insan

listen to the pronunciation of insan
Türkçe - İngilizce
man

The man has two feet. - İnsanın iki ayağı vardır.

Man is the only animal that can laugh. - İnsan gülebilen tek hayvandır.

human

War is a crime against humanity. - Savaş, insanlık dışı bir suçtur.

A lot of human deaths are caused by smoking cigarettes. - İnsan ölümlerinin çoğuna, sigara dumanı neden olmuştur.

microcosm
humane

Isn't that the most humane punishment for criminals? - Bu, suçlular için en insancıl ceza değil midir?

(Latin) persona

The buying and selling of peoples' personal information is becoming a big issue. - İnsanların kişisel bilgilerini almak ve satmak önemli bir sorun oluyor.

The development of the personal computer has revolutionised the way people work, the way they live, and the way they interact with each other. - Kişisel bilgisayarın gelişmesi insanların çalışma tarzında, yaşama tarzında ve birbirleriyle etkileşime girme tarzında devrim yapmıştır.

being

As a result, people have got so used to being paid this way that they're uncomfortable with any other. - Sonuçta, insanlar kendilerine bu şekilde ödeme yapılmasına öyle alışmışlar ki başka türlüsünden rahatsız oluyorlar.

On the whole human beings want to be good, but not too good and not quite all the time. - İnsanoğlu genellikle iyi olmak ister fakat her zaman çok iyi ve sakin değil.

one

After one or two large factories have been built in or near a town, people come to find work, and soon an industrial area begins to develop. - Kasabada veya kasabanın yakınında bir veya iki büyük fabrika kurulduysa, insanlar iş bulmaya gider, ve yakında bir endüstriyel alan büyümeye başlar.

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood. - Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.

(Konuşma Dili) flesh and blood
thing

Older people are often afraid of trying new things. - Yaşlı insanlar sık sık yeni şeyleri denemekten korkarlar.

He has done many things for poor people. - O, yoksul insanlar için pek çok şey yaptı.

homo
person, someone, human being, man
lords of creation
decent, upright, good (person): Yümni insan bir adam. Yümni's a decent fellow
born of woman
spirit

Mathematics is the most beautiful and most powerful creation of the human spirit. - Matematik, insan ruhunun en güzel ve en güçlü yaratısıdır.

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood. - Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.

anthropo

What anthropoid would your girlfriend be most like? What a question... Well, um... An orangutan, I guess. - Kız arkadaşını en çok hangi insansı maymuna benzetirdin? Ne biçim bir soru ... Peki, um ...Sanırım, bir orangutan.

Eating animals is not that different from anthropophagy or cannibalism. - Hayvanları yeme, insan yeme ve yamyamlıktan o kadar farklı değildir.

human, human being, man, person, one; human, humane
human being

Human beings succeeded in flying into space. - İnsanoğlu uzaya uçmayı başardı.

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood. - Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.

naked ape
mortal

We know that all men are mortal. - Tüm insanların ölümlü olduğunu biliyoruz.

We mortals die in a thousand ways; we are born in only one. There are a thousand diseases of men, but only one source of health. - Biz ölümlüler binlerce şekilde ölürüz; Biz sadece bir şekilde doğarız. Binlerce insan hastalığı var, ancak yalnızca bir sağlık kaynağı.

decent person, upright person: İnsan gibi yaşamadı. He didn't live as a decent person should. İnsan gibi çalış! Do your work as it should be done!
one, you: İnsan büyüğüyle öyle konuşmaz. One doesn't speak that way to one's superior. İnsana güven veren bir sesi var. He has a voice that inspires trust
humanity

Slavery is a crime against humanity. - Kölelik, insanlık dışı bir suçtur.

You should work in the interests of humanity. - İnsanlığın çıkarları için çalışmalısın.

the human race, man, mankind: Allah insanı yarattı. God created man
hominid
Wight
bird

The people don't like the birds. - İnsanlar kuşları sevmiyorlar.

