Bu kırık vazo onarılamaz.
- This broken vase cannot be repaired.
Kol saatimin onarılması gerekiyor.
- My watch needs to be repaired.
Kralın ilkelerinde sabit bir standart vardır.
- There is a fixed standard in the king's principles.
Bu kaldırılamaz. O sabit.
- It can't be removed. It's fixed.
Bu arabanın tamire ihtiyacı var.
- This car needs repairing.
Bu ayakkabıları tamir edebilir misin?
- Can you repair these shoes?
Bu arabanın onarıma ihtiyacı var.
- This car needs repairing.
Evimin büyük onarımlara ihtiyacı var.
- My house needs major repairs.
Sadece gerekli tamiratları yapın lütfen.
- Just do the essential repairs, please.
O, saati onarmak zorundadır.
- He has to repair the clock.
Bizim görevimiz bir duvarı onarmak.
- Our task is to repair a wall.
Bisikletimi tamir etmek 5,000 yen'e mal oldu.
- It cost me 5,000 yen to repair my bicycle.
Onlar arabalarını tamir etmek zorundalar.
- They have to repair their car.
Sobayı tamir etmesi için bir profesyonel kiraladım.
- I hired a professional to repair the stove.
Ben yeni dokuma tezgahımı denedikten sonra, yatağımı yaptım ve kahve değirmenini tamir ettim.
- After I tried out my new loom, I made my bed and repaired the coffee grinder.
Herkesin gözleri ona dikildi.
- Everyone's eyes were fixed upon her.
Gözlerini bana dikti.
- He fixed his eyes on me.
Tamir için ödeme yapmak zorunda kalacaksın.
- You're going to have to pay for the repair.
Bu evin çok fazla onarıma ihtiyacı var, onu yıkmak ve yenisini yapmak daha kolay olacaktır.
- This house needs so many repairs, it would be easier to tear it down and build a new one.
Ben eylemlerimi kararlaştırılmış zamanlar için planlamayı tercih ediyorum böylece zamanı yönetebilirim.
- I prefer to plan my activities for fixed times so I can manage my time.
Onun için radyoyu onardım.
- I've fixed the radio for him.
Tom onu bir çekiçle onardı.
- Tom fixed it with a hammer.
Saatimi tamir ettirdim.
- I had my watch repaired.
Bu arabanın tamire ihtiyacı var.
- This car needs repairing.
Dizinin onarımından sonra, o ağrı olmadan yürüyebiliyordu.
- After his knee repair, he could walk without pain.
Tom bilgisayarları nasıl onaracağını biliyor.
- Tom knows how to repair computers.
I repaired your automobile for you.
Tom fixed the broken chair.
- Tom repaired the broken chair.
I had my watch fixed.
- I had my watch repaired.
our annual repair to the mountains.
I heard the visitors repair to their chambers. Jane Eyre, by Charlotte Bronte 1850.
If you look closely you can see the repair in the paintwork.