asıl

listen to the pronunciation of asıl
Türkçe - İngilizce
principal

All animals, except man, know that the principal business of life is to enjoy it. - Bütün hayvanlar, insanın dışında, yaşamın asıl işinin ondan zevk almak olduğunu biliyor.

main

What's your main reason for studying French? - Fransızca öğrenmek için asıl nedenin nedir?

He explained the main purpose of the plan. - Planın asıl amacını açıkladı.

virtual
actual
original

Ali learnt the Persian language to be able to read the The Mathnawi of Jalaluddin Rumi in original text. - Ali, Mevlana'nın Mesnevisini asıl metninden okuyabilmek için Farsça öğrendi.

This land was expropriated from its original owner decades ago. - Bu arazi on yıllar önce asıl sahibinden kamulaştırılmıştır.

major

Tom is majoring in architecture. - Tom mimariyi asıl branş olarak seçiyor.

Kate is majoring in German. - Kate asıl branş olarak Almancayı alıyor.

origin

The Normans abandoned their original language. - Normanlar asıl dillerini bıraktılar.

Ali learnt the Persian language to be able to read the The Mathnawi of Jalaluddin Rumi in original text. - Ali, Mevlana'nın Mesnevisini asıl metninden okuyabilmek için Farsça öğrendi.

extraction
foundation

All of your accusations are without foundation. She's innocent and we're going to prove it. - Suçlamalarınızın hepsi asılsız. O masum ve biz bunu kanıtlayacağız.

pivotal
root stock
actual, true; real, essential
the most important, main
authentic
real; original
origin, original form
truth, reality; basis
True

What are Tom's true intentions? - Tom'un asıl niyeti ne?

The true killer responsible for her murder is you! - Onun cinayetinden sorunlu asıl katil sensin!

groundwork
cardinal

Some countries use ordinal numbers to count millennia, whereas others count them using cardinal numbers. - Bazı ülkeler bin yıllık dönemi saymak için sıra numaralarını kullanırken, diğerleri asıl sayıları kullanarak sayarlar.

gist
central
in chief
foundation, base; reality, truth; origin, source; the original; real, true, genuine; essential, main, principal, primary; original; actually
origination
principally
fountain head
original, the original
elementary
provenance
master
actually, essentially
inherent
intrinsic
{s} real

People usually have two reasons for doing something: a good reason and the real reason. - İnsanların bir şey yapmalarında genelde iki neden vardır: İyi bir neden ve asıl neden.

Examinations interfere with the real purpose of education. - Sınavlar eğitimin asıl amacına müdahale eder.

reality
genuine
bottom

I'm sure Tom will be able to get to the bottom of it. - Tom'un bunun asıl sebebini bulabileceğinden eminim.

Your plan sounds good, but the bottom line is: will it bring us more business? - Planın iyi görünüyor fakat asıl önemli olan şu: bize daha çok iş getirir mi?

truth
substance
base
(Ticaret) proper
master copy
native
echt
actually
primary
fountain
parentage
essence
radical
natural

If that is the real aim, naturally I would not know about that. - Asıl amaç buysa bilmem tabii.

seed
pivot
pristine
tug
pedigree
noumenon
unadorned
asıl gerekli şey
essential
asıl mesele
substance
asıl (fikir)
candid
asıl yük
brunt
asıl konu
real issue
asıl manifesto
(Ticaret) original ship’s commercial, original manifest
asıl önemli olan şey
the most important thing
asıl önemli olan şey
more importantly, what really matters is
asıl amacından saptırmak
to sidetrack
asıl belgeler
(Hukuk) original acts
asıl borç
(Kanun,Ticaret) principal debt
asıl borçlu
principal debtor
asıl gereklilik
essentiality
asıl gerçek
gospel truth
asıl güzellik yürektedir
physical beauty is superficial
asıl güzellik yürektedir
beauty is only skin-deep
asıl güzellik yürektedir
true beauty lies within
asıl hani balığı
(Tabiat Doğa) (balık, Fam: Serranidae) [syn.: asıl hani balığı, orfoz] grouper
asıl konuya geçmek
to get down to brass tacks
asıl kuvvet
main body
asıl mesele
main point
asıl mesele
nitty gritty
asıl meseleye gelmek
get down to the nitty gritty
asıl meseleye gelmek
to get down to brass tacks
asıl mirasçıya pay vermeyen
inofficious
asıl muharebe alanı
(Askeri) main battle area
asıl neden
mainspring
asıl normal
principal normal
asıl notadan aşağı olarak
flat
asıl nüsha
autography
asıl nüsha
original
asıl renk
natural colour
asıl sayılar
math . cardinal numbers
asıl sorun
the name of the game, main point
asıl suret
tenor
asıl vurgu
phonetics primary accent
asıl örnek
prototype
asıl üyeler
(Hukuk) original members
asıl şey
feature
hristiyanların asıl duası
dominical prayer
ortodoks hristiyan (asıl)
orthodox christian
Türkçe - Türkçe
Kök, köken, kaynak
Bir görevde sürekli bulunan, yedek karşıtı
Gerçekten, gerçek olarak
Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan. (a'sıl) Gerçekten, gerçek olarak
Gerçek
Bir şeyin temelini oluşturan, ana
Bir şeyin kendisi, örnek, kopya karşıtı
Soy, nesep
Gerçeklik, esas, hakikat
Gerçek: "Genç kızın bıraktığı mektup asıl sebebi meydana çıkarmıştı."- R. N. Güntekin
Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan
Soy, nesep: "İnsan dedi, aslını unutmamalıdır."- S. F. Abasıyanık
Bir görevde temelli olan
(Osmanlı Dönemi) DAİN
(Osmanlı Dönemi) TUS
(Osmanlı Dönemi) NECR
(Osmanlı Dönemi) ESELE
(Osmanlı Dönemi) DIÎN
(Osmanlı Dönemi) NİCAR
(Osmanlı Dönemi) TIHS
(Osmanlı Dönemi) MENSIB
(Osmanlı Dönemi) SEBİR
ASIL
(Osmanlı Dönemi) Bak: Asl
asıl nüsha
Bir yazma eserin veya belgenin özgün biçimi, asli nüsha
asıl sayılar
Sıra veya üleştirme eki almamış yalın sayılar
asıl