hizmetli

listen to the pronunciation of hizmetli
Türkçe - İngilizce
servant
attendant
gopher
follower
employee
person who works as a cleaner, messenger, or doorman in a government office
vassal
employee, servant
janitor

Tom will be a janitor. - Tom bir hizmetli olacak.

Tom asked the janitor to open the door to the auditorium. - Tom hizmetliden konferans salonuna giden kapıyı açmasını istedi.

hizmet
service

In the United States, 20 million new jobs have been created during the past two decades, most of them in the service sector. - Amerika Birleşik Devletlerinde, geçtiğimiz yirmi yıl boyunca 20 milyon yeni iş yaratılmıştır, onların çoğu hizmet sektöründedir.

Bank services are getting more and more expensive. - Banka hizmetleri gittikçe daha pahalı oluyor.

hizmetli görevi yapan kimse
servitorship
hizmet
{i} duty

The traditional way of learning a language may satisfy at most one's sense of duty, but it can hardly serve as a source of joy. Nor will it likely be successful. - Bir dil öğrenmenin geleneksel yolu olsa olsa birinin görev duygusunu tatmin edebilir ama o bir sevinç kaynağı olarak hizmet edemez. Ayrıca muhtemelen başarılı olmayacaktır.

hizmet
employment
hizmet
waiting

Everyone is waiting on you. - Herkes sana hizmet ediyor.

Is anybody waiting on you? - Size hizmet eden biri var mı?

hizmet
{i} function
hizmet
attention
hizmet
attendance
hizmet
post

The postal service in this country isn't fast. - Bu ülkede posta hizmeti hızlı değildir.

Postal services are a government monopoly. - Posta hizmetleri devlet tekelindedir.

hizmet
yoke
hizmet
(Ticaret) services

The families of the factory workers need schools, hospitals, and stores, so more people come to live in the area to provide these services, and thus a city grows. - Fabrika işçilerinin aileleri okul, hastane ve mağazalara ihtiyaç duyar; böylece bu hizmetleri sağlayacak daha fazla insan yaşamak için bu bölgeye gelir ve de bir şehir oluşur.

The families of the factory workers need schools, hospitals, and stores, so more people come to live in the area to provide these services, and thus a city grows. - Fabrika işçilerinin ailelerinin okullara, hastanelere ve mağazalara ihtiyaçları vardır, bu yüzden bu hizmetleri sağlamak için daha fazla insan bölgede yaşamak için gelir. Böylece bir şehir gelişir.

hizmet
(Kanun) servitude
hizmet
labour-intensive
hizmet
station

Why on earth did you take him to the station? - Hangi akla hizmet onu istasyona götürdün?

hizmet
(Kanun) employment contract
hizmet
servicing
hizmet
labor-intensive
hizmet
line

After some freight cars were derailed, services were suspended on the Chuo Line. - Bazı yük vagonları raydan çıktıktan sonra, hizmetler Chuo Hattı üzerinde askıya alındı.

hizmet
serve

He served his master well. - O, efendisine iyi hizmet etti.

This hotel does not serve lunch. - Bu otel öğle yemeği hizmeti vermez.

hizmet
at service
hizmet
{i} ministration
hizmet
ministry
erkek hizmetli
boy
hizmet
{i} Labor
hizmet
office

He works at the welfare office. - O, sosyal hizmetler müdürlüğünde çalışıyor.

hizmet
mission

The mission remains to serve others. - Misyon başkalarına hizmet vermeye devam etmektedir.

hizmet
appointment
hizmet
labor intensive
hizmet
labour [Brit.]
hizmet
laborintensive
hizmet
service, employ; duty, function; care, attention
hizmet
care, maintenance
hizmet
{i} Labour
Türkçe - Türkçe
Kapıcılık, odacılık gibi işlerde kullanılan kimse, müstahdem
Hizmet
(Osmanlı Dönemi) KATV
Hizmet
(Osmanlı Dönemi) HAFFANE
HİZMET
(Osmanlı Dönemi) Bir insan, hayvan veya nebatın muhtaç olduğu işler ve takayyüdat
HİZMET
(Osmanlı Dönemi) Birinin işini görme. Bir kimsenin hesabına veya menfaatına iş görme, bu suretle yapılan iş, vazife. Memuriyet
hizmet
Birinin işini görme veya birine yarayan bir işi yapma: "Vatan, evladının hizmetini bekliyor."- Ö. Seyfettin
hizmet
Görev, iş
hizmet
Birinin işini görme veya birine yarayan bir işi yapma
hizmet
Bakım, özen, ihtimam
hizmetli