rağmen

listen to the pronunciation of rağmen
Türkisch - Englisch
despite

Despite all his faults he is popular. - Tüm hatalarına rağmen o popülerdir.

I love him despite his faults. - Ben onun hatalarına rağmen onu seviyorum.

although

Although rainforests make up only two percent of the earth's surface, over half the world's wild plant, animal and insect species live there. - Yağmur ormanlarının, dünya yüzeyinin sadece yüzde ikisini kaplamasına rağmen; vahşi bitki, hayvan ve bitki türlerinin yarısından fazlası orada yaşar.

Although I trusted the map, it was mistaken. - Haritaya güvenmeme rağmen,o hatalıydı.

in spite of

I cannot help liking him in spite of his many faults. - Çok sayıda hatasına rağmen ondan hoşlanmamak elimde değil.

Joan became a great actress in spite of having had a difficult childhood. - Joan zor bir çocukluk geçirmesine rağmen büyük bir aktrist oldu.

though

Though they're twins, they don't have many interests in common. - Onlar, ikiz olmalarına rağmen, çok sayıda ortak ilgileri yok.

The small house had come to look shabby, though it was just as good as ever underneath. - Küçük ev, şimdiye kadar tıpkı altındaki kadar iyi olmasına rağmen,eski püskü görünmeye başladı.

for all

For all his faults, he is a good fellow. - Tüm hatalarına rağmen, o iyi bir adam.

For all his wealth, he was still unhappy. - Bütün servetine rağmen hâlâ mutsuzdu.

while

While he likes English, he is weak in mathematics. - İngilizce sevmesine rağmen, o, matematikte zayıftır.

even though

Even though we tried hard, we couldn't beat Jane. - Biz sıkı çalışmamıza rağmen, Jane'i yenemedik.

Even though my friend was a vegetarian, I didn't tell him that the soup had some meat in it. - Arkadaşım bir vejetaryen olmasına rağmen, çorbada biraz et olduğunu ona söylemedim.

in despite of
considering
in spite of, despite, in the face of, for all, nothwithstanding; although, though, tho'
but what
notwithstanding
spite of

In spite of the sunny weather, the air was rather chilly. - Güneşli havaya rağmen, hava oldukça serindi.

Joan became a great actress in spite of having had a difficult childhood. - Joan zor bir çocukluk geçirmesine rağmen büyük bir aktrist oldu.

but yet
whilst
after all

You managed it after all. - Her şeye rağmen onu başardın

Despite our efforts, we failed after all. - Bütün çabalarımıza rağmen, sonuçta hepimiz başarısız olduk.

as
altho

Although I trusted the map, it was mistaken. - Haritaya güvenmeme rağmen o hatalıydı.

Although rainforests make up only two percent of the earth's surface, over half the world's wild plant, animal and insect species live there. - Yağmur ormanlarının, dünya yüzeyinin sadece yüzde ikisini kaplamasına rağmen; vahşi bitki, hayvan ve bitki türlerinin yarısından fazlası orada yaşar.

even

Even though we tried hard, we couldn't beat Jane. - Biz sıkı çalışmamıza rağmen, Jane'i yenemedik.

Even though my friend was a vegetarian, I didn't tell him that the soup had some meat in it. - Arkadaşım bir vejetaryen olmasına rağmen, çorbada biraz et olduğunu ona söylemedim.

in the face of
ever though
counter to
ever so
in contrast to
albeit
inspite
but

He has some faults, but I like him none the less. - Onun bazı hataları var ama buna rağmen ben onu seviyorum.

Everyone opposed it, but Sally and Bob got married all the same. - Herkes ona karşı çıktı fakat buna rağmen Sally ve Bob evlendiler.

for

For all his wealth, he was still unhappy. - Bütün servetine rağmen hâlâ mutsuzdu.

I like him the better for his faults. - Hatalarına rağmen onu daha çok seviyorum.

bütün bunlara rağmen
nevertheless

Nevertheless, I'm immensely proud. - Bütün bunlara rağmen, ben son derece gurur duyuyorum.

buna rağmen
nevertheless

We're quite insignificant, but awesome nevertheless. - Biz oldukça önemsizdik ama buna rağmen müthiştik.

I was very tired, but I was nevertheless unable to sleep. - Ben çok yorgundum ama buna rağmen uyuyamadım.

buna rağmen
still

She has a lot of faults. Still, I like her. - Çok hatası var. Buna rağmen onu severim.

All the same, we still need a scientific account of how exactly pains are caused by brain processes. - Buna rağmen, bizim hâlâ ağrıların beyin işlemleri tarafından tam olarak nasıl neden olduğu hakkında bilimsel bir açıklamaya ihtiyacımız var.

her şeye rağmen
regardless
her şeye rağmen
for all that

She told him once and for all that she would not go to the movie with him. - Ona bir kez söyledim ve her şeye rağmen onunla sinemaya gitmedim.

I told her once and for all that I would not go shopping with her. - Ona bir kez söyledim ve her şeye rağmen onunla alışverişe gitmedim.

buna rağmen
notwithstanding
bütün bunlara rağmen
despite all
bütün bunlara rağmen
still
bütün bunlara rağmen
even then
bütün bunlara rağmen
even so
bütün bunlara rağmen
for all that
e rağmen
in spite of

kara rağmen hakem maçı iptal etmedi.

sana rağmen
Although I
buna rağmen
howbeit
buna rağmen
still, notwithstanding
buna rağmen
even so

The wine was very expensive, but even so he wanted to buy it. - Şarap çok pahalıydı, buna rağmen onu satın almak istedi.

buna rağmen
for all that
buna rağmen
even then
engellere rağmen ilerlemek
worry along
hatalara rağmen başarmak
muddle through
hatalara rağmen başarıyla sıyrılmak
muddle along
her şeye rağmen
after all

You managed it after all. - Her şeye rağmen onu başardın

Tom didn't buy it after all. - Her şeye rağmen onu almadım.

her şeye rağmen
nontheless
her şeye rağmen
nonetheless

Nonetheless, she loved the children and was content with the work. - Her şeye rağmen, o, çocukları seviyordu ve işinden memnundu.

her şeye rağmen
against all odds
her şeye rağmen başarmak
muddle through
mesine rağmen
notwithstanding
Türkisch - Türkisch
(Osmanlı Dönemi) Aksine olarak, inadına, zıddına olarak, zoraki
Karşın: "Bütün isteğime rağmen, gerçi bu çocuğa içimi dökmemiştim."- H. E. Adıvar
Karşın
rağmen
Favoriten