uçmak

listen to the pronunciation of uçmak
Türkisch - Englisch
fly

If I had wings to fly, I would have gone to save her. - Uçmak için kanatlarım olsaydı, onu kurtarmaya giderdim.

It will cost 500 dollars to fly to Paris. - Paris'e uçmak 500 dolara mal olacak.

evaporate
sail
(araba) belt
to fall off, fall from (a high place)
to vanish, disappear
(araba vb.) scorch
to evaporate, vaporize, volatilize
(for a color) to fade
fade
barrel
to blow away, be blown away
to be wild with (joy)
wing

Birds flap their wings to fly. - Kuşlar, uçmak için kanatlarını çırparlar.

If humans were meant to fly, they would have wings. - İnsanlar uçmak için amaçlansalardı kanatları olurdu.

flush
(motorsuz) plane
slang to get/be high (on drugs). Uç baba torik! slang My, my!/Well, well! (said sarcastically). uçan kuşa borcu/borçlu olmak to be in debt to everybody. uçan kuştan medet ummak to be ready to accept help from absolutely anyone that offers it
to fly; to evaporate, to vaporize; (renk) to fade; to vanish, to disappear; to be wild with joy, etc.; to have a trip; to go very fast, to travel, to tell lies, to fabricate stories; to go off the wall, to go bananas; to be starry-eyed
to fly; to fly away, take wing
freak out
soar
disappear
hurtle
go off the wall
blow
flight

I'd like to take a 9:30 flight. - 9:30 uçağı ile uçmak istiyorum.

trip

It takes eight hours to fly from Zurich to Boston, but only six for the return trip. - Zürih'ten Boston'a uçmak sekiz saat sürer, ancak dönüş için sadece altı.

trip out
float
take wings
belt
scorch
flutter
fly on
fly up
take wing
winnow
flit
{i} point

The plane was on the point of taking off. - Uçak kalkış noktasındaydı.

He uses a pencil with a fine point. - O güzel uçlu bir kurşun kalem kullanır.

end

NASA says three of 22 space missions that carried generators similar to Galileo's ended in accidents. - NASA Galileo'nunkine benzeyen jeneratörler taşıyan 22 uzay uçuşunun üçünün kazayla sonuçlandığını söylüyor.

Tom and Mary sat at opposite ends of the couch. - Tom ve Mary koltuğun zıt uçlarında oturdular.

uçma
{i} flying

Driving in the dark feels like flying! - Karanlıkta araba sürmek uçmak gibidir.

I prefer traveling by train to flying. - Trenle seyahat etmeyi uçmaya tercih ederim.

{i} tip

Tom quietly tiptoed out of the room. - Tom, parmak uçlarında yürüyerek sessizce odadan çıktı.

Tom tiptoed into the room. - Tom parmak uçlarına basarak odaya girdi.

edge

Are you sure it's safe to stand that close to the edge of the cliff? - Uçurumun kenarına bu kadar yakın durmanın güvenli olduğundan emin misin?

It would be dangerous to go too near the edge of the cliff. - Uçurumun kenarına çok yaklaşmak tehlikeli olurdu.

uçmak işi veya biçimi
Flying business or format
extreme

He fell from one extreme to the other. - O bir uçtan diğerine düştü.

Fadil went to extremes to cover up his greed. - Fadıl açgözlülüğünü örtmek için uçlara gitti.

bit

Our flying time tonight will be just under 6 hours, but I'll see if I can speed things up a bit. - Bu gece uçuş saatimiz 6 saatin altında olacak, ancak bazı şeyleri biraz hızlandırabilip hızlandıramayacağımızı göreceğiz.

coast

The plane rose sharply before leveling off as it left the coast. - Uçak sahilden ayrılırken düz uçuşa geçmeden önce hızla yükseldi.

{i} top
{s} peak
motorsuz uçmak
glide
{i} pole
{f} fly

Words fly away, the written remains. - Söz uçar, yazı kalır.

