ilkten

listen to the pronunciation of ilkten
Türkçe - İngilizce

ilkten teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

ilk
initial

In the development of Lojban, efforts were consistently made since the initial phase to keep the language culturally neutral. - Lojban'ın geliştirilmesinde, dili ilk aşamasından beri tarafsız tutmak için çabalar tutarlı olarak yapılmıştır.

The initial symptoms of the disease are fever and sore throat. - Hastalığın ilk belirtileri ateş ve boğaz ağrısı.

ilk
preliminary
ilk
{s} first

Spain has won the 2010 FIFA World Cup and the national team logo gains the first star. - İspanya, 2010 FIFA Dünya Kupası'nın galibi oldu ve millî takım logosu ilk yıldızını kazandı.

In the first years that Coca-Cola was produced, it contained cocaine. In 1914, cocaine was classified as a narcotic, after which they used caffeine instead of cocaine in the production of Coca-Cola. - Coca-Cola'nın üretildiği ilk yıllarda, o kokain içeriyordu. 1914'te, kokain bir uyuşturucu olarak gruplandırıldı ve sonra Coca-Cola'nın üretimi için kokain yerine kafein kullandılar.

ilk
early

In spring, everyone wakes up early. - İlkbaharda herkes erken kalkar.

Bill got up so early that he caught the first train. - Bill çok erken kalktı ve ilk treni yakaladı.

ilk
maiden

This is our ship's maiden voyage. - Bu, gemimizin ilk yolculuğu.

The Titanic sank on her maiden voyage. She was a large ship. - Titanik ilk seferinde battı. O büyük bir gemiydi.

ilk
pristine
ilk
(Biyokimya) precurcer
ilk
(Bilgisayar) use first
ilk
(Gıda) primer
ilk
(Bilgisayar) start

The driver said that the first bus starts at 6:00 a.m. - Sürücü İlk otobüsün sabah saat 6:00 da hareket ettiğini söyledi.

The first term starts in April. - İlk dönem nisanda başlar.

ilk
top

What's your favorite song in last year's top 100? - Geçen yılın ilk 100'ünde en sevdiğiniz şarkı nedir?

The pledge to stop smoking cigarettes ranks among the top ten New Year's resolutions year after year. - Sigarayı bırakma sözü her yıl ilk on Yeni Yıl kararı arasında yer alıyor.

ilk
proto-
ilk
prime

Tom is our prime suspect. - Tom bizim ilk şüphelimiz.

Jawaharlal Nehru was the first prime minister of India. - Jawaharlal Nehru, Hindistan'ın ilk başbakanıydı.

ilk
prot-
ilk
before time
ilk
(Bilgisayar) default
ilk
former

Only two things are infinite, the universe and human stupidity, and I'm not sure about the former. - Sadece iki şey sonsuzdur, evren ve insanoğlunun aptallığı, ve ben ilkinden emin değilim.

The former half of the film was dull. - Filmin ilk yarısı sıkıcıydı.

ilk
(Bilgisayar) from

I had a call from her for the first time in a long time. - Uzun süredir ondan ilk kez bir çağrı aldım.

In the spring, when the days grew longer and the sun warmer, she waited for the first robin to return from the south. - İlkbaharda, günler daha uzadığında ve güneş daha ısındığında, o, ilk nar bülbülünün güneyden dönüşünü bekledi.

ilk
precursor
ilk
(Denizbilim) precorser
ilk
primordial
ilk
primus
ilk
primary

Layla was Fadil's primary girlfriend. - Leyla, Fadıl'ın ilk kız arkadaşıydı.

He is a primary school teacher, so he is used to dealing with children. - O bir ilkokul öğretmeni bu yüzden o çocuklarla ilgilenmeye alışkın.

ilk
pre-
ilk
{s} primitive

Magic plays an important part in primitive society. - Büyü, ilkel toplumda önemli bir rol oynar.

They used those primitive tools. - Onlar bu ilkel aletleri kullandılar.

ilk
first ever

The International Sun-Earth Explorer 3 (ISEE-3) spacecraft made the first ever direct cometary measurements on September 11, 1985 as it flew through the tail of Comet Giacobini-Zinner. - Uluslararası Sun-Earth Explorer 3 uzay gemisi kuyruklu yıldız Giacobini-Zinner'in kuyruğu boyunca uçarken 11 Eylül 1985'te ilk doğrudan kuyruklu yıldız ölçümleri yaptı.

