neredeyse

listen to the pronunciation of neredeyse
Türkçe - İngilizce
nearly

That couple gets soused nearly every night. - O çift neredeyse her gece içer.

She went nearly mad with grief after the child died. - Çocuğu öldükten sonra, o üzüntüden neredeyse çıldırdı.

almost

I was almost crying for Kylie Minogue. - Kylie Minogue için neredeyse ağlıyordum.

She almost passed out. - O neredeyse ölüyordu.

practically

Tom practically accused me of being a traitor. - Tom neredeyse beni bir vatan haini olmakla suçladı.

Even today, his theory remains practically irrefutable. - Bugün bile onun teorisi neredeyse inkar edilemez olarak kalmaya devam etmektedir.

virtually

It's virtually impossible. - Bu neredeyse imkansız.

The scientific truth of evolution is so overwhelmingly established, that it is virtually impossible to refute. - Evrimin bilimsel gerçeği o kadar büyük bir çoğunlukla kuruldu ki onu çürütmek neredeyse imkansızdır.

all but

The party was all but over when I arrived. - Ben vardığımda parti neredeyse bitmişti.

The trial was all but done. - Deneme neredeyse yapılmıştı.

next to

We had next to nothing in the kitchen. - Mutfakta neredeyse hiçbir şeyimiz yoktu.

Tom has next to nothing in his wallet. - Tom'un cüzdanında neredeyse bir şey yok.

within an ace of
scarcely

I scarcely slept a wink. - Neredeyse gözümü bile kırpmadım.

We scarcely had time for lunch. - Öğle yemeği için neredeyse zamanımız yoktu.

as good as

My work is as good as done. - İşim neredeyse bitti.

The problem is as good as settled. - Sorun neredeyse çözüldü.

good

I can't understand why they're such good friends. They have hardly anything in common. - Neden böyle iyi arkadaş olduklarını anlayamıyorum. Onların neredeyse hiç ortak yönleri yok.

It's almost too good to be true. - Bu neredeyse doğru olamayacak kadar çok iyi

just

This room is just about big enough. - Bu oda neredeyse yeterince büyük.

We're just about finished here. - Burada işimiz neredeyse bitmek üzere.

at any moment

My friends will be here at any moment. - Arkadaşlarım neredeyse burada olacak.

long before
close on
well-nigh
soon
within an ace of doing
pretty much

I think I can speak French well enough to say pretty much anything I want to say. - Sanırım söylemek istediğim bir şeyi neredeyse tamamen söylemek için yeterince iyi şekilde Fransızca konuşabilirim.

I pretty much finished reading the novel. - Romanı okumayı neredeyse bitirdim.

ere long
half

Tom was half beaten to death. - Tom neredeyse ölümüne dövüldü.

I almost died a year and a half ago. - Bir buçuk yıl önce neredeyse ölüyordum.

soon, before long; almost, nearly; about, close on
next door to
in any moment
well nigh
little less than
next

He knows next to nothing about the issue. - O konuda neredeyse hiçbir şey bilmiyor.

We had next to nothing in the kitchen. - Mutfakta neredeyse hiçbir şeyimiz yoktu.

pretty soon, any moment, soon, before long: Ahmet neredeyse gelir. Ahmet'll come pretty soon
almost, very nearly, all but: Neredeyse kalkıp gidecektim. I very nearly got up and walked out
just about

Tom can eat just about anything but peanuts. - Tom fıstığın haricinde neredeyse her şeyi yiyebiliyor.

Tom couldn't find Mary even though he said he looked just about everywhere. - Tom neredeyse her yere baktığını söylese bile Mary'yi bulamadı.

nigh

I could hardly get a wink of sleep last night. - Dün gece neredeyse hiç uyuyamadım.

I've been up almost all night. - Neredeyse bütün gece ayaktaydım.

pretty well
about

Tom almost forgot about the meeting. - Tom neredeyse toplantıyı unutuyordu.

Tom can eat just about anything but peanuts. - Tom fıstığın haricinde neredeyse her şeyi yiyebiliyor.

even

Even today, his theory remains practically irrefutable. - Bugün bile onun teorisi neredeyse inkar edilemez olarak kalmaya devam etmektedir.

Tom is at home almost every evening. - Tom neredeyse her akşam evdedir.

near

That couple gets soused nearly every night. - O çift neredeyse her gece içer.

I was nearly run over by a car. - Neredeyse araba beni ezecekti.

neredeyse hepsi
almost all
neredeyse hiç
hardly

He hardly studies chemistry. - O, neredeyse hiç kimya çalışmaz.

Unfortunately I hardly speak any German. - Ne yazık ki neredeyse hiç Almanca konuşamıyorum.

neredeyse tamamı
almost all
neredeyse zil takıp oynamak
have a fit
neredeyse aynı
much the same
neredeyse bütünü
almost whole
neredeyse düşmek
half-fall
neredeyse hiç
scarcely

There was scarcely any money left. - Neredeyse hiç para kalmamıştı.

I can scarcely believe it. - Ben ona neredeyse hiç inanamıyorum.

neredeyse hiç
only just
neredeyse imkânsız
well nigh impossible
neredeyse hiç
next to nothing
neredeyse hiç
hardly any

I have hardly any English books. - Neredeyse hiç İngilizce kitabım yok.

There's hardly any hope that he'll win the election. - Onun seçimi kazanacağına dair neredeyse hiç umut yok.

İngilizce - Türkçe
nerede ise
neredeyse