gerçekçi

listen to the pronunciation of gerçekçi
Türkçe - İngilizce
realistic

I don't think that's realistic. - Onun gerçekçi olduğunu sanmıyorum.

I'm just being realistic. - Ben sadece gerçekçi oluyorum.

(Hukuk) realist

Bullying is a serious problem, but we have to understand that setting out to eliminate it entirely isn't a realistic proposition. - Zorbalık ciddi bir problemdir fakat onu saf dışı bırakmaya çalışmanın tamamen gerçekçi bir teklif olmadığını anlamak zorundayız.

Let's be realistic and try the impossible. - Gerçekçi olalım ve imkansızı deneyelim.

practical

Tom's a very practical, down-to-earth person. - Tom çok pratik, gerçekçi bir kişidir.

(a) realist
exact
realist " realist; realistic, down-to-earth;" realist
hard headed
down to earth

Tom is a down to earth person. - Tom gerçekçi bir kişidir.

A person won't remain long in business if he does not come down to earth and think business. - Bir insan gerçekçi olmazsa ve iş düşünmezse işte uzun kalmaz.

literal
matter of fact
factual
down-to-earth

Tom's a very practical, down-to-earth person. - Tom çok pratik, gerçekçi bir kişidir.

Tom is a down-to-earth family man. - Tom gerçekçi bir aile adamıdır.

matter-of-fact
matteroffact
downtoearth
hardheaded
gerçek
actual

Tom says he has actually seen a ghost. - Tom gerçekten bir hayalet gördüğünü söylüyor.

Can computers actually translate literary works? - Bilgisayarlar gerçekten edebi eserleri çevirebilir mi?

gerçek
{s} real

She's really smart, isn't she? - O gerçekten akıllı, değil mi?

I really look forward to your visit in the near future. - Yakın bir gelecekteki senin ziyaretini gerçekten dört gözle bekliyorum.

gerçek
truth

By all accounts, it is truth. - Söylenenlere göre, o gerçek.

Were they being told the truth? - Gerçek onlara söyleniliyormuydu?

gerçek
genuine

Tom seemed genuinely surprised when I told him that Mary had left town. - Mary'nin kasabayı terk ettiğini ona söylediğimde, Tom gerçekten şaşırmış görünüyordu.

The document is neither genuine nor forged. - Belge ne gerçek ne de sahte.

gerçek
{s} authentic

I doubt the authenticity of the document. - Belgenin gerçekliğinden şüpheliyim.

gerçek
{s} true

His story sounds true. - Onun hikayesi gerçek görünüyor.

That he was busy is true. - Onun meşgul olduğu gerçektir.

gerçekçi kimse
realist
gerçekçi olmak
to come down to earth
gerçekçi olmayan
unrealistic

Parents look to the new generation as a generation that is far from reality and busy running after unrealistic dreams. - Ebeveynler yeni nesile gerçeklikten uzak ve gerçekçi olmayan hayallerin peşinde koşturan bir nesil olarak olarak bakıyor.

She has unrealistic standards. - O gerçekçi olmayan standartlara sahip.

gerçek
{s} virtual

Have you ever tried virtual reality? - Sanal gerçekliği hiç denedin mi?

Have you ever tried using a virtual reality headset? - Sanal gerçeklik kulaklığı kullanmayı hiç denedin mi?

gerçek
{s} factual

The factual world is often weirder than the fictional world. - Gerçek dünya genellikle kurgusal dünyadan daha tuhaftır.

As a consequence of its fun factor, Tatoeba contains random bits of factual information. - Eğlenceli faktörün bir sonucu olarak, Tatoeba rastgele gerçek bilgi bitleri içeriyor.

gerçek
{s} substantial

Using cash makes you think money is truly substantial. - Nakit kullanmak sana paranın gerçekten önemli olduğunu düşündürür.

gerçek
{i} Right

I don't think we can really say that one is right and the other is wrong. - Birinin haklı diğerinin hatalı olduğunu gerçekten söyleyebileceğimizi sanmıyorum.

Do you really want to sell your house right now? - Evini hemen satmayı gerçekten istiyor musun?

gerçek
fact

These are the facts. Think hard about them! - Bunlar gerçeklerdir. Onlar hakkında sıkı düşünün!

Let's not exaggerate the facts. - Gerçekleri abartmayalım.

foto gerçekçi
(Bilgisayar) photo-realistic
gerçek
(Ticaret) tangibles
gerçek
objective

Tom believes the philosophy of Ayn Rand is truly objective. - Tom, Ayn Rand felsefesinin gerçekten tarafsız olduğuna inanmaktadır.

gerçek
disillusioned
gerçek
echt
gerçek
genuineness
gerçek
leal
gerçek
candid

Even though the media reports that she is a potential presidential candidate, does anyone really think that she is a potential president? - Medya onun potansiyel bir başkan adayı olduğunu bildirmesine rağmen, herhangi biri gerçekten onun potansiyel bir başkan olduğunu düşünüyor mu?

gerçek
substantive
gerçek
the real mccoy
gerçek
substance
gerçek
essential
gerçek
very

He is very clever indeed. - O gerçekten çok zeki.

Understanding you is really very hard. - Seni anlamak gerçekten çok zor.

gerçek
effective

That was really effective. - O gerçekten etkiliydi.