Men, dogs, fish, and birds are all animals. - İnsanlar, köpekler, ve kuşlar hepsi hayvandır.

character

He is a man of character. - O kişilikli bir insandır.

Bitterness and revenge are not part of my character. Life's too short. One shouldn't spend time on bitterness and revenge. - Acılık ve intikam benim karakterimin bir parçası değildir. Hayat çok kısa. Bir insanın acılık ve intikam üzerine zaman harcamaması gerekir.

Homo sapiens
person

A person's heart is approximately the same size as their fist. - Bir insanın kalbi, yaklaşık olarak yumruğuyla aynı boyuttadır.

He is not a good person. - O iyi bir insan değil.

individual

Each human being is an individual. - Her insan bir bireydir.

man-made

Poverty is not an accident. Like slavery and apartheid, it is man-made and can be removed by the actions of human beings. - Yoksulluk tesadüf değildir. Kölelik ve apartheid gibi insan ürünüdür ve insan etkinlikleriyle ortadan kaldırılabilir.

This book says the earliest man-made bridges date back to the New Stone Age. - Bu kitap en eski insan yapısı köprülerin Yeni Taş Çağına kadar uzandığını söylüyor.

fellow

He is a very forgetful fellow. - O, çok unutkan bir insandır.

creature

Human beings are social creatures. - İnsanlar sosyal yaratıklardır.

I'm a creature of habit. - Ben bir alışkanlıkların insanıyım.

insanlar
people

Guns don't kill people. People kill people. - Silahlar insanları öldürmez. İnsanlar insanları öldürür.

After one or two large factories have been built in or near a town, people come to find work, and soon an industrial area begins to develop. - Kasabada veya kasabanın yakınında bir veya iki büyük fabrika kurulduysa, insanlar iş bulmaya gider, ve yakında bir endüstriyel alan büyümeye başlar.

insan eliyle yapılmış şey
artifact
insan eseri
(Jeoloji) artifact
insan soyu
mankind
insan tasviri
figure
insan avcısı
(Askeri) head hunter
insan başına
(Ticaret) per capita
insan bedeni
human body
insan beyni
human brain
insan bilimi
human science
insan dışkısı
(Çevre) night soil
insan dışı
nonhuman
insan evladı
good person
insan evrimi
human evolution
insan faktörü
(Havacılık) human factors
insan figürü
human figure
insan genetiği
human genetics
insan genom
(Tıp) human genome
insan gübresi
(Çevre) night soil
insan gücü
labor force
insan gücü
man power
insan haklan
(Ticaret) human rights
insan hatası
human error
insan işi
manmade
insan kaynaklı
anthropogenically
insan merkezli
anthropocentric
insan olarak
humanly
insan olmayan
nonhuman
insan otu
(Tıp) mandragora autumnalis
insan sarrafı
judge of character
insan sayısı
headcount
insan sağlığı
human health
insan sesi
(Bilgisayar) voice
insan sesi
(Bilgisayar) voices
insan sevgisi
humanity
insan sürüsü
rabble
insan unsuru
human factor
insan varlığı
human existence
insan yapımı
man-made
insan yapımı
artifact
insan yapımı
man made
insan yapısı
(Ticaret) manmade
insan yapıtı
(Jeoloji) artifact
insan yaşamı
human life
insan yönetimi
people management
insan yüzü
human face
insan-ı kamil
perfect human being
insan 1
People first
insan 2
2 people
insan 8
8 people
insan aklı
human mind
insan hakları
human rights

A scholar made an excellent speech about human rights. - Bir bilim adamı, insan hakları hakkında harika bir konuşma yaptı.

