yeme

listen to the pronunciation of yeme
Türkçe - İngilizce
food: Ahmet bugüne kadar yemeden hiç kesilmemişti. Ahmet's never been off his food until now
taste: Bu eriğin yemesi hoş. This plum tastes good
(Denizbilim) predation
eroding
fretting
ingestion
nibble
yemek
eat

Is there anyone else wanting to eat? - Yemek yemek isteyen başka birisi var mı?

Don't argue when you are angry and don't eat when you are full. - Öfkeli isen tartışma ve tok isen yemek yeme.

yemek
food

The food was great in Italy. - İtalya'da yemekler harikaydı.

The food's not ready yet. - Yemek henüz hazır değil.

yeme alışkanlıkları
food habits
yeme bozuklukları
(Tıp,Pisikoloji, Ruhbilim) eating disorders
yeme isteği
munchies
yeme içme
(Turizm) refreshments
yeme içme
food & beverage
yeme içme
(Ticaret) catering

I arranged catering for tomorrow's party. - Yarınki parti için yeme içme işini düzenledim.

yeme bozukluğu
Eating disorder
yeme beni
go on with you
yeme bozuklukluğu
eating disorder
yeme isteğinin artması
(Pisikoloji, Ruhbilim) hyperphagia
yeme içmede azla yetinen
abstemious
yeme katılarak uygulama
(Tıp) in feed use
yeme-içme faaliyeti
(Turizm) board activity
yeme-içme sektörü
(Turizm) refreshments sector
yemek
meal

Brush your teeth after every meal. - Her yemekten sonra dişlerini fırçala.

We ate a hasty meal and left immediately. - Acele bir yemek yedik ve hemen ayrıldık.

yemek
dinner

We went out to dinner with two American men and two German ladies. - Biz iki Amerikalı erkek ve iki Alman bayanla akşam yemeği yemek için çıktık.

Would you like to have dinner with me tonight? - Bu akşam yemekte benimle olmak ister misin?

yemek
dish

There was a great variety of dishes on the menu. - Menünün içinde büyük bir çeşit yemek vardı.

Steak and caviar are my favorite dishes. - Biftek ve havyar benim favori yemeklerim.

ye
{e} to
yemek
chow
ye
eat
yemek
grub
ye
{e} at
yemek
ingest
ye
ate
yemek
repast
yemek
She's not just beautiful; she's a knockout! yemeden içmeden (divulging something confidential) without losing any time. yemeden içmeden kesilmek to have no appetite, be off one's food. Ye kürküm ye! (Konuşma Dili) He wouldn't have given me the time of day if I hadn't been dressed well./She wouldn't have so much as looked at me if I hadn't been wearing this uniform. Yediği naneye bak! (Konuşma Dili) Look at how he's put his foot into it this time! Yemeyenin malını yerler (demine hu çekerler) (üstüne bir bardak su içerler). (Atasözü) Don't be miserly and deny yourself things you can afford, for you can rest assured that what you save up but don't spend will be spent freely and enjoyed to the hilt by whoever gets it after you've died
yemek
touch
yemek
chalk
yemek
table

She always clears the table after a meal. - O her zaman bir yemekten sonra masayı temizler.

Tom ate as soon as the food was put on the table. - Tom yemek masaya konur konmaz yedi.

yemek
eats

No matter how much Tom eats, he wants to eat more. - Tom ne kadar yerse yesin, daha fazla yemek istiyor.

Tom eats only what he wants to eat. - Tom sadece yemek istediğini yer.

yemek
eatings
yemek
spend

If you want to lose weight, spend a day without meals. - Eğer zayıflamak istiyorsan bir günü yemeksiz geçir.

If you want to lose weight, spend a day without meals. - Eğer kilo vermek istiyorsanız, yemeksiz bir gün geçirin.

yemek
scoff
yemek
swallow
yemek
consume
yemek
meat

What kinds of meat dishes do you serve? - Ne çeşit et yemeklerini servis yapıyorsunuz?

Is eating whale meat wrong? - Balina eti yemek hata mıdır?

yemek
meals

Women eat lighter meals when they're eating with a guy. - Kadınlar bir erkekle yemek yerken daha hafif yemekler yerler.

What with overwork and poor meals, she fell ill. - Aşırı çalışma ve yetersiz yemeklerden dolayı, o hastalandı.

kurt gibi saldırarak yeme
wolfing
yemek
eat away
yemek
recipe

Have you seen the recipe book that I wrote? - Benim yazdığım yemek tarifi kitabını gördün mü?

I've left out the nuts in this recipe because Delia's allergic to them. - Delia'nın onlara allerjisi olduğu için bu yemek tarifinden fındıkları çıkarttım.

yemek
keep

Mary keeps her best dishes in that cabinet. - Mary en iyi yemek takımlarını o dolapta tutar.

