gerçekleştirilebilir

listen to the pronunciation of gerçekleştirilebilir
Türkçe - İngilizce
realizable
down to earth
feasible
achievable
downtoearth
gerçek
actual

Can computers actually translate literary works? - Bilgisayarlar gerçekten edebi eserleri çevirebilir mi?

Tom says he has actually seen a ghost. - Tom gerçekten bir hayalet gördüğünü söylüyor.

gerçek
{s} real

She's really smart, isn't she? - O gerçekten akıllı, değil mi?

Understanding you is really very hard. - Seni anlamak gerçekten çok zor.

gerçek
truth

Were they being told the truth? - Gerçek onlara söyleniliyormuydu?

At last, the truth became known to us. - Sonunda gerçek bizim tarafımızdan öğrenildi.

gerçek
genuine

The document is neither genuine nor forged. - Belge ne gerçek ne de sahte.

Tom seemed genuinely surprised when I told him that Mary had left town. - Mary'nin kasabayı terk ettiğini ona söylediğimde, Tom gerçekten şaşırmış görünüyordu.

gerçek
{s} authentic

I doubt the authenticity of the document. - Belgenin gerçekliğinden şüpheliyim.

gerçek
{s} true

I'm ashamed to say that it's true. - Onun gerçek olduğunu söylemeye utandım.

That he was busy is true. - Onun meşgul olduğu gerçektir.

gerçek
{s} virtual

It would be virtually impossible to convince Tom to come along with us. - Tom'u bizimle gelmesi için ikna etmek gerçekte imkansız olurdu.

Have you ever tried using a virtual reality headset? - Sanal gerçeklik kulaklığı kullanmayı hiç denedin mi?

gerçek
{s} factual

As a consequence of its fun factor, Tatoeba contains random bits of factual information. - Eğlenceli faktörün bir sonucu olarak, Tatoeba rastgele gerçek bilgi bitleri içeriyor.

The factual world is often weirder than the fictional world. - Gerçek dünya genellikle kurgusal dünyadan daha tuhaftır.

gerçek
fact

Let's not exaggerate the facts. - Gerçekleri abartmayalım.

This fact must not be forgotten. - Bu gerçek unutulmamalı.

gerçek
{s} substantial

Using cash makes you think money is truly substantial. - Nakit kullanmak sana paranın gerçekten önemli olduğunu düşündürür.

gerçek
{i} Right

I don't think we can really say that one is right and the other is wrong. - Birinin haklı diğerinin hatalı olduğunu gerçekten söyleyebileceğimizi sanmıyorum.

These items must be returned to their rightful owner. - Bu eşyalar gerçek sahibine iade edilmelidir.

gerçek
substantive
gerçek
gospel

What he says is gospel. - Onun söylediği şey gerçek.

gerçek
essential
gerçek
substance
gerçek
the real mccoy
gerçek
genuineness
gerçek
candid

Even though the media reports that she is a potential presidential candidate, does anyone really think that she is a potential president? - Medya onun potansiyel bir başkan adayı olduğunu bildirmesine rağmen, herhangi biri gerçekten onun potansiyel bir başkan olduğunu düşünüyor mu?

gerçek
echt
gerçek
objective

Tom believes the philosophy of Ayn Rand is truly objective. - Tom, Ayn Rand felsefesinin gerçekten tarafsız olduğuna inanmaktadır.

gerçek
(Ticaret) tangibles
gerçek
disillusioned
gerçek
leal
gerçek
(Ticaret) effective tax rate
gerçek
very

Tom isn't very good at concealing the way he really feels. - Tom gerçekten hissettiği şekli gizlemede çok iyi değildir.

He is very clever indeed. - O gerçekten çok zeki.

gerçek
low-down
gerçek
effective

That was really effective. - O gerçekten etkiliydi.

Preventive measures are much more effective than the actual treatment. - Önleyici tedbirler gerçek tedaviden çok daha etkilidir.

gerçek
honest-to-god
gerçek
sure enough
gerçek
(Politika, Siyaset) achievable
gerçek
(Argo) fair dinkum
gerçek
lowdown
gerçek
full-fledged
gerçek
honest-to-goodness
gerçek
pucka
gerçek
positive

I felt really positive. - Gerçekten olumlu hissettim.

gerçek
proper

The facts weren't properly understood. - Gerçekler tam olarak anlaşılmadı.