Can you teach me how to fly? - Bana nasıl uçacağımı öğretebilir misin?

lip
closing
uçma
{i} flight

I'd like to take a 9:30 flight. - 9:30 uçağı ile uçmak istiyorum.

tail end
(Gıda,Teknik) nozzle
(Dilbilim) margin
(Askeri) point bar
(Biyokimya) ultimate

His Noodliness, the Flying Spaghetti Monster is the ultimate truth in the universe. - Onun Noodliness'i, Uçan Spagetti Canavarı evrende nihai gerçektir.

(Otomotiv) pin

You could hear a pin drop. - Sinek uçsa duyabilirsin.

It was so quiet you could hear a pin drop. - O kadar sessizdi ki sinek uçsa duyabilirdın.

extremal
(Argo) hardcore
nose
terminus
lead

Tom wanted a pencil with a softer lead. - Tom daha yumuşak uçlu bir kurşun kalem istedi.

(Denizbilim) boundry
(İnşaat) blade
pen-nib
summit
{i} butt

A bat flying in the sky looks like a butterfly. - Bir yarasa gökyüzünde bir kelebek gibi uçuyor.

She observed how butterflies fly. - O, kelebeklerin nasıl uçtuğunu gözledi?

spout
limit
{f} flying

We are flying to Los Angeles tomorrow. - Yarın Los Angeles'a uçuyoruz.

The cost of flying overseas has risen with the cost of fuel. - Yakıt maliyetinden dolayı deniz aşırı ülkelere uçuş maliyet arttı.

flew

He flew in the face of Jishuku. - Jishuku'nun karşısında uçtu.

She flew to Europe by way of Siberia. - Sibirya yoluyla Avrupa'ya uçtu.

{f} flown

I've never flown in an airplane. - Bir uçakta asla uçmadım.

Have you ever flown in a blimp? - Hiç zeplinle uçtun mu?

tipping
nib
mutluluktan uçmak
Be over the moon
barb
uçma
freak-out
uçma
fly

Human beings succeeded in flying into space. - İnsanoğlu uzaya uçmayı başardı.

This bird's large wings enable it to fly very fast. - Bu kuşun büyük kanatları onun çok hızlı uçmasını sağlar.

yakında uçmak
soon off

yakında istanbul a uçuyorum.

alçaktan uçmak
fly at a low altitude
alçaktan uçmak
fly a plane at low altitudes
alçaktan uçmak
buzz
alçaktan uçmak
hedgehop
balonla uçmak
balloon
benizi atmak/ağarmak/uçmak
to grow pale
daireler çizerek uçmak
stack
daireler çizerek uçmak
wheel about
daireler çizerek uçmak
wheel around
havalara uçmak
crow
havaya uçmak
to be blown up, be blown sky-high
havaya uçmak
blow up
havaya uçmak
a) to blow up, to explode b) to go up in smoke
havaya uçmak
go up
helikopter ile uçmak
helicopter
jet ile uçmak
jet
kanatlanıp uçmak
flush
mutluluktan havalara uçmak
to be bursting with happiness
planörle uçmak
to glide
planörle uçmak
sailplane
radyo sinyallerine göre uçmak
ride the beam
renki atmak/kaçmak/uçmak
1. (for someone) to go pale. 2. (for something's color) to fade
sevincinden havalara uçmak
to go to raptures, to be on cloud nine
sevincinden uçmak
to exult, to walk on air
sevinçten havalara uçmak
be riding on air
sevinçten havalara uçmak
walk on air
sevinçten havalara uçmak
tread on air
sevinçten havalara uçmak
leap for joy
sevinçten uçmak
jubilate
sevinçten uçmak
to be over the moon, to exult (at/in sth)
tab
apex
extremity
hist. march, borderland
ending

Wash eggplants and cut their endings. - Patlıcanları yıkayın ve onların uçlarını kesin.

point (of a sharply pointed instrument)
terminal
the extreme

The town is located in the extreme north of Japan. - Kasaba Japonya'nın en uç kuzeyindedir.

tip; point; extremity, end; pen-nib; reason
toe
endpiece
{i} cusp
tail

The International Sun-Earth Explorer 3 (ISEE-3) spacecraft made the first ever direct cometary measurements on September 11, 1985 as it flew through the tail of Comet Giacobini-Zinner. - Uluslararası Sun-Earth Explorer 3 uzay gemisi kuyruklu yıldız Giacobini-Zinner'in kuyruğu boyunca uçarken 11 Eylül 1985'te ilk doğrudan kuyruklu yıldız ölçümleri yaptı.

