kararlılık

listen to the pronunciation of kararlılık
Türkçe - İngilizce
determination

Tom had a look of determination on his face. - Tom'un yüzünde bir kararlılık ifadesi vardı.

It requires just a little determination. - Bu sadece biraz kararlılık gerektirir.

stability
resolution
determination, resolution; stability, consistency, consistence
decisiveness

The fundamental character traits of this woman were pride, decisiveness, and courage. - Bu kadının temel karakter özellikleri gurur, kararlılık ve cesaretti.

Tom lacks decisiveness. - Tom kararlılıktan yoksun.

fixity
insistence
inflexibility
singleness
equipoise
immovability
singleness of purpose
resolution, determination
ballast
strenght of purpose
doggedness
decision
stableness
resoluteness
(Hukuk) stability, determination, consistency
steadiness
flatness
assertiveness
(Askeri) stationary
purpose
consistency
resolve
commitment
will power

It takes will power to give up smoking. - Sigarayı bırakmak kararlılık gerektirir.

consistence
tenacity
grit
insistency
guts
heart
shall
resolute
{i} stoutness
karar
decision

I made a decision to study abroad. - Yurtdışında okumaya karar verdim.

Let's leave the decision to our teacher. - Kararı öğretmenimize bırakalım.

karar
{i} judgment

I cannot render a judgment on that. - Bu konuda bir karar veremiyorum.

I made a snap judgment. - Bir gıyabi karar verdim.

kararlılık durumu
stationary state
kararlılık katsayısı
stability factor
karar
determination

Tom had a look of determination on his face. - Tom'un yüzünde bir kararlılık ifadesi vardı.

Tom has strong determination. - Tom'un güçlü bir kararlılığı var.

karar
{i} verdict

Tom felt great relief after the verdict was read. - Karar okunduktan sonra Tom büyük bir rahatlama hissetti.

The jury has reached a verdict. - Jüri bir karara vardı.

karar
decision, resolution; judgement, sentence, finding, decree; stability, constancy; proper degree, reasonable degree; reasonable, decent
karar
vote

We will vote to decide the winner. - Kazanana karar vermek için oy kullanacağız.

Tom was unable to decide who he should vote for. - Tom kime oy vermesi gerektiğine karar veremedi.

karar
{i} conclusion

Tom and Bill arrived at the conclusion independently of each other. - Tom ve Bill birbirlerinden bağımsız olarak karara vardılar.

I don't agree with your conclusions. - Ben senin kararlarını onaylamıyorum.

karar
ordinance
karar
sentence

Malcom killed Tom because he was tired of seeing his name in lots of sentences. - Malcom birçok mahkeme kararında onun adını görmekten usandığı için Tom'u öldürdü.

I've decided to write 20 sentences a day on Tatoeba. - Tatoeba'da günde 20 cümle yazmaya karar verdim.

düzgün kararlılık
uniform stability
karar
reasonable degree
karar
(Latin) decretum
karar
dijudication
karar
injunction
karar
(Kanun) claim
karar
proper degree
karar
(Ticaret) declaration
karar
find
karar
(Latin) sententia
karar
constancy
karar
reasonable
karar
(Latin) judicatum
karar
(Kanun) ministerial
karar
decent
karar
(Ticaret) agreement
karar
(Kanun) rule
karar
adjudication
karar
settlement
karar
darken

At the end of April, the water of the Yellow River had darkened. - Nisan ayının sonunda, Sarı Nehrin suyu karardı.

Suddenly, the clouds darkened the sky. - Aniden bulutlar gökyüzünü kararttı.

karar
{f} darkening
karar
{f} dim

Tom dimmed the lights. - Tom ışıkları kararttı.

They're dimming the lights. The play is about to begin. - Onlar ışıkları karartıyorlar. Oyun başlamak üzere.

karar
arbitrament
karar
become overcast
karar
resolve

I resolved to break up with her cleanly. - Onunla ilişkimi tamamen bitirmeye kesin karar verdim.