We need a clear definition for the concept of human rights. - İnsan hakları kavramının açık bir tanımına ihtiyacımız var.

insan hakları beyannamesi
Bill of rights
insan ikrarı hayvan yuları ile tutulur
(Atasözü) Careless talk gives show away.Let not your tongue cut your throat
insan kaynakları
human resources
insan kulesi
Human tower
insan Hakları Beyannamesi
hist . the Declaration of the Rights of Man. İ
insan Hakları Evrensel Beyannamesi the Universal Declaration of Human Rights
(made by the U. N.)
insan aklını aşan
transcendent
insan albumini
(Tıp) human albumin
insan asansörü
passenger lift
insan asansörü
passenger elevator
insan azmanı
spanker
insan azmanı
yahoo
insan bağışıklık sistemi yetersiliğine neden olan virus (hiv virusu -AIDS)
(Askeri) human immuno-deficiency virus
insan başlı at
centaur
insan becerisi
(Ticaret) human skill
insan beşer, kuldur
(bazen) şaşar. (Atasözü) Nobody is perfect./Everybody makes mistakes
insan biçiminde
anthropomorphic
insan biçiminde olan
anthropomorphous
insan bozuntusu
the offscourings of humanity
insan cinsi
human race
insan dizisi
cordon
insan doğası
flesh
insan doğası
flesh and blood
insan eliyle yapılmış şey
artefact
insan eti yemek
colloq . to backbite, slander a person
insan etine gömülen pire
chigoe
insan etine gömülen pire
chigger
insan evladı
good person, decent person, person of integrity
insan gibi
properly, decently
insan gibi
humanlike
insan gibi decently, properly
in an acceptable way, like a human being
insan gübresi
human manure
insan gücü birikim sistemi
(Askeri) manpower force packaging system
insan gücü kuvvet unsuru
(Askeri) manpower force element
insan gücü ve personel modülü
(Askeri) manpower and personnel module
insan gücünün üstünde çalışan işçi
shock worker
insan hakları
(Hukuk) human rights İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması
insan hakları
civil liberty
insan hakları
civil liberties
insan hakları beyannamesi
(Hukuk) declaration of human rights
insan hakları ihlalleri
(Hukuk) violations of human rights
insan hakları kuruluşları
(Hukuk) human rights instruments
insan haklarının korunması
(Hukuk) protection of human rights
insan hali
human nature
insan hali
(Konuşma Dili) Human nature is just that way
insan halkası
daisy chain
insan hareketi
human action
insan ilişkilerinde usta kimse
diplomatist
insan ilişkilerinde usta kimse
diplomat
insan içine çıkabilir
presentable
insan içine çıkamaz
unpresentable
insan içine çıkmak
to show one's face
insan içine çıkmak
to go out in public; to mix with people
insan işgücü
manwork power
insan kaybı
(Askeri) human cost
insan konuşa konuşa/söyleşe söyleşe, hayvan koklaşa koklaşa
(Atasözü) Animals communicate by sniffing; people by talking
insan kurusu
1. very thin person, bag of bones, scarecrow 2. very thin, (someone) who is nothing but skin and bones
insan kuvveti
manpower
insan kökenli
(Jeoloji) anthropogenic
insan kılığındaki şeytan
a devil incarnate
insan kıtlığı
scarcity of capable people
insan müsveddesi
1. sorry apology for a human being, sorry excuse for a human being (said of a morally contemptible person). 2. (someone) who is a sorry apology for a human being
insan odaklı
people oriented
insan olarak
as a man
insan sarrafı
1. a good judge of people. 2. (someone) who is a good judge of people
insan sarrafı
judge of men
insan sarrafı
judge of character, connoisseur of human nature
insan sevgisi
philanthropy
insan sevmeme
misanthropy
insan soyu
everymen
insan soyu
our species
insan soyu
the species
insan tabiatı
human nature
insan ticareti
(Politika, Siyaset) trade in human beings
insan ticareti
(Hukuk) trafficking in human beings, traffic in human beings
insan tiplerini belirleme bilimi
typology
insan topluluğu
(Hukuk) population
insan tuzağı
mantrap
insan türü
Homo sapiens
insan türü
hominid line
insan ve teçhizat güç birikimi
(Askeri) manpower and equipment force packaging
insan vücudu
clay
insan vücudunu ölçme bilimi
anthropometry
insan yaralayıcı
anti personnel
insan yedisinde ne ise yetmişinde de odur
(Atasözü) A person's character does not change with time
insan yeme
anthropophagy
insan yerleştirmek
people
insan yerleştirmek
populate
insan yiyen
anthropophagous
insan yiyen canlı
man eater
insan yiyen dev
(dişi) ogress
insan yiyen dev
ogre
insan yığılımı
personal convergence
insan öldürmeye yönelik
anti personnel
insan ön ayağı
(Tıp) human forefoot
insan ırkı
the human race
insan ırkını iyileştiren
eugenic
insan şeklinde
anthropomorphous
insan şeklinde
homiform
insan şeklinde robot
android
insan şeklinde sütun
atlas
insan şekline girmiş
incarnate

