Talking in the library is not allowed.
- Kütüphanede konuşmaya izin verilmiyor.
I don't like talking in front of people.
- Ben insanların önünde konuşmayı sevmiyorum.
I like to have a deep conversation with a more academic person from time to time.
- Zaman zaman daha akademik biriyle detaylı bir konuşma yapmak istiyorum.
When you speak Shanghainese with your mum, I only understand a few words, so I can't join in the conversation.
- Annenle Şangayca konuştuğun zaman sadece çok az kelime anlayabiliyorum, bu yüzden de konuşmaya katılamayacağım.
Have you made a speech in English before?
- Daha önce İngilizce bir konuşma yaptın mı?
Jane's farewell speech made us very sad.
- Jane'in veda konuşması bizi çok üzdü.
Talking in the library is not allowed.
- Kütüphanede konuşmaya izin verilmiyor.
Don't talk with your mouth full.
- Ağzın doluyken konuşma.
Speaking English isn't easy.
- İngilizce konuşmak kolay değildir.
I'll stop speaking to you in French.
- Seninle Fransızca konuşmaktan vazgeçeceğim.
The President made an address to the nation.
- Başkan ulusa sesleniş konuşması yaptı.
The address was transmitted by radio.
- Konuşma radyo tarafından yayınlandı.
In their discourse after dinner, they talked about politics.
- Yemekten sonraki konuşmalarında, onlar politikadan bahsettiler.
She has not spoken to me yet.
- O, benimle henüz konuşmadı.
Tom hasn't spoken French in years.
- Tom yıllarca Fransızca konuşmadı.
We need to chat soon.
- Kısa süre içinde konuşmalıyız.
It was really nice chatting with you.
- Seninle konuşmak güzeldi.
When you speak Shanghainese with your mum, I only understand a few words, so I can't join in the conversation.
- Annenle Şangayca konuştuğun zaman sadece çok az kelime anlayabiliyorum, bu yüzden de konuşmaya katılamayacağım.
I would like to have a word with you.
- Seninle konuşmak istiyorum.
Tom makes about fifty phone calls a day.
- Tom bir günde yaklaşık elli telefon konuşması yapar.
I need to make a telephone call.
- Benim bir telefon konuşması yapmam gerekiyor.
I want to talk with your uncle.
- Dayınla konuşmak istiyorum.
I want to talk to your uncle.
- Amcanla konuşmak istiyorum.
I want to speak German.
- Almanca konuşmak istiyorum.
Frankly speaking, he is untrustworthy.
- Açıkça konuşmak gerekirse, o güvenilmez biri.
You have the right to free speech, but not the right to slander.
- Serbest konuşma özgürlüğün var ama iftira etme hakkın yok.
That was only a figure of speech.
- O sadece bir konuşma şekli idi.
It was just a figure of speech.
- O sadece bir konuşma şekliydi.
Only human beings are capable of speech.
- Sadece insan konuşma yeteneğine sahiptir.
Can you speak English?
- İngilizce konuşabiliyor musun?
Frankly speaking, he is untrustworthy.
- Açıkça konuşmak gerekirse, o güvenilmez biri.
Which language is spoken in the U.S.A.?
- ABD'de hangi diller konuşuluyor?
The policeman spoke to a man on the street.
- Polis bir adamla sokakta konuştu.
I wanted to discuss this with you yesterday, but you didn't seem to want to listen.
- Dün bunu seninle konuşmak istedim ama sen dinlemek istiyor gibi görünmüyordun.
Tom doesn't like to discuss his work.
- Tom işini konuşmaktan hoşlanmaz.
You've spoken with Tom since I have, haven't you?
- Benim konuştuğumdan beri Tom'la konuşmaktasın, değil mi?
You've spoken with Tom since I have, haven't you?
- Benim konuştuğumdan beri Tom'la konuşmaktasın, değil mi?
Work instead of chatting!
- Konuşmak yerine çalışın!
It was really nice chatting with you.
- Seninle konuşmak güzeldi.
Gorillas cannot use their lips and tongues to speak, but they can communicate with people in other ways.
- Goriller konuşmak için dudaklarını ve dillerini kullanamazlar ama insanlarla başka yollarla iletişim kurabilirler.
Mary was lonely because the other students didn't talk to her.
- Diğer öğrenciler onunla konuşmadığından dolayı Mary yalnızdı.
Please come to talk to me.
- Lütfen benimle konuşmaya gel.
Don't talk with your mouth full.
- Ağzın doluyken konuşma.
Mary has nobody to talk with, but she doesn't feel lonely.
- Mary'nin konuşacak hiç kimsesi yok fakat o kendini yalnız hissetmiyor.
You can speak out freely here.
- Sen burada özgürce konuşabilirsin.
You must speak out against injustice.
- Haksızlığa karşı yüksek sesle konuşmalısın.
In Papua New Guinea, there are 850 different languages spoken by Papuans.
- Papua Yeni Gine'de, Papualılar tarafından konuşulan 850 farklı dil vardır.
Which language is spoken in the United States of America?
- Amerika Birleşik Devletleri'nde hangi dil konuşuluyor?
She may well refuse to speak to you because she's in a very bad mood.
- O, kötü bir ruh hali içerisinde olması dolayısıyla seninle konuşmayı reddedebilir.
I apologized, but even then she wouldn't speak to me.
- Özür diledim fakat o zaman bile benimle konuşmadı.
By the look in his eye I could tell that he was speaking tongue in cheek.
- Onun gözündeki bakışına göre onun şaka yollu konuştuğunu söyleyebilirdim.
Brent is an American, but he speaks Japanese as if it were his mother tongue.
- Brent bir Amerikalı, ama o sanki onun ana diliymiş gibi Japonca konuşuyor.
We always talked about a lot of things after school.
- Biz okuldan sonra her zaman birçok şey hakkında konuştuk.
In the tent we talked and talked.
- Çadırda sürekli konuştuk.
What're you talking about?
- Ne hakkında konuşuyorsun?
Talking in the library is not allowed.
- Kütüphanede konuşmaya izin verilmiyor.
I'm not very good at speaking Arabic.
- Çok iyi Arapça konuşamıyorum.
Don't be afraid to make mistakes when speaking English.
- İngilizce konuşurken hata yapmaktan korkmayın.
In their discourse after dinner, they talked about politics.
- Yemekten sonraki konuşmalarında, onlar politikadan bahsettiler.
This argument is pure rhetoric.
- Bu tartışma etkili konuşma sanatından başka bir şey değil.
Passengers shall not converse with the driver while the bus is in motion.
- Otobüs hareket halindeyken yolcular şoförle konuşmamalıdır.
I need someone with whom I can converse.
- Konuşabileceğim birine ihtiyacım var.
Tom, I want to have a talk with you.
- Tom, seninle konuşmak istiyorum.
I want to have a talk with you.
- Seninle konuşmak istiyorum.
I want to have a talk with Tom.
- Tom'la konuşmak istiyorum.
I want to have a talk with you.
- Seninle konuşmak istiyorum.
If I go to China, it would be for the purpose of speaking Chinese as much as possible.
- Çin'e gidersem, bu mümkün olduğu kadar çok Çince konuşmak amacıyla olurdu.
It is difficult to speak Chinese well.
- Çinceyi iyi konuşmak zordur.