Sentence #2416352 is my first ever contribution in Tatoeba. - # 2416352 numaralı cümle benim Tatoeba'da şimdiye kadarki ilk katkımdır.

ilk
the very first

From the very first time I saw her, I knew she was different. - Onu gördüğüm ilk andan beri, onun farklı olduğunu biliyordum.

I fell in love with Mary the very first time I saw her. - Onu ilk kez gördüğümde Mary'ye aşık oldum.

ilk
first-ever
ilk
beginning

It was then the beginning of spring. - O zaman ilkbaharın başlangıcıydı.

At first I didn't like my job, but I'm beginning to enjoy it now. - İlk başta işimden hoşlanmadım ama artık ondan hoşlanmaya başlıyorum.

ilk
{s} original

Layla was originally charged with conspiracy to commit murder. Not murder. - Leyla ilk başta cinayete teşebbüsle suçlanıyordu. Cinayet değil.

Who were the original people here? - Buranın ilk insanları kimlerdi?

ilk
elementary

I miss my elementary school teachers. - İlkokul öğretmenlerimi özlüyorum.

What would happen if two powerful nations with different languages - such as United States and China - would agree upon the experimental teaching of Esperanto in elementary schools? - Amerika Birleşik Devletleri ve Çin gibi farklı dilleri olan iki güçlü devlet ilköğretim okullarında Esperanto deneysel öğretimi üzerinde anlaşmaya varsalardı ne olurdu?

ilk
fore

The crocus is a forerunner of spring. - Safran ilkbaharın bir müjdecisidir.

You went back to the camp leaving me alone in the primeval forest. - Beni ilkel bir ormanda yalnız bırakarak kampa geri döndün.

ilk
primal
ilk
{s} initiative
ilk
{s} opening
ilk
proto
ilk
first; initial, beginning; elementary, preliminary, primary; former
ilk
first, for the first time: Onu ilk gördüğünde altmış yaşındaydı. When she first saw him he was sixty years old
ilk
premier
ilk
the first (in a series or in time): romanlarından ilki the first of his novels
ilk
initiatory
ilk
first (in a series or in time): ilk işi his first task. ilk defa the first time
İngilizce - İngilizce

ilkten teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

ilk
A type, race or category; a group of entities that have common characteristics such that they may be grouped together

“Hinkydink” or “Bathhouse John,” or others of that ilk, were proprietors of the most notorious dives in Chicago.

ilk
The same
ilk
{s} same; each
ilk
a kind of person; "I don't like people of his ilk
ilk
Same; each; every
ilk
The kind or class of people that resemble, behave in a manner similar to, or are of the same social status as a certain person
ilk
{i} category, class, kind
ilk
If you talk about people or things of the same ilk, you mean people or things of the same type as a person or thing that has been mentioned. He currently terrorises politicians and their ilk on `Newsnight' Where others of his ilk have battled against drugs, Gabriel's problems have centred on his marriage. = kind. Word History: When one uses ilk, as in the phrase men of his ilk, one is using a word with an ancient pedigree even though the sense of ilk, "kind or sort," is actually quite recent, having been first recorded at the end of the 18th century. This sense grew out of an older use of ilk in the phrase of that ilk, meaning "of the same place, territorial designation, or name." This phrase was used chiefly in names of landed families, Guthrie of that ilk meaning "Guthrie of Guthrie." "Same" is the fundamental meaning of the word. The ancestors of ilk, Old English ilca and Middle English ilke, were common words, usually appearing with such words as the or that, but the word hardly survived the Middle Ages in those uses. Variant of ilka. a particular type = kind of that/his/their etc ilk (ilk (12-19 centuries), from ilca)
ilk
a kind of person; "I don't like people of his ilk"
ilk
pron. each; identical, alike
Türkçe - Türkçe
İlk önce
ilk
Zaman, sıra, yer ve önem bakımından ötekilerden önce gelen, son karşıtı: "Gözlerini açınca ilk işi saatine bakmak oldu."- Y. K. Karaosmanoğlu
ilk
Bektaşiler'in bir nazım türü olan nefese verdikleri ad
ilk
Zaman, sıra, yer ve önem bakımından ötekilerden önce gelen, son karşıtı
ilk
Herhangi bir şeyin en önde olanı, önce geleni
ilk
Başlangıçta yer alan
ilk
Herhangi bir şeyin en önde olanı, önce geleni: "İnsanı insan yapan duyguların ilkidir aşk."- N. Cumalı
ilk
Birinci olarak, en başta
İngilizce - Türkçe

ilkten teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

ilk
tür
ilk
of that ilk aynı türden
ilk
cins
ilk
{i} tip
ilk
sınf
ilk
{i} çeşit
ilkten