Keep Tom from eating too much. - Tom'u çok yemekten engelle.

yemek
believe

Not only has eating with your fingers continued throughout the centuries, but some scholars believe that it may become popular again. - Parmaklarınızla yemek yemek sadece yüzyıllar boyu devam etmekle kalmadı, aynı zamanda bazı alimler onun tekrar popüler olabileceğine inanıyorlar.

yemek
rub
yemek
devour
yemek
pick at
yemek
rub away
yemek
get

If you eat too much, you will get fat. - Çok azla yemek yersen şişmanlarsın.

Helen does not eat enough and she is getting thin. - Helen yeterince yemek yemiyor ve zayıflıyor.

yemek
dispose of
yemek
feed on
yemek
have

You don't have to eat. - Yemek zorunda değilsiniz.

Once the work is done, usually around half past five, I come home to have dinner. - İş yapılır yapılmaz, genellikle beş buçuk civarında, akşam yemeği yemek için eve gelirim.

yemek
wear

Don't eat till the numbness wears off. - Uyuşma geçene kadar yemek yeme.

The woman has two important questions to ask: What am I wearing? and what am I cooking? - Kadının soracak iki önemli sorusu var: Ne giyiyorum ve ne yemek yapıyorum?

yemek
pit
yemek
get a punishment
yemek
to be sent down
yemek
dine on
yemek
sent down
yemek
crop
yemek
dine off
yemek
partake of
yemek
be sent down
yemek
bite

Tom wanted to grab a bite to eat on his way home. - Tom evine giderken yemek için bir iki lokma atıştırmak istedi.

It's nearly lunchtime. Why don't we stop to have a bite to eat? - Neredeyse öğle vakti. Neden bir lokma yemek için durmuyoruz.

yemek
exulcerate
yemek
course

The small fork is for your salad, and the large one is for the main course. - Küçük çatal salata için ve büyük olan ana yemek içindir.

Are these dishes gluten free? Yes, of course, all of our dishes are gluten free. - Bu yemekler glutensiz mi? Evet, elbette, yemeklerimizin hepsi glutensizdir.

ye
pick at
ye
{f} eating
ye
eaten
ye
ingest
yemek
erode
yemek
feed

Tom forgot to feed his dog yesterday. - Tom dün köpeğine yemek vermeyi unuttu.

They didn't feed you much, did they? - Sana çok yemek vermediler, değil mi?

yemek
partake
yemek
board

You eat good meals in this boardinghouse. - Bu pansiyonda iyi yemek yersin.

yemek
{i} eating

In the end, we ended up eating at that shabby restaurant. - Sonunda, biz, o eski püskü lokantada yemek yemeyi sona erdirdik.

I feel like eating something sweet. - Tatlı bir şey yemek istiyorum.

Cahil ile bal yeme yaşdaş ile taş taşı
(Atasözü) You do well to accompany somebody about your age
Yemek
(deyim) chow down
tırnak yeme
nail biting
yemek
eat in
yemek
dining

Has the house got a dining room? - Evin bir yemek odası var mı?

Is the dining room open now? - Yemek odası şimdi açık mı?

aşırı yeme
surfeit
başının etini yeme
importunity
boru yeme
pipe eating
hakkını yeme
defraudation
insan yeme
anthropophagy
kıtır kıtır yeme
scrunch
midye pişirip yeme eğlencesi
clambake
para yeme
accepting bribes
rüşvet yeme
malversation
tıka basa yeme
tuck in
vurgun yeme
(Tıp) inert gas narcosis
vurgun yeme
(Tıp) caisson disease
vurgun yeme
(Tıp) the diver’s disease
ye
into
ye
nosh
ye
native
yemek
viand
yemek
slang to kiss/lick/suck (someone)
yemek
{i} scran
yemek
fret
yemek
to eat up every bit of (a food)
yemek
to require, use up, consume: Bu soba çok odun yiyor. It takes a lot of wood to keep this stove going
yemek
food, grub, eats; meal, repast; course, dish
yemek
slang to lay, have sex with
yemek
to spend (money); to spend (money) recklessly
yemek
to use up every bit of (something)
yemek
to milk someone for (his money), bleed someone for (his money). Yeme de yanında yat! slang
yemek
to drain, wear (someone) down, take a lot out of (someone)
yemek
sito
yemek
abrade
yemek
victual
yemek
slang to milk someone for (his money), bleed someone for (his money)
yemek
to corrode, eat
yemek
(for an insect) to bite, eat (someone) up; (for an insect) to eat (something)
yemek
to spend or spend recklessly every bit of (a sum of money)
yemek
tuck
yemek
It's a food which isn't just good; it's finger-licking good!
yemek
slang to get (a fine, a jail sentence). yemez slang person who can't be tricked, fox. yiyip bitirmek
yemek
to drive (someone) to distraction, drive (someone) crazy
yemek
kill
yemek
scran; peck
yemek
slang to make mincemeat of (someone)
yemek
slang to kill, do (someone) in
yemek
slang to get laid by
çinlilerin yemek yeme çubukları
chopstick
İngilizce - İngilizce

yeme teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

YE
Young Earth, a form of creationism which proposes that the Earth is no more than a few thousand years old
Ye
Anglicized version of the 42nd most common Chinese surname
ye
the