You are the devil incarnate. - Sen şeytanın insan şekline girmiş halisin.

insanüstü insan
superman
İnsan Hakları Evrensel Bildirisi
(Hukuk) Universal Declaration of Human Rights
İnsan Hakları Eşgüdüm Yüksek Mahkemesi
(Hukuk) Supreme Board of Co-ordination for Human Rights
İnsan Hakları Vakfı
(Hukuk) human rights foundation
İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme
(Hukuk) Convention for the Protection of Human Rights and Fundamental Freedoms
insanlar
{i} folk

Get these folks some drinks. - Bu insanlara bazı içecekler alın.

In Dutch folklore, kabouters are tiny people who live underground. - Hollanda halk biliminde kabouterler yer altında yaşayan minik insanlardır.

insanlar
they

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood. - Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.

People with amputated limbs continue to feel them as if they were still there. - Kesilmiş uzuvları olan insanlar onları hâlâ orada gibi hissetmeye devam ediyor.

genetik olarak insan ırkının ıslahı bilimi
eugenics
insan hakları
civil rights

I don't care about civil rights. - İnsan hakları umurumda değil.

pırlanta gibi insan
daisy
(insan) uzak
unapproachable
coşarak (insan)
effervescently
ilk insan
primitive man
ilkel insan
troglodytes
insan kaynakları
human capital
insanlar
(Biyoloji) hominidae
konusu insan olan ilimler
the humanities
melek gibi insan
angel
yerli insan
indigene
yeterince insan olmak
man
üst-insan
superman
insan hakları
common rights
insan ilişkileri
footing
insanlar
{i} folks

It was a pleasure working with you folks. - Siz insanlarla çalışmak bir zevkti.

Get these folks some drinks. - Bu insanlara bazı içecekler alın.

insanlar
human beings

The novelist is interested in human beings. - Romancı insanlarla ilgileniyor.

Just when the first human beings will reach Mars remains to be seen. - Sadece ilk insanların Mars'a ne zaman varacağı zamanla görülecek.

Dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur
(Atasözü) Friends may always meet but mountains never
güzel, sevimli (insan)
nice, cute (men)
ilkel insan
Troglodyte
İnsan ilişkileri
human relations
Avrupa İnsan Hakları Divanı
(Hukuk) European Court of Human Rights
Avrupa İnsan Hakları Komisyonu
(Hukuk) European Commission of Human Rights
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
(Hukuk) European Convention on Human Rights, European Convention for the Protection of Human Rights
İngilizce - İngilizce

