oyunlaştırma

listen to the pronunciation of oyunlaştırma
Türkisch - Englisch
dramatization
(Bilgisayar) Gamification
oyun
{i} game

If the metal plate terminal of the game cassette is dirty it may be difficult for the game to start when the cassette is inserted into the game console. - Eğer oyun kasetinin metal plaka terminali pis ise oyun konsoluna kaset yerleştirildiğinde oyunun başlaması zor olabilir.

Football is an old game. - Futbol eski bir oyundur.

oyun
play

The baby is playing with some toys. - Bebek bazı oyuncaklar ile oynuyor.

Daddy, may I go out and play? - Baba, dışarıya çıkıp oyun oynayabilir miyim?

oyun
performance

Would you like to see a live performance of a play with me Saturday? - Cumartesi günü benimle bir oyunun canlı performansını görmek ister misin?

The game's outcome hangs on his performance. - Oyunun sonucu onun performansına bağlı.

oyun
{i} act

Her acting is on the level of a professional. - Onun oyunculuğu profesyonel düzeydedir.

I don't think he's a great actor. - Ben onun büyük bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum.

oyun
{i} playing

I am playing a browser game. - Bilgisayar oyunu oynuyorum.

Whenever you visit him, you will find him playing video games. - Onu her ziyaret edişinizde, onu video oyunları oynarken bulacaksınız.

oyun
hoax

I believe it's all a hoax. - Bunun hepsinin bir oyun olduğuna inanıyorum.

oyun
canard
oyun
trick

Mike played a bad trick on his brother. - Mike erkek kardeşine kötü bir oyun oynadı.

I trained the dog to do tricks. - Oyun yapması için köpeği eğittim.

oyun
acting

Jane has been acting in movies since she was eleven. - Jane on bir yaşından beri filmlerde oyunculuk yapıyor.

His acting left nothing to be desired. - Onun oyunculuğu mükemmeldi.

oyun
stage play
oyun
intrigue
oyun
presentation
oyun
pretense
oyun
jeu (fr)
oyun
wiles
oyun
dalliances
oyun
representment
oyun
piece

Climbing that mountain was a piece of cake. - O dağa tırmanmak çok oyuncağıydı.

oyun
sham
oyun
representation
oyun
sell

That toy is selling like hot cakes. - O oyuncak çok satılıyor.

The toy seller was very friendly. - Oyuncak satıcısı çok samimiydi.

oyun
ruse
oyun
prank

Stop playing pranks on me! - Bana oyun oynamayı kes!

oyun
spectacle
oyun
artifice
oyun
show

Do you like game shows? - Oyun programlarından hoşlanıyor musun?

I'll show you how this game is played. - Bu oyunun nasıl oynandığını sana göstereceğim.

oyun
dodge
oyunlaştırmak
dramatize
Oyun
gameplay
oyun
diversion
oyun
gamers
oyun
playgrounds
OYUN
(Askeri) gaming
oyun
practice

Tom hurt his left knee during practice, so John had to play the game in his place. - Tom uygulama sırasında sol dizini incitti, bu yüzden John oyunu yerinde oynamak zorunda kaldı.

oyun
{i} presentment
oyun
cheat
oyun
{i} sport
oyun
{i} device
oyun
gambol
oyun
flimflam
oyun
wheeze
oyun
stratagem
oyun
dalliance
oyun
ludo
oyun
dance, folk dance
oyun
{i} frolic
oyun
gouge
oyun
gull
oyun
wrestling a movement designed to throw one's opponent off guard
oyun
stratsgem
oyun
game; play, performance; drama; dance; trick, ruse, game, hoax, prank
oyun
{i} dance

He knows many folk dances. - O birçok halk oyunu biliyor.

oyun
pelota
oyun
rounders
oyun
trick, ruse
oyun
chouse
oyun
play, theatrical presentation
oyun
double

I enjoy playing doubles with Tom. - Tom'la teniste çiftli oyun oynamaktan hoşlanıyorum.

oyunlaştırmak
to dramatize
oyunlaştırmak
to make (something) into a play, dramatize
Türkisch - Türkisch
Oyunlaştırmak işi
Oyun
(Osmanlı Dönemi) ŞEMA'
Oyun
(Osmanlı Dönemi) DEYDENUN
Oyun
lub
Oyun
(Osmanlı Dönemi) LAG
Oyun
baziçe
Oyun
(Osmanlı Dönemi) DÜABE
oyun
Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma
oyun
Oğuz Atay'ın yarattığı, yazınsal karakterlerin genel davranış biçimi
oyun
Müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü
oyun
Müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü: "Büyük annem yeni dansları eski kabakçı Arapların oyunu kadar bile güzel bulmuyor."- H. E. Adıvar
oyun
Şaşkınlık uyandırıcı hüner
oyun
Teniste taraflardan birinin dört sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç
oyun
Vakit geçirmeye yarayan, belli kuralları olan eğlence
oyun
Eski Türkler'de şaman, baksı, kam, ozan gibi adlar verilen büyücü-şairler için kullanılan bir başka sözcük
oyun
Hile, düzen, desise, entrika: "Atatürk hiçbir zaman onların oyununa kanmış değildir."- H. Taner
oyun
Güreşte rakibini yenmek için yapılan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket
oyun
Sahne veya mikrofonda oynamak için hazırlanmış eser, temsil, piyes
oyun
Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi
oyun
Hile, düzen, desise, entrika
oyun
Taraflardan birinin dört sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç
oyun
Kumar
oyun
Hasmını yenmek için yapılan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket
oyun
Kumar: "Bazıları oyun başından kalkar kalkmaz her şeyi unuturlar."- P. Safa. Şaşkınlık uyandırıcı hüner
oyunlaştırmak
Tiyatro türünden olmayan herhangi bir eseri teknik yönden oynanabilir duruma getirmek
oyunlaştırma
Favoriten