Ye Olde Medicine Shoppe.

ye
you (the people being addressed)
ye
Ye is an old-fashioned, poetic, or religious word for you when you are talking to more than one person. Abandon hope all ye who enter here
ye
The two-character ISO 3166 country code for YEMEN
ye
Ye means you
ye
See The, and Thorn, n
ye
It is sometimes incorrectly pronounced y&emacr
ye
an old method of printing the article the AS
ye
being used in place of the Anglo-Saxon thorn (þ)
ye
Ye is sometimes used in imitation of an old written form of the word `the'. Ye Olde Tea Shoppe. Yemen (in Internet addresses). In an attempt to seem quaint or old-fashioned, many store signs such as "Ye Olde Coffee Shoppe" use spellings that are no longer current. The word ye in such signs looks identical to the archaic second plural pronoun ye, but it is in fact not the same word. Ye in "Ye Olde Coffee Shoppe" is just an older spelling of the definite article the. The y in this ye was never pronounced (y) but was rather the result of improvisation by early printers. In Old English and early Middle English, the sound (th) was represented by the letter thorn (þ). When printing presses were first set up in England in the 1470s, the type and the typesetters all came from Continental Europe, where this letter was not in use. The letter y was used instead because in the handwriting of the day the thorn was very similar to y. Thus we see such spellings as y
ye
= I
ye
The plural of the pronoun of the second person in the nominative case
ye
Yea; yes
ye
pron. (Old English) you (often plural)
ye
þe), the "y" being used in place of the Anglo-Saxon thorn (þ)
ye
{i} the (Archaic)
ye
þe, the "y"
Türkçe - Türkçe
Tat, lezzet
Yiyecek
Yemek işi: "Herkes yemeye ekmek bulamazken onlar rahat geçiniyorlardı."- M. Ş. Esendal
Yemek işi
yeme içme
Türlü içecek ve yiyeceklerle beslenme
Yemek
taam
Yemek
karavana
Yemek
ziftlenmek
Yemek
Yemek
lokma
yemek
Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak
Yeme içme
boğaz
Yemek
(Osmanlı Dönemi) ADF
Yemek
(Osmanlı Dönemi) KEŞE'
Yemek
(Osmanlı Dönemi) LEBZ
Yemek
(Osmanlı Dönemi) TELEMMÜZ
Yemek
(Osmanlı Dönemi) SÜFÜL
Yemek
(Osmanlı Dönemi) SİMAT
Yemek
(Osmanlı Dönemi) AZF
Yemek
(Osmanlı Dönemi) KAŞM
Yemek
(Osmanlı Dönemi) CAHRE
Yemek
(Osmanlı Dönemi) TELEMMÜC
Yemek
(Osmanlı Dönemi) ME'KEL
Yemek
(Osmanlı Dönemi) HECA
Yemek
lokma etmek
Yemek
(Osmanlı Dönemi) TELEMMÜK
Yemek
(Osmanlı Dönemi) DE'S
ye
Türk alfabesinin yirmi sekizinci harfinin adı, okunuşu
yemek
Isırmak
yemek
Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam
yemek
Birine alacağını vermemek, ödememek
yemek
Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek
yemek
Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek: "Neclâ onun böyle kendinden geçercesine çalıştığını gördükçe üzüntüden tırnaklarını yiyor."- H. Taner
yemek
Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek
yemek
Günün belli saatlerinde yenilen besin: "Yemek ya kahvaltıda ya da yemekte yenir
yemek
Ağızda çiğneyerek yutmak
yemek
Yasal yoldan cezalandırılmak
yemek
Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak: "Kendini topladı ama, fena yerinden gagayı yedi sanırım..."- M. Ş. Esendal
yemek
Ağızda çiğneyerek yutmak: "Adam o kadar çabuk yiyor ki, hizmetçi ekmek yetiştiremiyor."- B. Felek
yemek
Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek
yemek
Harcamak, tüketmek, bitirmek
yemek
Arada birşey yenmez."- H. Taner. Çağrılıları veya konukları yemekle ağırlama: "Pek protokolcü olduğu için yemek sessiz geçiyordu."- F. R. Atay
yemek
Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek
yemek
Harcamak, tüketmek, bitirmek: "Mirası sen yedin, zahmeti ben çekiyorum, diye latife ediyordu."- M. Ş. Esendal
yemek
Uğramak, tutulmak
yemek
Günün belli saatlerinde yenilen besin
yemek
Çağrılıları veya konukları yemekle ağırlama
yemek
Yemek yeme, karın doyurma işi
yemek
Sürekli üzmek, tedirgin etmek
yemek
Biri için başkasına para harcatmak
yemek
Yemek yeme, karın doyurma işi: "Yemekten sonra gocuğuna sarar yatırırdı beni."- N. Cumalı
İngilizce - Türkçe

yeme teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

ye
{i} siz
ye
sizler
ye
sen
yeme