temelde

listen to the pronunciation of temelde
Türkçe - İngilizce
essentially
fundamentally

The book's premise is fundamentally flawed. - Kitabın önermesi temelde kusurludur.

Humans are fundamentally irrational. - İnsanlar temelde mantıksızdır.

basically

Basically, I am a honest person. - Temelde ben dürüst bir insanım.

I'm basically a nobody. - Ben temelde hiç kimseyim.

temel
basis

This idea is the basis of my argument. - Bu fikir benim iddiamın temelidir.

Everything starts from the basis. - Her şey temelden başlar.

temel
foundation

Your idea has no foundation at all. - Sizin fikrinizin hiç temeli yok.

Columns provide a solid foundation. - Kolonlar sağlam bir temel sağlamaktadır.

temel
{s} basic

Studies show that once the basic needs of shelter and food are met, additional wealth adds very little to happiness. - Araştırmalar, temel barınma ve gıda ihtiyaçları karşılanır karşılanmaz, ilave zenginliğin mutluluğa çok az şey kattığını gösteriyor.

Tom easily learned the basic rules of the game. - Tom oyunun temel kurallarını kolaylıkla öğrendi.

temel
base

Baseless speculations. - Temelsiz spekülasyonlar.

Don't discriminate against people based on nationality, gender, or occupation. - İnsanlara milliyet, cinsiyet veya meslek temelinde ayrımcılık yapmayın.

temelde anlaşmak
be in substantial agreement
temel
essential

Education is one of the most essential aspects of life. - Eğitim, yaşamın en temel yönlerinden biridir.

I must spend the money remaining to me only for essential things. - Bana kalan parayı sadece temel şeyler için harcamalıyım.

temel
fundamental

The government must make fundamental changes. - Hükümet temel değişiklikler yapmalı.

When we hear of a divorce we assume that it was caused by the inability of those two people to agree upon fundamentals. - Bir boşanma duyduğumuzda biz bunun o iki kişinin temel ilkeler üzerinde anlaşmaya varma yetersizliğinden kaynaklandığını varsayıyoruz.

temel
{s} underlying

We still have to solve the underlying problem. - Biz hâlâ temel sorunu çözmek zorundayız.

temel
{s} elementary

Education shall be free, at least in the elementary and fundamental stages. - Eğitim, en azından ilk ve temel aşamalarda parasızdır.

This is an elementary error of reasoning. - Bu akıl yürütme ile ilgili temel bir hatadır.

temel
basics

We need to get back to the basics. - Bizim temellere geri dönmemiz gerek.

You have to learn the basics first. - Önce temel öğeleri öğrenmelisin.

temel
foundation; basis; base; ground, groundwork; main, chief, basic, fundamental, principal, primary, elementary
temel
bedrock
temel
{s} staple

Cassava is a drought-tolerant crop and consequently a major staple food for millions of people. - Manyok kuraklığa dayanıklı bir ekindir ve bu nedenle milyonlarca insan için önemli bir temel gıdadır.

Instant noodles are a staple among college students. - Anlık şehriyeler üniversite öğrencileri arasında temel bir yemektir.

temel
ground

You're wasting your energy. Your complaint is groundless. - Enerjini harcıyorsun. Şikayetin temelsiz.

The house burned to the ground before the fire truck arrived. - İtfaiye aracı gelmeden önce ev temele kadar yandı.

temel
parent
temel
(Kanun) grounds
temel
constitutive
temel
(Ticaret) structure
temel
radix
temel
mainstream
temel
hypostasis
temel
back drop
temel
abecederian
temel
ultimate

So ultimately, with Tatoeba we are only building the foundations… to make the Web a better place for language learning. - Yani sonuçta, Web'i dil öğrenmede daha iyi bir yer yapmak için biz Tatoeba ile sadece temelleri inşa ediyoruz.

temel
rudimentary
temel
(Bilgisayar) primitives
temel
precept
temel
profound
temel
primitive
temel
essential for
temel
bases
temel
primary

Electronic news media is our primary source of information. - Elektronik haber medya temel bilgi kaynağımızdır.