insan teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

insane
Characterized by insanity or the utmost folly; chimerical; unpractical; as, an insane plan, attempt, etc
insane
Exhibiting unsoundness or disorder of mind; not sane; mad; deranged in mind; delirious; distracted
insane
Used by, or appropriated to, insane persons; as, an insane hospital
insane
demented
insanity
mania
insane
{s} mentally ill, mad, crazy; senseless, foolish
insanity
The state of being insane; madness
insane
nuts
insane
See Insanity, 2
insane
Causing insanity or madness
insane
deranged
insane
mentally deranged or acting that way, as in: They must have been insane to try to outrun the train
insane
loony
insane
Exhibiting unsoundness or disorded of mind; not sane; mad; deranged in mind; delirious; distracted
insane
Someone who is insane has a mind that does not work in a normal way, with the result that their behaviour is very strange. Some people simply can't take it and they just go insane = mad
insane
very foolish; "harebrained ideas"; "took insane risks behind the wheel"; "a completely mad scheme to build a bridge between two mountains"
insane
afflicted with or characteristic of mental derangement; "was declared insane"; "insane laughter"
insane
Term used imprecisely in the federal population censuses to indicate a person who had once possessed mental faculties that had become impaired
insane
afflicted with or characteristic of mental derangement; "was declared insane"; "insane laughter
insane
disapproval If you describe a decision or action as insane, you think it is very foolish or excessive. I said, `Listen, this is completely insane.' + insanely in·sane·ly I would be insanely jealous if Bill left me for another woman
insane
Of or pertaining to one who is of unsound mind A legal rather than a psychiatric term
insanity
The failure to deal with random motion The degree to which one is acting out fixed ideas from the past
insanity
disapproval If you describe a decision or an action as insanity, you think it is very foolish. the final financial insanity of the 1980s. In criminal law, a disease, defect, or condition of the mind that renders one unable to understand the nature of a criminal act or the fact that it is wrong. Tests of insanity are not intended as medical diagnoses but rather only as determinations of whether a person may be held criminally responsible for his or her actions. The most enduring definition of insanity in Anglo-American law was that proposed by Alexander Cockburn (1843). Many U.S. states and several courts have adopted a standard under which the accused must lack "substantial capacity either to appreciate the criminality of his conduct or to conform his conduct to the requirements of the (Hukuk) " Some states have abolished the insanity plea, and others allow a finding of "guilty but mentally ill." See also diminished responsibility
insanity
To keep doing the same things and expect different results
insanity
legal term indicating that a person cannot be held accountable for his/her actions because of mental illness
insanity
Legal concept denoting a mental disturbance, due to which a person lacks criminal responsibility for an alleged crime and hence cannot be convicted of the crime
insanity
{i} madness, craziness, lunacy, mental derangement; extreme foolishness, foolhardiness
insanity
Such a mental condition, as, either from the existence of delusions, or from incapacity to distinguish between right and wrong, with regard to any matter under action, does away with individual responsibility
insanity
Insanity is the state of being insane. The defence pleaded insanity, but the defendant was found guilty and sentenced. = madness
insanity
legal term that implies a lack of responsibility for one's behavior
insanity
relatively permanent disorder of the mind
insanity
The state of being insane; unsoundness or derangement of mind; madness; lunacy
insanity
Unsoundness of mind that prevents a person from entering certain legal relationships and releases a person from criminal or civil responsibility
insanity
n Persistent mental disorder or derangement (Covey) Doing what you've always done and expect better results (IC) The inability to respond appropriately to the situation at hand
insanity
= strictly a legal term, not a clinical term, the definition of which varies by jurisdiction In most jurisdictions, this legal concept means a severe mental illness extant at the time the crime was committed such that the illness substantially impaired the defendant's capacity to understand and appreciate the moral wrongfulness of the act A small minority of jurisdictions differentiate moral and legal wrongfulness Another minority of jurisdictions have a two pronged definition that includes the aforementioned wrongfulness or knowledge prong and add an alternative criteria of inability to conform conduct to the requirements of the law, that is, the illness rendered the defendant unable to behave or act in conformance with the law, regardless of whether or not the defendant understood the moral or legal wrongfulness
