rağmen

listen to the pronunciation of rağmen
Türkisch - Englisch
despite

Despite the importance of sleep, its purpose is a mystery. - Uykunun önemine rağmen, onun amacı bir sırdır.

Despite all his faults, everybody likes him. - Tüm hatalarına rağmen, herkes onu seviyor.

although

Although I trusted the map, it was mistaken. - Haritaya güvenmeme rağmen o hatalıydı.

Although he is young, he is very careful. - Genç olmasına rağmen, çok dikkatlidir.

in spite of

In spite of the sunny weather, the air was rather chilly. - Güneşli havaya rağmen, hava oldukça serindi.

Joan became a great actress in spite of having had a difficult childhood. - Joan zor bir çocukluk geçirmesine rağmen büyük bir aktrist oldu.

though

Though he is rich, he is not happy. - O zengin olmasına rağmen mutlu değil.

The small house had come to look shabby, though it was just as good as ever underneath. - Küçük ev, şimdiye kadar tıpkı altındaki kadar iyi olmasına rağmen,eski püskü görünmeye başladı.

for all

For all his genius, he is as unknown as ever. - Bütün dehasına rağmen, o her zaman olduğu kadar bilinmiyor.

For all his wealth, he was still unhappy. - Bütün servetine rağmen hâlâ mutsuzdu.

while

While he likes English, he is weak in mathematics. - İngilizce sevmesine rağmen, o, matematikte zayıftır.

even though

Even though we tried hard, we couldn't beat Jane. - Biz sıkı çalışmamıza rağmen, Jane'i yenemedik.

Even though there were many cookies on the dish, I only ate three. - Tabakta birçok kurabiye bulunmasına rağmen, sadece üç tane yedim.

considering
in despite of
in spite of, despite, in the face of, for all, nothwithstanding; although, though, tho'
but what
notwithstanding
spite of

In spite of the sunny weather, the air was rather chilly. - Güneşli havaya rağmen, hava oldukça serindi.

A four-year-old American tourist was disappointed to realize that, in fact, the Sichuan province is not entirely made of spicy beef, in spite of its famously piquant cuisine. - Dört yaşındaki Amerikalı turist, aslında, Sichuan eyaletinin ünlü mayhoş mutfağına rağmen tamamen baharatlı sığır etinden yapılmamış olduğunu farkettiği için hayal kırıklığına uğradı.

as
whilst
after all

Tom didn't buy it after all. - Her şeye rağmen onu almadım.

No one could solve the problem after all. - Buna rağmen kimse problemi çözemedi.

but yet
altho

Although he's young, he has a grey beard. - Genç olmasına rağmen gri sakalı var.

Although rainforests make up only two percent of the earth's surface, over half the world's wild plant, animal and insect species live there. - Yağmur ormanlarının, dünya yüzeyinin sadece yüzde ikisini kaplamasına rağmen; vahşi bitki, hayvan ve bitki türlerinin yarısından fazlası orada yaşar.

even

Even though my friend was a vegetarian, I didn't tell him that the soup had some meat in it. - Arkadaşım bir vejetaryen olmasına rağmen, çorbada biraz et olduğunu ona söylemedim.

Even though we tried hard, we couldn't beat Jane. - Biz sıkı çalışmamıza rağmen, Jane'i yenemedik.

in contrast to
ever so
counter to
albeit
in the face of
ever though
inspite
but

Every one opposed it, but Mary and John got married all the same. - Herkes ona karşı çıktı fakat her şeye rağmen Mary ve John evlendi.

His story may sound false, but it is true for all that. - Onun hikayesi düzmece görünebilir fakat her şeye rağmen gerçektir.

for

For all his wealth, he was still unhappy. - Bütün servetine rağmen hâlâ mutsuzdu.

For all his riches he is not happy. - Bütün servetine rağmen o mutlu değildir.

bütün bunlara rağmen
nevertheless

Nevertheless, I'm immensely proud. - Bütün bunlara rağmen, ben son derece gurur duyuyorum.

buna rağmen
nevertheless

Tom's as strong as an ox, yet nevertheless is a coward. - Tom bir öküz kadar güçlü ama buna rağmen bir korkak.

Nevertheless, she took off her coat and seemed ready for a short conversation. - Buna rağmen, o ceketini çıkardı ve kısa bir konuşma için hazır görünüyordu.

buna rağmen
still

She has a lot of faults. Still, I like her. - Çok hatası var. Buna rağmen onu severim.

All the same, we still need a scientific account of how exactly pains are caused by brain processes. - Buna rağmen, bizim hâlâ ağrıların beyin işlemleri tarafından tam olarak nasıl neden olduğu hakkında bilimsel bir açıklamaya ihtiyacımız var.

her şeye rağmen
for all that

She told him once and for all that she would not go to the movie with him. - Ona bir kez söyledim ve her şeye rağmen onunla sinemaya gitmedim.

I told her once and for all that I would not go shopping with her. - Ona bir kez söyledim ve her şeye rağmen onunla alışverişe gitmedim.

her şeye rağmen
regardless
buna rağmen
notwithstanding
bütün bunlara rağmen
even then
bütün bunlara rağmen
for all that
bütün bunlara rağmen
still
bütün bunlara rağmen
even so
bütün bunlara rağmen
despite all
e rağmen
in spite of

kara rağmen hakem maçı iptal etmedi.

sana rağmen
Although I
buna rağmen
even then
buna rağmen
even so

The wine was very expensive, but even so he wanted to buy it. - Şarap çok pahalıydı, buna rağmen onu satın almak istedi.

buna rağmen
howbeit
buna rağmen
still, notwithstanding
buna rağmen
for all that
engellere rağmen ilerlemek
worry along
hatalara rağmen başarmak
muddle through
hatalara rağmen başarıyla sıyrılmak
muddle along
her şeye rağmen
nonetheless

Nonetheless, she loved the children and was content with the work. - Her şeye rağmen, o, çocukları seviyordu ve işinden memnundu.

her şeye rağmen
nontheless
her şeye rağmen
after all

You managed it after all. - Her şeye rağmen onu başardın

Tom didn't buy it after all. - Her şeye rağmen onu almadım.

her şeye rağmen
against all odds
her şeye rağmen başarmak
muddle through
mesine rağmen
notwithstanding
Türkisch - Türkisch
(Osmanlı Dönemi) Aksine olarak, inadına, zıddına olarak, zoraki
Karşın: "Bütün isteğime rağmen, gerçi bu çocuğa içimi dökmemiştim."- H. E. Adıvar
Karşın
rağmen
Favoriten