insanity

listen to the pronunciation of insanity
İngilizce - Türkçe
{i} cinnet

Sanık cinnet nedeniyle suçsuz bulundu. - The defendant was found not guilty by reason of insanity.

Kendine zarar verme genellikle cinnetin bir göstergesi olarak kabul edilir. - Self-harm is often regarded as an indicator of insanity.

delilik

Aşk evlilikle tedavi edilebilen geçici bir deliliktir. - Love is a temporary insanity curable by marriage.

Dahilik ve delilik arasında ince bir sınır vardır. - There's a fine line between genius and insanity.

(Tıp) insanite
(Kanun) dimağ hastalığı
çılgınlık
aptallık
{i} çıldırma
{i} saçmalık
insanity plea
delilik savunma
imbalance, insanity
dengesizlik, delilik
misspelling of insanity
cinnet yazım hatası
circular insanity
(Pisikoloji, Ruhbilim) döner delilik
hereditary insanity
(Tıp) ırsi akıl hastalığı
settled insanity
(Tıp) sürekli akıl hastalığı
Türkçe - Türkçe

insanity teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

insan
Belirsiz zamir gibi de kullanılır
insan
Kişi, şahıs: "O yaşta insan hiç düşünmeden sadece yaşamaya bakar."- H. Taner
insan
Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse)
insan
İki eli olan, iki ayak üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı
insan
Bu türden olan canlı
insan
Memelilerden, iki eli olan, iki ayak üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı
İNSAN
(Osmanlı Dönemi) Huy ve ahlâkı yüksek. Terbiyeli.İnsan binler çeşit elemler ile müteellim ve binler nev'i lezzetler ile mütelezziz olacak bir zihayat makine ve gayet derece acziyle beraber hadsiz maddi, mânevi düşmanları ve niha
İNSAN
(Osmanlı Dönemi) (Bu kelimenin aslı, lugat âlimlerince "ins" den geldiği söylenir. Kamusta da kûfiun'a göre "Nisyan" kelimesinden geldiği zikredilmektedir.)Akıl, şuur ve imân ile diğer canlılardan ayrı, Cenab-ı Hakk'ın en mükerrem yarattığı mahluku olup, Rabbanî ni'metleri unutkanlığı dolayısıyla insan denilmiş
İnsan
(Osmanlı Dönemi) ADAM
İnsan
(Osmanlı Dönemi) İNS
İnsan
in
İnsan
ölümlü
İnsan
çocuk
İnsan
benibeşer
İnsan
(Osmanlı Dönemi) TABS
İnsan
ademoğlu
İngilizce - İngilizce
The state of being insane; madness

Trying to solve problems, expecting different results, using the exact same methods.