insanity
- A defendant that claims insanity admits to committing the act, but denies criminal responsibility for the act
insanity
A legal definition concerning a person’s inability to tell right from wrong, ability to understand legal proceedings, or whether the person is a direct danger to self or others (p 540)
Türkçe - Türkçe
Belirsiz zamir gibi de kullanılır
Kişi, şahıs: "O yaşta insan hiç düşünmeden sadece yaşamaya bakar."- H. Taner
Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse)
İki eli olan, iki ayak üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı
Bu türden olan canlı
Memelilerden, iki eli olan, iki ayak üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı
İNSAN
(Osmanlı Dönemi) Huy ve ahlâkı yüksek. Terbiyeli.İnsan binler çeşit elemler ile müteellim ve binler nev'i lezzetler ile mütelezziz olacak bir zihayat makine ve gayet derece acziyle beraber hadsiz maddi, mânevi düşmanları ve niha
İNSAN
(Osmanlı Dönemi) (Bu kelimenin aslı, lugat âlimlerince "ins" den geldiği söylenir. Kamusta da kûfiun'a göre "Nisyan" kelimesinden geldiği zikredilmektedir.)Akıl, şuur ve imân ile diğer canlılardan ayrı, Cenab-ı Hakk'ın en mükerrem yarattığı mahluku olup, Rabbanî ni'metleri unutkanlığı dolayısıyla insan denilmiş
insan ve yurttaş hakları bildirgesi
Fransız Devrimi'nin temelini oluşturan, 26 Ağustos 1789’da demokrasi ve özgürlük sebep gösterilerek yayımlanan temel metin
insan 1
(Kuran) İnsanoğlu, var edilip bahse değer bir şey olana kadar, şüphesiz, uzun bir zaman geçmemiş midir?
insan 11
(Kuran) Allah da onları bu yüzden o günün fenalığından korur; onların yüzüne parlaklık ve neşe verir
insan 12
(Kuran) Sabırlarının karşılığı, cennet ve oradaki ipeklerdir
insan 14
(Kuran) Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır
insan 15
(Kuran) Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kaseler dolaştırılır
insan 16
(Kuran) Billurları gümüş gibi parlaktır, onları ölçüp ölçüp dağıtırlar
insan 17
(Kuran) Orada, zencefil karışık bir tasla içirilirler
insan 18
(Kuran) O pınara "Selsebil", denir
insan 19
(Kuran) Yanlarında ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış birer inci sanırsın
insan 2
(Kuran) Biz insanı katışık bir nutfeden yaratmışızdır; onu deneriz; bu yüzden, onun işitmesini ve görmesini sağlamışızdır
insan 20
(Kuran) Oranın neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün
insan 21
(Kuran) Üzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır; gümüş bileziklerle süslenmişlerdir Rableri onlara tertemiz içecekler içirir
insan 22
(Kuran) İşte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer denir. *
insan 23
(Kuran) Kuran'ı sana indiren şüphesiz Biziz
insan 24
(Kuran) Rabbinin hükmüne kadar sabret; onların günah işliyen ve inkarcı olanlarına uyma
insan 25
(Kuran) Rabbinin adını sabah akşam an
insan 26
(Kuran) Geceleyin O'na secde et; O'nu geceleri uzun uzun tesbih et
insan 27
(Kuran) Doğrusu insanlar, çabuk elde edilen dünya nimetlerini severler de ağırlığı çekilmez günü arkalarında bırakırlar
insan 28
(Kuran) Onları yaratan, mafsallarını pekiştiren Biziz; dilersek onları benzerleri ile değiştiriveririz
insan 29
(Kuran) Bu sadece bir öğüttür; dileyen, Rabbine giden yolu tutar
insan 3
(Kuran) Şüphesiz ona yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük
insan 30
(Kuran) Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Doğrusu Allah, bilendir, Hakim'dir
insan 31
(Kuran) Dilediğine rahmet eder. Zalimlere, işte onlara, can yakıcı bir azap hazırlamıştır. *
insan 4
(Kuran) Doğrusu, inkarcılar için zincirler, demir halkalar ve çılgın alevli cehennem hazırladık
insan 5
(Kuran) Şüphesiz iyiler kafur katılmış bir tastan içerler
insan 6
(Kuran) Bu ancak Allah 'ın kullarının taşıra taşıra içebileceği bir pınardır
insan 7
(Kuran) Onlar verdikleri sözleri yerine getirirler, fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar
insan 8
(Kuran) Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksulla, öksüze ve esire yedirirler
insan başlı
İnsan kafalı, androsefal
insan bilimci
Antropolog
insan bilimi
Antropoloji
insan bilimsel
Antropolojik
insan biçimcilik
İnsanın niteliklerinin başka bir varlığa, özellikle Tanrı'ya aktarılması, antropomorfizm
insan coğrafyası
Beşerî coğrafya
insan evladı
İyi insan, iyi kimse
insan hali
Olabilir, hoş karşılamak gerekir
insan kurusu
Çok zayıf
insan müsveddesi
Bir insanda bulunması gerekli niteliklerden yoksun olan
insan sarrafı
bakınız: adam sarrafı
İNSAN SURESİ
(Osmanlı Dönemi) Kur'an-ı Kerim'in 76. Suresi olup "Dehr, Ebrar, Emşac, Hel-etâ Suresi" de denir
bedeni insan
(Osmanlı Dönemi) insan vücudu
insanlar
(Osmanlı Dönemi) nas
üst insan
Görüş, irade gibi nitelikleri yüksek, yetenek ve erdemleri herkesten üstün olan insan, dâhi
İnsan
in
İnsan
(Osmanlı Dönemi) TABS
İnsan
benibeşer
İnsan
çocuk
İnsan
ölümlü
İnsan
(Osmanlı Dönemi) ADAM
İnsan
(Osmanlı Dönemi) İNS
İnsan
ademoğlu
İnsan hakları
(Hukuk) HUKUKU BEŞER
İnsanlar
(Hukuk) NAS
İnsanlar
(Osmanlı Dönemi) BENÎ BEŞER
İnsanlar
(Osmanlı Dönemi) NASUTİYÂN
İngilizce - Türkçe

