sonuçlandırma

listen to the pronunciation of sonuçlandırma
Türkçe - İngilizce
culminate
finalization
sonuç
conclusion

Tom has the bad habit of jumping to conclusions. - Tom'un sonuçlara atlamayla ilgili kötü bir alışkanlığı vardır.

Let's forget everything about that conclusion. - Bu sonuç hakkında her şeyi unutalım.

sonuç
{i} consequence

Tom is prepared to accept the consequences. - Tom sonuçları kabul etmeye hazır.

He who makes the mistake bears the consequences. - Hata yapan sonuçlarına katlanır.

sonuç
result

If you divide any number by zero, the result is undefined. - Eğer herhangi bir sayıyı sıfıra bölerseniz, sonuç tanımsızdır.

Many diseases result from poverty. - Çoğu hastalık yoksulluktan sonuçlanır.

sonuçlandırmak
{f} conclude

I have to conclude this transaction within a week. - Ben bir hafta içinde bu işlemi sonuçlandırmak zorundayım.

sonuç
outcome

The outcome of the election is doubtful. - Seçim sonuçları şüphelidir.

Regardless what you may do, the outcome will still be the same. - Yapabileceğiniz ne olursa olsun, sonuç hâlâ aynı olacaktır.

sonuç
{i} end

NASA says three of 22 space missions that carried generators similar to Galileo's ended in accidents. - NASA Galileo'nunkine benzeyen jeneratörler taşıyan 22 uzay uçuşunun üçünün kazayla sonuçlandığını söylüyor.

He tried to kill himself but it ended in failure. - O, kendini öldürmeye çalıştı fakat o başarısızlıkla sonuçlandı.

sonuçlandırmak
accomplish
sonuç
joy
sonuç
{i} success

I'm sure your efforts will result in success. - Çabalarının başarıyla sonuçlanacağından eminim.

He said to himself, Will this operation result in success? - Kendi kendine şöyle dedi: Bu operasyon başarıyla sonuçlanacak mı?

sonuç
result, consequence, outcome, conclusion, product, effect netice
sonuç
product
sonuç
payoff
sonuç
wrap-up
sonuç
result, outcome, conclusion
sonuç
{i} show

Tom's strength training began to show results. - Tom'un güç antrenmanı sonuçları göstermeye başladı.

The results of Tom's biopsy show that the tumor is cancerous. - Tom'un biyopsi sonuçlarına göre, tümör kanserlidir.

sonuç
effect

If you do that, it will only bring about a contrary effect. - Eğer bunu yaparsan,bu sadece aksi sonuçlar doğuracak.

Cause and effect react upon each other. - Sebep ve sonuç birbirlerine tepki yaparlar.

sonuç
after effect
sonuç
repercussion
sonuç
(Denizbilim) conculusion
sonuç
desinence
sonuç
finish

Apply two coats of the paint for a good finish. - İyi bir sonuç için iki tabaka boya uygula.

sonuç
deduction
sonuç
catastrophe
sonuç
desition
sonuç
sequent
sonuç
(Ticaret) score
sonuç
resultant 
sonuç
determination
sonuç
find

You've always known that eventually everyone would find out. - Sonuçta herkesin öğreneceğini sen her zaman biliyordun.

Eventually it was possible to find a really satisfactory solution. - Sonunda gerçekten tatmin edici bir sonuç bulmak mümkündü.

sonuç
ending

The European Union is set up with the aim of ending the frequent and bloody wars between neighbours, which culminated in the Second World War. - Avrupa Birliği, ikinci dünya savaşı ile sonuçlanan sık ve kanlı komşu devletler arasındaki savaşları bitirme amacıyla kuruldu.

sonuç
all in all

All in all, how many different schools have you attended? - Sonuçta, kaç tane farklı okula devam ettin?

sonuç
(Bilgisayar) farewell statement
sonuç
(Ticaret) performance
sonuç
bottomline
sonuç
rowen
sonuç
(Ticaret) output
sonuç
(Bilgisayar) result at
sonuçlandırmak
result in
sonuçlandırmak
bring to a conclusion
sonuçlandırmak
wind
sonuçlandırmak
result
sonuçlandırmak
(deyim) put an end to
sonuçlandırmak
(Konuşma Dili) button up
sonuçlandırmak
finish
sonuçlandırmak
(Dilbilim) polish off
sonuç
{i} issue
sonuç
avail
sonuç
hangover
sonuç
event

Things eventually changed. - Sonuçta işler değişti.

Eventually, he was sentenced to five years in prison for the violent crime. - Sonuçta, o şiddet suçu sebebiyle beş yıl hapis yatmıştı.

sonuç
child

She's still a child after all. - Sonuçta o hâlâ bir çocuk.

Sami had a relationship that resulted in a child. - Sami'nin bir çocukla sonuçlanan bir ilişkisi vardı.

sonuç
fruit

Let's stop this fruitless argument. - Bu sonuçsuz argümanı bırakalım.

Your effort will surely bear fruit. - Çabanız mutlaka sonuç verecek.

sonuç
bottom line
sonuç
inference
sonuç
ramification

Sami didn't fully understand the ramifications of his actions. - Sami kendi eylemlerinin sonuçlarını tam olarak anlamadı.

sonuçlandırmak
effect
sonuçlandırmak
bring to an end
sonuçlandırmak
decide
sonuçlandırmak
finalize

I realize you're anxious to finalize the details. - Ayrıntıları sonuçlandırmak için endişeli olduğunun farkındayım.

sonuç
resultant
sonuç
{i} decision

That decision will have wide and serious consequences. - Bu kararın geniş ve ciddi sonuçları olacaktır.

Both your father and I understand the consequences of your decision. - Hem baban hem de ben senin kararın sonuçlarını anlıyoruz.

sonuç
to result
sonuç
result for
sonuç
result to
sonuç
spawn
sonuç
success#
sonuç
ate
sonuç
{i} sequel
sonuç
{i} sum

I want to summarize the content of the presentation and draw a conclusion. - Sunumun içeriğini özetlemek ve bir sonuç çıkarmak istiyorum.

sonuç
fruitage
sonuç
{i} finding
sonuç
consequent
sonuç
ultimate

The argument is rigorous and coherent but ultimately unconvincing. - Tartışma şiddetli ve ahenkli ama sonuçta inandırıcı değil.

Ultimately, he ended up going to school. - Sonuçta, okula gitmeye son verdi.

sonuç
deduct
sonuç
close

The election results were extremely close. - Seçim sonuçları son derece yakın.

sonuç
{i} aftermath
sonuç
{i} harvest
sonuç
corollary
sonuç
(Hukuk) outcome, conclusion
sonuç
denouement
sonuç
produce

After all, their form of transport produces no pollution at all. - Sonuçta, onların ulaşım formu hiç kirlilik üretmez.

Effort produces fine results. - Çaba güzel sonuçlar üretir.

sonuç
log. conclusion
sonuç
{i} upshot
sonuçlandırmak
put a period to
sonuçlandırmak
snuff out
sonuçlandırmak
bring to an issue
sonuçlandırmak
get through
sonuçlandırmak
to bring (something) to a conclusion, conclude
sonuçlandırmak
leave off
sonuçlandırmak
(Hukuk) finalise
sonuçlandırmak
to bring to a conclusion, to conclude, to finish
sonuçlandırma