relatively permanent disorder of the mind
disapproval If you describe a decision or an action as insanity, you think it is very foolish. the final financial insanity of the 1980s. In criminal law, a disease, defect, or condition of the mind that renders one unable to understand the nature of a criminal act or the fact that it is wrong. Tests of insanity are not intended as medical diagnoses but rather only as determinations of whether a person may be held criminally responsible for his or her actions. The most enduring definition of insanity in Anglo-American law was that proposed by Alexander Cockburn (1843). Many U.S. states and several courts have adopted a standard under which the accused must lack "substantial capacity either to appreciate the criminality of his conduct or to conform his conduct to the requirements of the (Hukuk) " Some states have abolished the insanity plea, and others allow a finding of "guilty but mentally ill." See also diminished responsibility
To keep doing the same things and expect different results
legal term indicating that a person cannot be held accountable for his/her actions because of mental illness
Legal concept denoting a mental disturbance, due to which a person lacks criminal responsibility for an alleged crime and hence cannot be convicted of the crime
The failure to deal with random motion The degree to which one is acting out fixed ideas from the past
Insanity is the state of being insane. The defence pleaded insanity, but the defendant was found guilty and sentenced. = madness
Such a mental condition, as, either from the existence of delusions, or from incapacity to distinguish between right and wrong, with regard to any matter under action, does away with individual responsibility
The state of being insane; unsoundness or derangement of mind; madness; lunacy
{i} madness, craziness, lunacy, mental derangement; extreme foolishness, foolhardiness
Unsoundness of mind that prevents a person from entering certain legal relationships and releases a person from criminal or civil responsibility
n Persistent mental disorder or derangement (Covey) Doing what you've always done and expect better results (IC) The inability to respond appropriately to the situation at hand
A legal definition concerning a person’s inability to tell right from wrong, ability to understand legal proceedings, or whether the person is a direct danger to self or others (p 540)
= strictly a legal term, not a clinical term, the definition of which varies by jurisdiction In most jurisdictions, this legal concept means a severe mental illness extant at the time the crime was committed such that the illness substantially impaired the defendant's capacity to understand and appreciate the moral wrongfulness of the act A small minority of jurisdictions differentiate moral and legal wrongfulness Another minority of jurisdictions have a two pronged definition that includes the aforementioned wrongfulness or knowledge prong and add an alternative criteria of inability to conform conduct to the requirements of the law, that is, the illness rendered the defendant unable to behave or act in conformance with the law, regardless of whether or not the defendant understood the moral or legal wrongfulness
- A defendant that claims insanity admits to committing the act, but denies criminal responsibility for the act
legal term that implies a lack of responsibility for one's behavior
mania
insanie
insanity plea
(Legal) claim by a defendant of non-responsibility for a crime due to mental problems (temporary or permanent)
insanity plea
(criminal law) a plea in which the defendant claims innocence due to mental incompetence at the time
ınsanity
{n} madness, dotage
temporary insanity
crazy for a period of time, situation during which one cannot restrain from performing criminal actions due to a feeling of craziness (Law)
Türkçe - İngilizce

insanity teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

insan
human

Products with GMO are dangerous to human life. - GDO'lu ürünler insan hayatı için tehlikelidir.

War is a crime against humanity. - Savaş, insanlık dışı bir suçtur.

insan
man

The man has two feet. - İnsanın iki ayağı vardır.

Today, many people worry about losing their jobs. - Bugün, bir sürü insan işsiz kalma konusunda endişeleniyor.

insan
human being

Human beings can live up to 40 days without food, but no more than 7 without water. - İnsan gıda olmadan 40 gün kadar yaşayabilir fakat susuz en fazla 7.

Language changes as human beings do. - İnsanoğlu değiştikçe dil de değişir.

insan
microcosm
insan
one

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood. - Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.

That's one small step for a man, one giant leap for mankind. - Bu, bir kişi için küçük bir adımdır ama insanlık için dev bir sıçramadır.

insan
(Latin) persona

Tom doesn't like it when people invade his personal space by standing too close to him. - İnsanlar ona çok yakın durarak onun kişisel alanını istila ettiğinde Tom bunu sevmez.

The buying and selling of peoples' personal information is becoming a big issue. - İnsanların kişisel bilgilerini almak ve satmak önemli bir sorun oluyor.

insan
(Konuşma Dili) flesh and blood
insan
being

As a result, people have got so used to being paid this way that they're uncomfortable with any other. - Sonuçta, insanlar kendilerine bu şekilde ödeme yapılmasına öyle alışmışlar ki başka türlüsünden rahatsız oluyorlar.

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood. - Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.

insan
humane

Isn't that the most humane punishment for criminals? - Bu, suçlular için en insancıl ceza değil midir?

insan
thing

What sort of person would do that kind of thing? - O tür şeyi ne tip insan yapardı?

Older people are often afraid of trying new things. - Yaşlı insanlar sık sık yeni şeyleri denemekten korkarlar.

insan
homo
insan
character

I've always been a good judge of character. - Her zaman insan sarrafıydım.

You're a terrible judge of character. - Sen kötü bir insan sarrafısın.

insan
individual

Each human being is an individual. - Her insan bir bireydir.

insan
bird

Men, dogs, fish, and birds are all animals. - İnsanlar, köpekler, ve kuşlar hepsi hayvandır.

Does mankind have dominion over animals and birds? - İnsanların hayvanlar ve kuşlar üzerinde hakimiyeti var mıdır?

insan
person

He is not a good person. - O iyi bir insan değil.

