yararlanma

listen to the pronunciation of yararlanma
Türkçe - İngilizce
enjoyment
benefitting from; utilizing
utilization
injury
(İnşaat) beneficial occupancy
resort
yarar
advantage

He often takes advantage of her ignorance. - O, sık sık onun cahilliğinden yararlanır.

It would be to your advantage to prepare questions in advance. - Soruları önceden hazırlamak senin yararına olur.

yarar
profit

A wise man profits from his mistakes. - Akıllı bir adam hatalarından yararlanır.

I hope the interview would be of profit. - Umarım mülakat yararlı olur.

yararlanmak
draw on
yararlanmak
benefit from
yararlanmak
{f} benefit
yararlanmak
take advantage of

We have to take advantage of this situation. - Bu durumdan yararlanmak zorundayız.

I don't want to take advantage of them. - Onlardan yararlanmak istemiyorum.

yarar
benefit

It is certain that he helped them for the benefit of himself. - Onun yararına onlara yardımcı olduğu kesindir.

Writers such as novelists and poets don't seem to benefit much from the advance of science. - Romancılar ve şairler gibi yazarlar bilimin avantajından çok fazla yararlanıyor gibi görünmüyorlar.

yararlanma hakkı
(Hukuk) right to benefit
yararlanmak
enjoy
yarar
utility

Their furniture was chosen for utility rather than style. - Onların mobilyaları, tarz yerine yarar için seçildi.

yarar
gain

We're gonna make sure that no one is taking advantage of the American people for their own short-term gain. - Biz hiç kimsenin kendi kısa vadeli kazançları için Amerikan halkından yararlanmadıklarından emin olacağız.

yarar
{i} use

You had better make use of this opportunity. - Bu fırsattan yararlansanız iyi olur.

You had better make use of the opportunity. - Fırsattan yararlansanız iyi olur.

yararlanmak
impose
yararlanmak
make use of
yarar
(Ticaret) boor
yarar
usefulness

Usefulness must be combined with pleasantness. - Yararlılık keyif ile birleştirilmelidir.

yarar
virtue
yarar
useful

Iron is a useful metal. - Demir yararlı bir metaldir.

A cow is a useful animal. - İnek yararlı bir hayvandır.

yarar
good

He put her savings to good use. - O, tasarruflarını yararlı şeylere yatırdı.

Your success will largely depend upon how you will make good use of your opportunity. - Sizin başarınız büyük ölçüde fırsatınızdan nasıl yararlanacağınıza bağlıdır.

yarar
interest

We are working in the interest of peace. - Biz barış yararına çalışıyoruz.

This book isn't just interesting, but also useful. - Bu kitap sadece ilginç değil, aynı zamanda yararlı.

yarar
point

She thinks her job is pointless. - O, işinin yararsız olduğunu düşünüyor.

What's the point of not eating? - Yememenin yararı nedir?

yarar
expediency
yarar
(Biyokimya) availment
yararlanmak
avail oneself of
yararlanmak
(deyim) play upon
yararlanmak
utilise
yararlanmak
cash in
yararlanmak
avail oneself of something
yararlanmak
harness
yararlanmak
capitalize on
yarar
serviceability
yarar
behoof
yarar
service
yararlanmak
utilize
yararlanmak
avail
yararlanmak
get round
yarar
{i} convenience

I urged Keiko to stop using people for her own convenience. - Kendi yararı için insanları kullanmayı bırakması için Keiko'ya baskı yaptım.

The public convenience should be respected. - Kamu yararına saygı duyulmalıdır.

yarar
benefıt
Milli Bilgiden Yararlanma / Kısmi Kripto Tahlili Sistemi
(Askeri) National Exploitation System
fırsatlardan yararlanma
opportunism
haklardan tam olarak yararlanma
(Hukuk) full enjoyment of the rights
mülkten yararlanma hakkıyla ilgili
(hukuk) beneficial
yarar
{i} efficacy
yarar
benefit, profit; advantage
yarar
stead
yarar
{i} avail

You had better avail yourself of this opportunity. - Bu fırsattan yararlansan iyi olur.

I availed myself of this favorable opportunity. - Bu olumlu fırsattan yararlandım.

yarar
(someone, something) who/which is useful to (someone); who/which is good for, who/which serves the purpose of
yarar
useful, serviceable; use, service; advantage, benefit, profit, interest
yarar
grist to the mill
yarar
{i} account
yarar
(Hukuk) interest, benefit, advantage
yarar
serviceable
yararlanmak
{f} profit
yararlanmak
practise upon
yararlanmak
{f} parlay
yararlanmak
{f} capitalize
yararlanmak
put account
yararlanmak
{f} use
yararlanmak
practice on
yararlanmak
practise on
yararlanmak
practice upon
yararlanmak
pass up
yararlanmak
rejoice in
yararlanmak
turn to account
yararlanmak
avail oneself of smth
yararlanmak
profit by
yararlanmak
to benefit from, profit from, make good use of; to utilize
yararlanmak
(Hukuk) to exploit, to avail, to enjoy, to resort to
yararlanmak
pass over
yararlanmak
to make use of, to utilize, to benefit (from/by), to take advantage of, to cash in (on sth), to capitalize on sth, to avail oneself of, to draw on/upon sth, to utilize
yararlanmak
{f} refer
yararlanma