Honesty is the primary reason for his success. - Dürüstlük onun başarısı için temel nedendir.

temel
(İnşaat) matrix
temel
cornerstone

Make solidarity and equal rights the cornerstone of public policy. - Dayanışma ve eşit haklar kamu politikasının temel taşını oluşturur

Freedom of speech is the cornerstone of democracy. - Konuşma özgürlüğü, demokrasinin temel taşıdır.

temel
substruction
temel
rudiments
temel
keynote
temel
footing
temel
stereobate
temel
socle
temel
leading
temel
central

Bravery is a central principle of Hanukkah. - Cesaret, Hanuka'nın temel bir ilkesidir.

temel
substructure
temel
basement
temel
fundament

Let us turn now to the fundamental issue. - Şimdi temel konuya dönelim.

When we hear of a divorce we assume that it was caused by the inability of those two people to agree upon fundamentals. - Bir boşanma duyduğumuzda biz bunun o iki kişinin temel ilkeler üzerinde anlaşmaya varma yetersizliğinden kaynaklandığını varsayıyoruz.

temel
baselined
temel
guiding
temel
grounding
temel
baseline
temel
main

What is the main purpose of this plan? - Bu planın temel amacı nedir?

The country's main social problem is poverty. - Ülkenin temel sosyal sorunu yoksulluk.

temel
{i} backdrop
temel
foundational
temel
simple
temel
basic to
temel
bread-and-butter
temel
based

Don't discriminate against people based on nationality, gender, or occupation. - İnsanlara milliyet, cinsiyet veya meslek temelinde ayrımcılık yapmayın.

Nothing is more contemptible than respect based on fear. - Hiçbir şey korku temelli saygıdan daha aşağılık değil.

Temel
(isim) Foundation; basis; principal, chief
temel
bread and butter
temel
{i} abecedarian
temel
{i} groundwork
temel
{i} substratum
temel
{i} root

We must get to the root of the problem. - Problemin temeline gitmeliyiz.

temel
{s} rudimental
temel
{i} backbone
temel
ground form
temel
{i} pedestal
temel
{s} elemental
temel
{i} bottom

I need to get to the bottom of this. - Bunun temeline inmeliyim.

I'm getting to the bottom of this. - Bunun temeline iniyorum.

temel
{i} fortification
temel
{s} principal

This is one of the principal arguments against your plan. - Bu, senin planına karşı temel argümanlardan biridir.

The principal goal of NASA's Juno mission is to understand the origin and evolution of Jupiter. - NASA'nın Juno misyonunun temel hedefi Jüpiterin kökeni ve evrimini anlamaktır.

temel
{s} working
temel
(Hukuk) basic, foundation, fundamental
temel
{s} basal
temel
keystone
temel
basis; basic principle; ground, groundwork
temel
grass roots
temel
basic, fundamental
temel
hard pan
temel
principal, chief, main, most important
temel
foundations

So ultimately, with Tatoeba we are only building the foundations… to make the Web a better place for language learning. - Yani sonuçta, Web'i dil öğrenmede daha iyi bir yer yapmak için biz Tatoeba ile sadece temelleri inşa ediyoruz.

Weak foundations caused the house to subside. - Zayıf temeller evin çökmesine yol açtı.

temel
corner stone
temel
{i} bed
temel
rationale
Türkçe - Türkçe

temelde teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

temel
En önemli, belli başlı, ana, esas, asıl, baz: "Devletin temel kanununun adı Anayasa'dır."- B. Felek
temel
Bir şeyin gelişimi için gereken ilk ögeler: "Temelde sıradan bir Fransız vodviline dayanırdı oynadıkları oyun."- N. Cumalı
temel
Bu bölümleri yapmak için kazılan çukur
temel
Bir yapının toprak altında kalan ve yapıya dayanak olan duvar, taban vb. bölümlerinin tümü: "Evin temelleri sökülüyor gibi sarsılıyor."- H. E. Adıvar
Temel
çizgi
temel
Bir şeyin gelişimi için gereken ilk ögeler
temel
Bir yapının tabanını oturtmak için kazılan çukur
temel
En önemli, belli başlı, ana, esas, asıl, baz
temel
Bir yapının toprak altında kalan ve yapıya dayanak olan duvar, taban vb. bölümlerinin tümü
temel
En önemli, bellibaşlı
temelde