She resolved to work as a volunteer. - O, gönüllü olarak çalışmaya karar verdi.

karar
fiat
karar
decision making
karar
decide for
karar
in decision
karar
take decisions
karar
deciding on
karar
decision to
karar
making decisions
karar
decided on
karar
made the decision
karar
{i} decree
karar
overcast
karar
perpetuity
karar
{i} decider
karar
estimate, approximation
karar
proper degree, acceptable limit
karar
finding

I'm finding it difficult deciding on which one to buy. - Hangisini alacağıma karar vermeyi zor buluyorum.

We're finding it difficult deciding on which one to buy. - Hangisini alacağımıza karar vermeyi zor buluyoruz.

karar
{i} holding
karar
(Hukuk) award, decision, ruling, resolution, assessment, conclusion
karar
stability, predictability
karar
award
karar
judgement [Brit.]
karar
resolution

Were the sun to rise in the west, she would not change her resolution. - Güneş batıdan doğsada, o kararından vazgeçmez.

The resolution that a new road be built was passed. - Yeni bir yol inşa edilmesi kararı kabul edildi.

karar
just right, neither too little nor too much
karar
judg(e)ment
karar
doom
karar
sense

Living the kind of life that I live is senseless and depressing. - Benimki gibi bir hayat yaşamak manasız ve iç karartıcı.

It doesn't make much sense to me, but Tom has decided not to go to college. - Bana pek mantıklı gelmiyor fakat Tom koleje gitmemeye karar verdi.

karar
{i} judgement

Quick judgements are dangerous. - Hızlı kararlar tehlikelidir.

I have absolute confidence in your judgement. - Senin kararına mutlak güvenim var.

karar
fixity
karar
classical Turkish mus. a return to the original mode
karar
darkened

The air was darkened by the smoke. - Hava duman tarafından karartıldı.

Suddenly, the clouds darkened the sky. - Aniden bulutlar gökyüzünü kararttı.

siyasi kararlılık
(Politika, Siyaset) political determination
Türkçe - Türkçe
Kararlı olma durumu, istikrar
Kararlı olma durumu, istikrar: "Devlet, özel teşebbüslerin ... sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlilik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır."- Anayasa
(Hukuk) İSTİKRAR

Bu mücadele istikrarla sürecek. - Bu mücadele kararlılıkla devam edecek.

İstikrar başarının anahtarıdır. - Kararlılık başarının anahtarıdır.

KARAR
(Osmanlı Dönemi) Mahkemece verilen son söz ve neticeye bağlama
KARAR
(Osmanlı Dönemi) Ayakları kısa ve çirkin yüzlü bir cins koyun
KARAR
(Osmanlı Dönemi) Gitmeyip kalmak
KARAR
(Osmanlı Dönemi) Anlaşılan ve sabit hâle gelen son karar sözü
KARAR
(Osmanlı Dönemi) Değişmez hâle gelmek
KARAR
(Osmanlı Dönemi) Ne az ne çok olan tam ölçü. Ölçülülük
KARAR
(Osmanlı Dönemi) Dolanmak
KARAR
(Osmanlı Dönemi) Sabit ve sakin olmak
KARAR
(Osmanlı Dönemi) Oturaklı yer. Sâkin olacak yer
Karar
(Osmanlı Dönemi) KURR
Karar
hüküm
karar
Türk Müziğinde, taksim yaparken ana makama döznüş
karar
Tam ölçüsünde, ne az ne çok
karar
Değişmez olma
karar
Bir iş veya sorun hakkında düşünülerek verilen kesin yargı: "Kararımı biradere pek güçlükle kabul ettirdim."- R. N. Güntekin
karar
Türk müziğinde, taksim yaparken ana makama dönüş
karar
Türk Müziğinde taksim yaparken ana makama dönüş
karar
Herhangi bir durum için tartışılarak verilen kesin yargı
karar
Tartışılarak verilen kesin yargı
karar
Bu yargıyı bildiren belge
karar
Bir iş veya sorun hakkında düşünülerek verilen kesin yargı
karar
Değişmeyen, düzenli durum, düzenlilik, yöntemlilik
kararlılık