A proper gentleman brings his lady red roses. - Gerçek bir beyefendi kadınına kırmızı güller getirir.

gerçek
issue of fact
gerçek
regular

Esperanto is a truly regular and easy language. - Esperanto gerçekten düzenli ve kolay bir dildir.

gerçek
intrinsic
gerçek
heartfelt
gerçek
veritable
gerçek
dyed-in-the-wool
gerçek
outright
gerçek
as large as life
gerçek
pukka
gerçek
sterling
gerçek
the real

You should face the reality. - Gerçekle yüzleşmelisin.

No one knows the real reason why we love dogs. - Hiç kimse bizim köpekleri niçin sevdiğimizin gerçek nedenini bilmiyor.

gerçek
{s} earnest
gerçek
{i} verity
gerçek
truism
gerçek
honest to goodness
gerçek
{i} veracity
gerçek
{s} tangible
gerçek
rightful

These items must be returned to their rightful owner. - Bu eşyalar gerçek sahibine iade edilmelidir.

gerçek
veritas
gerçek
dinkum
gerçek
the true

I hid the true amount I spent from him. - Harcadığım gerçek miktarı ondan sakladım.

I hide the true amount from her. - Gerçek miktarı ondan saklarım.

gerçek
{s} exact

I think I'm starting to understand exactly what real love is. - Sanırım gerçek aşkın ne olduğunu tam olarak anlamaya başlıyorum.

The portrait looks exactly like the real thing. - Portre tam olarak gerçek şey gibi görünüyor.

gerçek
original
gerçek
simonpure
gerçek
straightout
gerçek
{i} actualities
gerçek
earnest(1)
gerçek
{i} sooth
gerçek
{s} veracious
gerçek
{i} troth
gerçek
{s} honest to god
gerçek
literal

He explains the literal meaning of the sentence. - O, cümlenin gerçek anlamını açıklıyor.

She explained the literal meaning of the sentence. - O, cümlenin gerçek anlamını açıkladı.

gerçek
really, in truth
gerçek
sincere

Tom seemed really sincere. - Tom gerçekten samimi görünüyordu.

I sincerely, truly believe that. - İçtenlikle, gerçekten ona inanıyorum.

gerçek
(Hukuk) genuine, actual
gerçek
reality, truth
gerçek
genunine
gerçek
truthful

I don't think he is truthful. - Onun gerçekçi olduğunu sanmıyorum.

To be truthful, this matter doesn't concern her at all. - Gerçekçi olmak gerekirse, bu konu onu hiç ilgilendirmez.

gerçek
straight-out
gerçek
reality

Can't you divorce fantasy from reality? - Hayali gerçekten ayıramıyor musun?

Because it is politics that has caused this war, making the war our everyday reality. - Savaşı gündelik gerçeklik yaparak, bu savaşa sebep olan politik görüştür.

gerçek
low down
gerçek
real; genuine, true, authentic; factual; actual; reality; truth; fact; actuality
gerçek
real, true, genuine, authentic
gerçek
for real

At that time, I thought that I was going to die for real. - O zaman, gerçekten öleceğimi sandım.

If you keep on complaining, I will get mad for real. - Şikayet etmeye devam edersen, gerçekten delireceğim.

gerçek
bona fide
gerçek
actuality
gerçek
{s} unfeigned
Türkçe - Türkçe

gerçekleştirilebilir teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Gerçek
hakiki
Gerçek
asıl
Gerçek
fiziksel
Gerçek
şeniyet
Gerçek
reel
gerçek
Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici
gerçek
Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, hakiki
gerçek
Doğruluk: "Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa, duygu payı da ondan az değildir."- B. Felek
gerçek
Temel, başlıca, asıl
gerçek
Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan
gerçek
Gerçek olma durumu, gerçeklik, realite
gerçek
Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan
gerçek
Yapay olmayan
gerçek
Gerçeklik, realite: "Her hâlde o gün imparatorluğun ölümü apaçık bir gerçekti."- H. E. Adıvar
gerçek
Temel, başlıca, asıl: "Bir kişinin ahlaklı olması için, o benim dediğim gerçek ahlaka erişebilmesi için bir iç âlemi olmalıdır."- N. Ataç
gerçek
Yalan olmayan, doğru olan şey
gerçekleştirilebilir