
product
sonuç
payoff
sonuç
result, outcome, conclusion
sonuç
wrap-up
sonuç
effect

Such considerations ultimately had no effect on their final decision. - Bu tür düşüncelerin sonuçta onların nihai kararı üzerinde herhangi bir etkisi olmamıştır.

Cause and effect react upon each other. - Sebep ve sonuç birbirlerine tepki yaparlar.

sonuç
{i} show

Tom's strength training began to show results. - Tom'un güç antrenmanı sonuçları göstermeye başladı.

Her health screening showed no negative results. - Onun sağlık taraması olumsuz sonuçlar göstermedi.

sonuç
(Ticaret) score
sonuç
(Denizbilim) conculusion
sonuç
deduction
sonuç
(Ticaret) performance
sonuç
resultant 
sonuç
finish

Apply two coats of the paint for a good finish. - İyi bir sonuç için iki tabaka boya uygula.

sonuç
(Bilgisayar) farewell statement
sonuç
catastrophe
sonuç
rowen
sonuç
desinence
sonuç
(Ticaret) output
sonuç
desition
sonuç
(Bilgisayar) result at
sonuç
determination
sonuç
find

Eventually it was possible to find a really satisfactory solution. - Sonunda gerçekten tatmin edici bir sonuç bulmak mümkündü.

You've always known that eventually everyone would find out. - Sonuçta herkesin öğreneceğini sen her zaman biliyordun.

sonuç
repercussion
sonuç
after effect
sonuç
bottomline
sonuç
sequent
sonuç
all in all

All in all, how many different schools have you attended? - Sonuçta, kaç tane farklı okula devam ettin?

sonuç
ending

The European Union is set up with the aim of ending the frequent and bloody wars between neighbours, which culminated in the Second World War. - Avrupa Birliği, ikinci dünya savaşı ile sonuçlanan sık ve kanlı komşu devletler arasındaki savaşları bitirme amacıyla kuruldu.

sonuçlandırma
culminate
sonuç
{i} issue
sonuç
child

She's still a child after all. - Sonuçta o hâlâ bir çocuk.

Sami had a relationship that resulted in a child. - Sami'nin bir çocukla sonuçlanan bir ilişkisi vardı.

sonuç
ramification

Sami didn't fully understand the ramifications of his actions. - Sami kendi eylemlerinin sonuçlarını tam olarak anlamadı.

sonuç
inference
sonuç
event

Eventually, he was sentenced to five years in prison for the violent crime. - Sonuçta, o şiddet suçu sebebiyle beş yıl hapis yatmıştı.

Tom should eventually have enough money to buy Mary a diamond ring. - Tom'un sonuçta Mary'ye elmas bir yüzük alması için yeterli parası olmalıydı.

sonuç
fruit

Let's stop this fruitless argument. - Bu sonuçsuz argümanı bırakalım.

Your effort will surely bear fruit. - Çabanız mutlaka sonuç verecek.

sonuç
avail
sonuç
bottom line
sonuç
hangover
sonuçlandırma
finalization
sonuç
resultant
sonuç
{i} decision

Maria is always making hasty decisions, forgetting about the consequences. - Maria sonuçları unutarak her zaman aceleci kararlar veriyor.

This decision had important results. - Bu kararın önemli sonuçları vardı.

sonuç
result to
sonuç
result for
sonuç
to result
başarıyla sonuçlandırmak
(Hukuk) bring to a successful conclusion
girişimi sonuçlandırmak
be in at the death
sonuç
ate
sonuç
success#
sonuç
{i} sum

I want to summarize the content of the presentation and draw a conclusion. - Sunumun içeriğini özetlemek ve bir sonuç çıkarmak istiyorum.

sonuç
{i} finding
sonuç
deduct
sonuç
close

The election results were extremely close. - Seçim sonuçları son derece yakın.

sonuç
spawn
sonuç
log. conclusion
sonuç
produce

My efforts produced no results. - Çabalarım hiç sonuç vermedi.

Such international cooperation produced great results. - Böyle uluslararası birleşme harika sonuçlar doğurdu.

sonuç
denouement
sonuç
(Hukuk) outcome, conclusion
sonuç
corollary
sonuç
harvest
sonuç
{i} sequel
sonuç
aftermath
sonuç
ultimate

The argument is rigorous and coherent but ultimately unconvincing. - Tartışma şiddetli ve ahenkli ama sonuçta inandırıcı değil.

Ultimately, he ended up going to school. - Sonuçta, okula gitmeye son verdi.

sonuç
consequent
sonuç
fruitage
sonuç
{i} upshot
Türkçe - Türkçe
sonuçlandırmak