dereceli

listen to the pronunciation of dereceli
Türkçe - İngilizce
grade
notchy
graduate
graduated; graded
graduated
staggered
gradational
derece
{i} degree

Today, the temperature rose as high as 30 degrees Celsius. - Bugün ısı 30 santigrat dereceye kadar yükseldi.

She received a doctor's degree. - O bir doktora derecesi aldı.

derece
rating

Tom's approval rating is dropping. - Tom'un onay derecesi düşüyor.

derece
extent

To some extent, you can control the car in a skid. - Bir dereceye kadar bir kızak arabasını kontrol edebilirsiniz.

The rumor is true to some extent. - Söylenti bir dereceye kadar doğru.

dereceli bozulma
(Bilgisayar) graceful degradation
dereceli cetvel
scale
dereceli gönye
(Mekanik) bevel protractor
dereceli kötüleşme
(Bilgisayar) graceful degradation
dereceli tüp
(Tıp) graduated tube
dereceli cam ölçü kabı
measuring glass
dereceli değişim
(Askeri) gradient slope
dereceli dolguyu kullan
(Bilgisayar) use gradient fill
dereceli hayat tablosu
graduate life table
dereceli hayat tablosu
(Ticaret) graduated life table
dereceli kap
graduate
dereceli olarak
progressively
dereceli olarak
gradationally
dereceli olarak
by stages
dereceli oturma
gradual settlement
dereceli pipet
(Tıp) graduated pipet
dereceli silindir
graduated cylinder
dereceli sıfatlar
(Dilbilim) graded adjectives
dereceli ölçü kabı
measuring jar
dereceli ölçü şişesi
measuring glass
dereceli ölçüm silindiri
(Tıp) graduated measuring cylinder
derece
rate
derece
scale

These are graded on a hundred-point scale. - Bunlar yüz puanlık bir ölçekte derecelendirilir.

derece
rank
derece
grade

Did you grade the tests? - Testleri derecelendirdin mi?

She got good grades in English. - O, İngilizcede iyi dereceler aldı.

orta dereceli şey
intermediate
derece
stage
derece
step
ikinci dereceli
secondary
derece
(Ticaret) points
derece
(Bilgisayar) deg

The thermometer reads three degrees below zero. - Termometre sıfırın altında üç derece olarak okuyor.

It is ten degrees below zero now. - Şimdi sıcaklık sıfırın altında on derece.

derece
degrees

The exact temperature is 22.68 degrees Celsius. - Kesin sıcaklık 22.68 derece Celsiustur.

It is ten degrees below zero now. - Şimdi sıcaklık sıfırın altında on derece.

derece
temperature

The temperature fell several degrees. - Sıcaklık birkaç derece düştü.

To find degrees in centigrade, subtract 32 from the Fahrenheit temperature, then multiply by 5/9. - Santigrat dereceyi bulmak için, fahrenhayt ısıdan 32 çıkar, sonra 5/9 ile çarp.

ehliyet dereceli
(Askeri) qualified
gizlilik dereceli
(Askeri) classified
gizlilik dereceli bilgi
(Askeri) classified information
derece
level

Water boils at 100 degrees Celsius at sea level. - Su, deniz seviyesinde 100 santigrat derecede kaynar.

Due to overfishing, some fish stocks are now at perilously low levels. - Çok fazla balık avı dolayısıyla, bazı balık stokları şimdi tehlikeli derecede düşük seviyelerde.

derece
point

This is an extremely important point. - Bu son derece önemli bir konu.

Under normal conditions, the boiling point of water is 100 degrees Celsius. - Normal şartlar altında, suyun kaynama sıcaklığı 100 santigrat derece.

derece
remove
derece
range

Because the distance between the Sun and Mars varies, temperatures range from -125 degrees Celsius in the Martian winter to 22 degrees Celsius in the Martian summer. - Güneş ve Mars arasındaki mesafe değiştiği için, sıcaklıklar Mars kışında -125 santigrat derece ile Mars yazında 22 santigrat derece arasında değişir.

alt dereceli mahkemenin verdiği görevsizlik kararı
(Hukuk) committal proceedings
derece
degree; rank, grade; extent, point; thermometer
derece
{i} pitch
derece
{i} standard
derece
States
derece
rank, degree, grade
derece
so ... (that)
derece
degree , grade
derece
thermometer

The thermometer says it's thirty degrees in here. - Termometre burada otuz derece olduğunu söylüyor.

The thermometer stood at 15 degrees. - Termometre 15 derecede durdu.

derece
{i} measure

The austerity measures that many city governments have implemented are hugely unpopular. - Pek çok kent yöneticilerinin uyguladığı kemer sıkma politikası son derece sevimsizdir.

derece
clinical thermometer
derece
notch
derece
chop
derece
{i} gradation
derece
regulo
derece
stending
derece
dignity
gizlilik dereceli sözleşme
(Askeri) classified contract
ikinci dereceli
second
ikinci dereceli şey
secondary
orta dereceli
secondary
orta dereceli okul
secondary school
yüksek dereceli
of high degree
dereceli