çabuklaştırma

listen to the pronunciation of çabuklaştırma
Türkisch - Englisch
speeding up (a job)
(Ticaret) expedite
çabuklaştırmak
quicken
çabuk
prompt

He pressed me for a prompt reply. - O çabuk bir cevap için beni zorladı.

We appreciate your promptness. - Çabukluğunuzu takdir ediyoruz.

çabuk
quick

Please come home as quickly as possible. - Lütfen mümkün olduğunca çabuk eve gel.

Care aged him quickly. - Bakım onu çabuk yaşlandırdı.

çabuk
{s} fast

Tom's a beginner, but he catches on fast. - Tom yeni başladı fakat çabuk anlıyor.

We arrived here fast, didn't we? - Buraya çabuk vardık, değil mi?

çabuk
{s} hasty
çabuk
expeditious
çabuk
quickly

I'll finish it as quickly as I can. - Onu elimden geldiği kadar çabuk bitireceğim.

Care aged him quickly. - Bakım onu çabuk yaşlandırdı.

çabuklaştırmak
(Politika, Siyaset) facilitate
çabuk
before long
çabuk
expedite
çabuk
{s} snappy
çabuk
briskly
çabuk
haste
çabuk
like smoke
çabuk
strip
çabuklaştırmak
hurry
çabuk
speedy
çabuk
swift
çabuk
pronto
çabuk
crisp
çabuk
smart

We're too soon old, too late smart. - Çok çabuk yaşlanıyor, çok geç akıllanıyoruz.

çabuk
ready

Hurry up! You should be ready by now. - Çabuk ol! Şimdiye dek hazır olman gerekir.

çabuk
immediate
çabuklaştırmak
expedite
çabuklaştırmak
press
çabuk
soon

Young people adapt themselves to something sooner than old people. - Gençler, kendilerini bir şeye yaşlı insanlardan daha çabuk adapte ederler.

A fool and his money are soon parted. - Aptal ve parası çabuk ayrılırlar

çabuk
{ü} hurry

Hurry up! We'll be late. - Çabuk! Biz geç kalacağız.

Hurry! There's no time to lose! - Çabuk! Kaybedecek zaman yok!

çabuk
sooner

We should've done that sooner. - Onu daha çabuk yapmalıydık.

Sooner would be better. - Ne kadar çabuk o kadar iyi.

çabuk
be quick

Please be quick about it. - Lütfen bu konuda çabuk olun?

You have to be quick. - Sen çabuk olmak zorundasın.

çabuk
in double time
çabuk
light footed
çabuk
in short order
çabuk
{s} early

Make your airplane reservations early since flights fill up quickly around Christmas. - Noel'e yakın uçuşlar çabuk dolduğu için rezervasyonlarınızı erken yapın.

Tom will try to finish the work as early as possible. - Tom işi mümkün olduğu kadar çabuk bitirmeye çalışacak.

çabuk
{s} sharp
çabuk
apace

Ill news comes apace. - Kötü haber çabuk yayılır.

çabuk
quick action
çabuk
come

Ill news comes apace. - Kötü haber çabuk yayılır.

I didn't expect that Mary would come so soon. - Mary'nin bu kadar çabuk geleceğini beklemiyordum.

çabuk
{s} precipitous
çabuk
swiftly
çabuk
round
çabuk
allegro
çabuk
{s} lissom
çabuk
subito
çabuk
{s} rapid

The chief clerk is not a hardworking man, but gets ahead rapidly because he knows how to curry favor with his superiors. - Baş katip çalışkan bir adam değil fakat üstlerine nasıl yaltaklanacağını bildiği için çabuk ilerliyor.

My wishes for your father's rapid recovery. - Babanızın çabuk iyileşmesi için isteklerim.

çabuk
hurryup
çabuk
in good time
çabuk
quick, fast, swift, hasty
çabuk
presto
çabuk
{s} lissome
çabuk
hurry up!

We must be there at seven, so hurry up. - Saat yedide orada olmalıyız, bu nedenle çabuk ol.

Tom, hurry up. I'm coming! - Tom, çabuk ol. Geliyorum!

çabuk
come on

Come on, we'll be late if you don't hurry up. - Çabuk ol, acele etmezsen geç kalacağız.

Come on, answer quickly. - Haydi, çabuk cevap ver.

çabuk
quickly, speedily, soon
çabuk
quick, fast, hasty, swift, immediate, speedy; quickly, soon
çabuk
nimble

Squirrels are nimble in climbing trees. - Sincaplar ağaçlara tırmanmada çabuktur.

çabuk
yare
çabuk
fleet
çabuklaştırmak
{f} force
çabuklaştırmak
force the pace
çabuklaştırmak
{f} accelerate
çabuklaştırmak
speed up
çabuklaştırmak
to speed up, to quicken, to accelerate, to expedite
çabuklaştırmak
(Hukuk) to expedite
çabuklaştırmak
to speed up, expedite (a job)
çabuklaştırmak
faciliate
Türkisch - Türkisch
Çabuklaştırmak işi, tacil
Çabuk
(Osmanlı Dönemi) ÂCİL
Çabuklaştırmak
aceleleştirmek
Çabuklaştırmak
ivdirmek
çabuk
Alışılandan veya gösterilenden daha kısa bir zamanda, tez, yavaş karşıtı
çabuk
Alışılandan veya gösterilenden daha kısa bir zamanda, tez, yavaş karşıtı: "Yazıma çabuk cevap geldi."- A. Gündüz
çabuk
"Acele et, oyalanma" anlamında
çabuk
Hızlı
çabuk
Hızlı: "Çabuk ve kolay bir konuşma tarzı vardı."- R. N. Güntekin. "Acele et, oyalanma" anlamında bir seslenme sözü: "Çabuk! diyebildi, bir doktor!"- P. Safa
çabuk
şeremetpresto
çabuklaştırmak
Bir işe çabukluk vermek, aceleleştirmek, tesri etmek
çabuklaştırma
Favoriten