A person's heart is approximately the same size as their fist. - Bir insanın kalbi, yaklaşık olarak yumruğuyla aynı boyuttadır.

insan
Homo sapiens
insan
man-made

Poverty is not an accident. Like slavery and apartheid, it is man-made and can be removed by the actions of human beings. - Yoksulluk tesadüf değildir. Kölelik ve apartheid gibi insan ürünüdür ve insan etkinlikleriyle ortadan kaldırılabilir.

This book says the earliest man-made bridges date back to the New Stone Age. - Bu kitap en eski insan yapısı köprülerin Yeni Taş Çağına kadar uzandığını söylüyor.

insan
{i} mortal

We know that all men are mortal. - Tüm insanların ölümlü olduğunu biliyoruz.

Above the moon, everything is eternal; below, there is nothing save mortality. - Ayın üstünde, her şey sonsuz; altında, insanoğlu hariç bir şey yok.

insan
lords of creation
insan
anthropo

What anthropoid would your girlfriend be most like? What a question... Well, um... An orangutan, I guess. - Kız arkadaşını en çok hangi insansı maymuna benzetirdin? Ne biçim bir soru ... Peki, um ...Sanırım, bir orangutan.

Eating animals is not that different from anthropophagy or cannibalism. - Hayvanları yeme, insan yeme ve yamyamlıktan o kadar farklı değildir.

insan
{i} humanity

Slavery is a crime against humanity. - Angarya, insanlık dışı bir suçtur.

Music is a common speech for humanity. - Müzik insanlık için ortak bir dildir.

insan
{i} hominid
insan
{s} born of woman
insan
spirit

After First Contact, the material and spiritual development of humanity flourished. - İlk temastan sonra, insanlığın maddesel ve ruhsal gelişimi ilerledi.

Mathematics is the most beautiful and most powerful creation of the human spirit. - Matematik, insan ruhunun en güzel ve en güçlü yaratısıdır.

insan
decent person, upright person: İnsan gibi yaşamadı. He didn't live as a decent person should. İnsan gibi çalış! Do your work as it should be done!
insan
naked ape
insan
one, you: İnsan büyüğüyle öyle konuşmaz. One doesn't speak that way to one's superior. İnsana güven veren bir sesi var. He has a voice that inspires trust
insan
the human race, man, mankind: Allah insanı yarattı. God created man
insan
Wight
insan
fellow

He is a very forgetful fellow. - O, çok unutkan bir insandır.

insan
human, human being, man, person, one; human, humane
insan
decent, upright, good (person): Yümni insan bir adam. Yümni's a decent fellow
insan
person, someone, human being, man
insan
creature

Man is the only creature that consumes without producing. He does not give milk, he does not lay eggs, he is too weak to pull the plough, he cannot run fast enough to catch rabbits. - İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurtlamaz, pulluğu çekmek için çok zayıf, tavşanları yakalamak için yeterince hızlı koşamaz.

The most instinctive act of nearly every creature is to protect its young, and with humans, this response persists for a lifetime. - Neredeyse her canlının en içgüdüsel davranışı küçüklerini korumaktır, ve insanlarda bu müdahale hayat boyu sürer.

insanity

    Heceleme

    in·sa·ni·ty

    Türkçe nasıl söylenir

    însänıti

    Zıt anlamlılar

    sanity, balance, soundness, wellness

    Telaffuz

    /ənˈsanətē/ /ɪnˈsænətiː/

    Etimoloji

    [ in-'sa-n&-tE ] (noun.) 1590. A three-part word (root 'sane', prefix 'in-' meaning 'not', suffix '-ity', meaning 'the state of'). Derived from Latin precursory equivalents. Two possible candidates for construction order: #"insane+-ity": insānus (“unhealthy; insane”) +‎ -itās #:Latin insānus (“unsound in mind; mad, insane”) in- + sanus (“sound, sane”). Modern forms of roots: in- + sane #"in- + sanity": in- (“healthy; sane”) +‎ sanitās. #:Latin sanitās (“sound in mind; sane”) sānus (“healthy; sane”) +‎ -itās. Modern forms of roots: sane + -ity

    Günün kelimesi

    gamboge