The tail at the rear of the plane provides stability. - Uçağın arkasındaki kuyruk denge sağlar.

end, extremity; tip
uçma
volatilization
uçma
wing

This bird's large wings enable it to fly very fast. - Bu kuşun büyük kanatları onun çok hızlı uçmasını sağlar.

I wish I had wings to fly. - Keşke uçmak için kanatlarım olsa.

uçma
getting high
uçma
{i} high

No bird soars too high if he soars with his own wings. - Hiçbir kuş gereğinden çok yükseğe uçmaz, eğer ki kendi kanatlarıyla uçuyorsa.

uçma
freak out
uçma
(uyuşturucu ile) trip
yere yakın uçmak
taxi
yüksekten uçmak
fly high
yüksekten uçmak
to pursue the impossible, chase rainbows
yıldız akmak/kaymak/uçmak
for a shooting star to fall
öteye uçmak
overfly
üstünde uçmak
hover
üzerinden uçmak
overfly
Türkisch - Türkisch
Uçar gibi dalgalanmak: "Elleri trençkotunun cebinde, gözlerini karşı kıyıya dikmiş, saçları savrulurcasına geriye uçuyor."- A. İlhan. Çok hızlı gitmek: "Hele bir asfalta çıkalım görürsünüz bey, derdi
Keyif verici veya uyuşturucu madde aldıktan sonra hayal âlemine dalıp gitmek
Belirmek: "Sakalı yeni çıkmış, yüzünde çocukça ifadeler uçuyordu."- S. F. Abasıyanık
Belirmek
Uçak vb
Hareketli kanatları yardımıyla havada düşmeden durmak, havada yol almak
Patlayıcı madde ile parçalanmak
Uçar bu bizim külüstür."- R. N. Güntekin
Hava yolu ile gitmek
Solarak yok olmak
Çok hızlı gitmek
Yüksek yerden düşmek veya yuvarlanmak
Aşırılmak
Çok sevinmek
Ruh ölümden sonra göğe yükselmek
özel mekanizma ile yerden yükselmek, havada yol almak
Solarak yok olmak: "Rengi birdenbire uçtu."- P. Safa
Gaz veya buhar durumuna geçmek
Yok olmak, ortadan kaybolmak
Dinî inanışa göre ruh ölümden sonra göğe yükselmek
Cennet
Rüzgâr veya başka bir itici güçle yerinden ayrılıp uzağa gitmek
Yok olmak, ortadan kaybolmak: "Bütün kararları uçmuştu.Yüzünde iradesiz hatlar belirdi."- S. F. Abasıyanık
Cennet, behişt
Kuş, kanatlı böcek vb. hareketli kanatları yardımıyla havada düşmeden durmak, havada yol almak: "Biraz havalanıp bir başka kayaya kadar uçtu."- S. F. Abasıyanık
Uçar gibi dalgalanmak
kalkmak
(Osmanlı Dönemi) TAYRURE
(Osmanlı Dönemi) TATAYYUR
(Osmanlı Dönemi) TAYİR
cunda
gunçul
Bir yerin en kenarda kalan bölümü
Amaç, gaye
Bir şeyin başı, tepesi: "Ayaklarının ucuna basarak beşiğin yanına geldi."- H. E. Adıvar
Türk devletlerinde genel olarak sınır boylarındaki eyalet ve sancaklara verilen ad
Bir uzaklığın son noktası
Bir şeyin başı, tepesi
Bir uzaklığın son noktası: "İstikbal bu yolun ucundan bir güneş gibi doğuyor."- F. R. Atay
Uzun bir şeyin baş veya son noktası
Bir şeyin kenarı
Genellikle uzun bir nesnenin incelerek biten son ve sivri noktası
Sebep
Sınır boyu
Bir şeyin kenarı: "Kırk kişilik bir masanın bir ucunda, üç kişiyiz."- R. H. Karay
Genellikle uzun bir nesnenin incelerek biten son ve sivri noktası: "Bu resmin iki gözü bir makasın ucu ile oyulmuştu."- A. Gündüz
uçma
Uçmak işi
uçmak
Favoriten