hizmetli

listen to the pronunciation of hizmetli
Türkçe - İngilizce
servant
attendant
gopher
follower
employee
person who works as a cleaner, messenger, or doorman in a government office
vassal
employee, servant
janitor

Tom asked the janitor to open the door to the auditorium. - Tom hizmetliden konferans salonuna giden kapıyı açmasını istedi.

Tom will be a janitor. - Tom bir hizmetli olacak.

hizmet
service

Bank services are getting more and more expensive. - Banka hizmetleri gittikçe daha pahalı oluyor.

In Japan it is not customary to tip for good service. - Japonya'da iyi hizmet için bahşiş vermek geleneksel değildir.

hizmetli görevi yapan kimse
servitorship
hizmet
{i} duty

The traditional way of learning a language may satisfy at most one's sense of duty, but it can hardly serve as a source of joy. Nor will it likely be successful. - Bir dil öğrenmenin geleneksel yolu olsa olsa birinin görev duygusunu tatmin edebilir ama o bir sevinç kaynağı olarak hizmet edemez. Ayrıca muhtemelen başarılı olmayacaktır.

hizmet
employment
hizmet
waiting

Everyone is waiting on you. - Herkes sana hizmet ediyor.

We're waiting to be served. - Biz hizmet edilmeyi bekliyoruz.

hizmet
{i} function
hizmet
attention
hizmet
attendance
hizmet
post

The postal service in this country isn't fast. - Bu ülkede posta hizmeti hızlı değildir.

Is there postal service on Sunday? - Pazar günü posta hizmeti var mı?

hizmet
yoke
hizmet
(Ticaret) services

Bank services are getting more and more expensive. - Banka hizmetleri gittikçe daha pahalı oluyor.

The families of the factory workers need schools, hospitals, and stores, so more people come to live in the area to provide these services, and thus a city grows. - Fabrika işçilerinin ailelerinin okullara, hastanelere ve mağazalara ihtiyaçları vardır, bu yüzden bu hizmetleri sağlamak için daha fazla insan bölgede yaşamak için gelir. Böylece bir şehir gelişir.

hizmet
(Kanun) servitude
hizmet
labour-intensive
hizmet
station

Why on earth did you take him to the station? - Hangi akla hizmet onu istasyona götürdün?

hizmet
(Kanun) employment contract
hizmet
servicing
hizmet
labor-intensive
hizmet
line

After some freight cars were derailed, services were suspended on the Chuo Line. - Bazı yük vagonları raydan çıktıktan sonra, hizmetler Chuo Hattı üzerinde askıya alındı.

hizmet
serve

My brother wanted to join the army but because of a heart condition he was judged unfit to serve. - Kardeşim orduya katılmak istedi ama bir kalp rahatsızlığı nedeniyle hizmet etmek için uygun olmadığına karar verildi.

He served his master well. - O, efendisine iyi hizmet etti.

hizmet
at service
hizmet
{i} ministration
hizmet
ministry
erkek hizmetli
boy
hizmet
{i} Labor
hizmet
office

He works at the welfare office. - O, sosyal hizmetler müdürlüğünde çalışıyor.

hizmet
mission

The mission remains to serve others. - Misyon başkalarına hizmet vermeye devam etmektedir.

hizmet
appointment
hizmet
labor intensive
hizmet
labour [Brit.]
hizmet
laborintensive
hizmet
service, employ; duty, function; care, attention
hizmet
care, maintenance
hizmet
{i} Labour
Türkçe - Türkçe
Kapıcılık, odacılık gibi işlerde kullanılan kimse, müstahdem
Hizmet
(Osmanlı Dönemi) KATV
Hizmet
(Osmanlı Dönemi) HAFFANE
HİZMET
(Osmanlı Dönemi) Bir insan, hayvan veya nebatın muhtaç olduğu işler ve takayyüdat
HİZMET
(Osmanlı Dönemi) Birinin işini görme. Bir kimsenin hesabına veya menfaatına iş görme, bu suretle yapılan iş, vazife. Memuriyet
hizmet
Birinin işini görme veya birine yarayan bir işi yapma: "Vatan, evladının hizmetini bekliyor."- Ö. Seyfettin
hizmet
Görev, iş
hizmet
Birinin işini görme veya birine yarayan bir işi yapma
hizmet
Bakım, özen, ihtimam
hizmetli