insan teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

insanity
delilik

Tom şiddetli delilik nedeniyle bir psikiyatri hastanesinde hapsedildi. - Tom was imprisoned at a psychiatric hospital due to his severe insanity.

Dahilik ve delilik arasında ince bir sınır vardır. - There's a fine line between genius and insanity.

insanity
cinnet

Sanık cinnet nedeniyle suçsuz bulundu. - The defendant was found not guilty by reason of insanity.

Kendine zarar verme genellikle cinnetin bir göstergesi olarak kabul edilir. - Self-harm is often regarded as an indicator of insanity.

insane
{s} deli

Charles Guiteau deliydi. - Charles Guiteau was insane.

Tom'un seni deli sanmasını istemiyorsun. - You don't want Tom to think you're insane.

insane
delice

Bu kesinlikle delicedir. - This is absolutely insane.

Tom delicesine kıskanıyor. - Tom is insanely jealous.

insan ve yurttaş hakları bildirgesi
Declaration of the rights of man and the citizen
insan kaynakları yönetimi
Human sources administration
insane
(Tıp) Deli, çıldırmşı, bilinci bozulmuş
insane
{s} çıldırmış
insane
çılgın

Şu yaşlı adam çılgın olmalı. - That old man must be insane.

insane
(Tıp) alyene
insane
kaçık
insane
akıl hastası
insanity
(Kanun) dimağ hastalığı
insanity
(Tıp) insanite
insanity
çılgınlık
insanity
aptallık
avrupa insan hakları mahkemesi
European Court of Human Rights
insane
kafadan kontak

ı'm ınsane(ben manyağım-kafadan kontağım-deLiyim...vs.).

insane
aklı dengesi olmayan
sakat insan
cripplehandicapdisabled
insane
insane asylum tımarhane
insane
{s} delilere özgü
insane
{s} anlamsız
insane
insanely delicesine
insane
cinnet
insanity
çıldırma
insanity
{i} saçmalık