Preventive measures are much more effective than the actual treatment. - Önleyici tedbirler gerçek tedaviden çok daha etkilidir.

gerçek
honest-to-goodness
gerçek
lowdown
gerçek
honest-to-god
gerçek
(Argo) fair dinkum
gerçek
sure enough
gerçek
low-down
gerçek
(Ticaret) effective tax rate
gerçek
gospel

What he says is gospel. - Onun söylediği şey gerçek.

gerçek
(Politika, Siyaset) achievable
gerçek
full-fledged
gerçek
intrinsic
gerçek
positive

I felt really positive. - Gerçekten olumlu hissettim.

gerçek
pucka
gerçek
heartfelt
gerçek
dyed-in-the-wool
gerçek
proper

The facts weren't properly understood. - Gerçekler tam olarak anlaşılmadı.

A proper gentleman brings his lady red roses. - Gerçek bir beyefendi kadınına kırmızı güller getirir.

gerçek
outright
gerçek
issue of fact
gerçek
veritable
gerçek
pukka
gerçek
regular

Esperanto is a truly regular and easy language. - Esperanto gerçekten düzenli ve kolay bir dildir.

gerçek
as large as life
gerçek
sterling
gerçek
the real

I know the real reason for his absence. - Onun yokluğunun gerçek nedenini biliyorum.

He's holding the real story back from us. - O gerçek hikayeyi bizden gizliyor.

gerçek
{s} earnest
gerçek
straight-out
gerçek
{s} tangible
gerçek
veritas
gerçek
bona fide
gerçek
truthful

I don't think he is truthful. - Onun gerçekçi olduğunu sanmıyorum.

You will answer truthfully, won't you? - Gerçekten cevap vereceksin, değil mi?

gerçek
{i} sooth
gerçek
{s} honest to god
gerçek
simonpure
gerçek
original
gerçek
the true

I hide the true amount from her. - Gerçek miktarı ondan saklarım.

Few people know the true meaning. - Gerçek anlamı birkaç kişi biliyor.

gerçek
{s} exact

I think I'm starting to understand exactly what real love is. - Sanırım gerçek aşkın ne olduğunu tam olarak anlamaya başlıyorum.

The portrait looks exactly like the real thing. - Portre tam olarak gerçek şey gibi görünüyor.

gerçek
{i} troth
gerçek
dinkum
gerçek
straightout
gerçek
{i} actualities
gerçek
earnest(1)
gerçek
{s} veracious
gerçek
{s} rightful

These items must be returned to their rightful owner. - Bu eşyalar gerçek sahibine iade edilmelidir.

gerçek
{i} veracity
gerçek
truism
gerçek
honest to goodness
gerçek
low down
gerçek
real; genuine, true, authentic; factual; actual; reality; truth; fact; actuality
gerçek
verity
gerçek
really, in truth
gerçek
sincere

I sincerely, truly believe that. - İçtenlikle, gerçekten ona inanıyorum.

Tom seemed really sincere. - Tom gerçekten samimi görünüyordu.

gerçek
(Hukuk) genuine, actual
gerçek
reality, truth
gerçek
genunine
gerçek
reality

Can't you divorce fantasy from reality? - Hayali gerçekten ayıramıyor musun?

Parents look to the new generation as a generation that is far from reality and busy running after unrealistic dreams. - Ebeveynler yeni nesile gerçeklikten uzak ve gerçekçi olmayan hayallerin peşinde koşturan bir nesil olarak olarak bakıyor.

gerçek
literal

She explained the literal meaning of the sentence. - O, cümlenin gerçek anlamını açıkladı.

She explains the literal meaning of the sentence. - O, cümlenin gerçek anlamını açıklar.

gerçek
real, true, genuine, authentic
gerçek
actuality
gerçek
{s} unfeigned
gerçek
for real

Is this all for real? - Bunun hepsi gerçek mi?

If you keep on complaining, I will get mad for real. - Şikayet etmeye devam edersen, gerçekten delireceğim.

Türkçe - Türkçe
Gerçeği gören ve ona göre davranan veya gerçeğe uygun olarak yapılan, realist
Gerçeği gören ve ona göre davranan veya gerçeğe uygun olarak yapılan, realist: "Halkçı olduğu kadar gerçekçiydi Atatürk."- S. Eyuboğlu
Gerçekçilik yanlısı olan, realist
Gerçekçilik yanlısı olan, realist: "Geçmişi geçmişte bırakıp bugüne bakmak daha gerçekçi bir yaklaşımdır."- H. Taner
realist
Gerçek
hakiki
Gerçek
asıl
Gerçek
fiziksel
Gerçek
şeniyet
Gerçek
reel
gerçek
Doğruluk: "Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa, duygu payı da ondan az değildir."- B. Felek
gerçek
Temel, başlıca, asıl
gerçek
Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, hakiki
gerçek
Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici
gerçek
Yalan olmayan, doğru olan şey
gerçek
Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan
gerçek
Gerçek olma durumu, gerçeklik, realite
gerçek
Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan
gerçek
Yapay olmayan
gerçek
Gerçeklik, realite: "Her hâlde o gün imparatorluğun ölümü apaçık bir gerçekti."- H. E. Adıvar
gerçek
Temel, başlıca, asıl: "Bir kişinin ahlaklı olması için, o benim dediğim gerçek ahlaka erişebilmesi için bir iç âlemi olmalıdır."- N. Ataç
toplumcu gerçekçi
Toplumcu gerçekçilik yanlısı olan kimse
yeni gerçekçi
Yeni gerçekçilik yanlısı olan kimse
gerçekçi