sonuçta

listen to the pronunciation of sonuçta
Türkisch - Englisch
eventually

Tom should eventually have enough money to buy Mary a diamond ring. - Tom'un sonuçta Mary'ye elmas bir yüzük alması için yeterli parası olmalıydı.

Eventually, he was sentenced to five years in prison for the violent crime. - Sonuçta, o şiddet suçu sebebiyle beş yıl hapis yatmıştı.

all in all

All in all, how many different schools have you attended? - Sonuçta, kaç tane farklı okula devam ettin?

in the event
on the upshot
in the end

In the end, Jane didn't buy it. - Sonuçta, Jane onu satın almadı.

In the end, it's not that bad. - Sonuçta, o kadar da kötü değil.

ultimately

Such considerations ultimately had no effect on their final decision. - Bu tür düşüncelerin sonuçta onların nihai kararı üzerinde herhangi bir etkisi olmamıştır.

Ultimately, he ended up going to school. - Sonuçta, okula gitmeye son verdi.

in conclusion
overall
sonuç
conclusion

You must not jump to conclusions. - Sonuçlara atlamamalısın.

Tom has the bad habit of jumping to conclusions. - Tom'un sonuçlara atlamayla ilgili kötü bir alışkanlığı vardır.

sonuç
{i} consequence

He who makes the mistake bears the consequences. - Hata yapan sonuçlarına katlanır.

Tom is prepared to accept the consequences. - Tom sonuçları kabul etmeye hazır.

sonuç
result

The situation resulted in violence. - Durum şiddetle sonuçlandı.

On the whole I am satisfied with the result. - Bütün olarak ben sonuçtan memnunum.

sonuç
outcome

Regardless what you may do, the outcome will still be the same. - Yapabileceğiniz ne olursa olsun, sonuç hâlâ aynı olacaktır.

I never doubted the outcome. - Ben sonuçtan asla şüphe etmedim.

sonuç
{i} end

NASA says three of 22 space missions that carried generators similar to Galileo's ended in accidents. - NASA Galileo'nunkine benzeyen jeneratörler taşıyan 22 uzay uçuşunun üçünün kazayla sonuçlandığını söylüyor.

It was obvious to everyone that the marriage would sooner or later end in divorce. - Herkes için aşikardır ki, evlilik er ya da geç ayrılmayla sonuçlanır.

sonuç
joy
sonuç
{i} success

I'm sure your efforts will result in success. - Çabalarının başarıyla sonuçlanacağından eminim.

He said to himself, Will this operation result in success? - Kendi kendine şöyle dedi: Bu operasyon başarıyla sonuçlanacak mı?

sonuç
result, consequence, outcome, conclusion, product, effect netice
sonuç
product
sonuç
payoff
sonuç
result, outcome, conclusion
sonuç
wrap-up
sonuç
effect

If you do that, it will only bring about a contrary effect. - Eğer bunu yaparsan,bu sadece aksi sonuçlar doğuracak.

The efforts brought about no effect. - Çabalar sonuç getirmedi.

sonuç
{i} show

Tom's strength training began to show results. - Tom'un güç antrenmanı sonuçları göstermeye başladı.

The results of Tom's biopsy show that the tumor is benign. - Tom'un biyopsi sonuçlarına göre, tümör iyi huyludur.

sonuç
desinence
sonuç
(Bilgisayar) result at
sonuç
finish

Apply two coats of the paint for a good finish. - İyi bir sonuç için iki tabaka boya uygula.

sonuç
deduction
sonuç
catastrophe
sonuç
determination
sonuç
repercussion
sonuç
after effect
sonuç
sequent
sonuç
all in all

All in all, how many different schools have you attended? - Sonuçta, kaç tane farklı okula devam ettin?

sonuç
rowen
sonuç
(Bilgisayar) farewell statement
sonuç
ending

The European Union is set up with the aim of ending the frequent and bloody wars between neighbours, which culminated in the Second World War. - Avrupa Birliği, ikinci dünya savaşı ile sonuçlanan sık ve kanlı komşu devletler arasındaki savaşları bitirme amacıyla kuruldu.

sonuç
(Ticaret) performance
sonuç
bottomline
sonuç
resultant 
sonuç
(Denizbilim) conculusion
sonuç
(Ticaret) output
sonuç
find

Eventually it was possible to find a really satisfactory solution. - Sonunda gerçekten tatmin edici bir sonuç bulmak mümkündü.

You've always known that eventually everyone would find out. - Sonuçta herkesin öğreneceğini sen her zaman biliyordun.

sonuç
(Ticaret) score
sonuç
desition
sonuç
{i} issue
sonuç
ramification

Sami didn't fully understand the ramifications of his actions. - Sami kendi eylemlerinin sonuçlarını tam olarak anlamadı.

sonuç
avail
sonuç
hangover
sonuç
inference
sonuç
event

Tom should eventually have enough money to buy Mary a diamond ring. - Tom'un sonuçta Mary'ye elmas bir yüzük alması için yeterli parası olmalıydı.

You'll tell me everything eventually. - Sonuçta her şeyi bana anlatacaksın.

sonuç
bottom line
sonuç
child

She's still a child after all. - Sonuçta o hâlâ bir çocuk.

Sami had a relationship that resulted in a child. - Sami'nin bir çocukla sonuçlanan bir ilişkisi vardı.

sonuç
fruit

Let's stop this fruitless argument. - Bu sonuçsuz argümanı bırakalım.

Your effort will surely bear fruit. - Çabanız mutlaka sonuç verecek.

sonuç
resultant
sonuç
{i} decision

This decision had important results. - Bu kararın önemli sonuçları vardı.

Both your father and I understand the consequences of your decision. - Hem baban hem de ben senin kararın sonuçlarını anlıyoruz.

sonuç
to result
sonuç
result to
sonuç
result for
sonuç
{i} finding
sonuç
fruitage
sonuç
{i} sequel
sonuç
success#
sonuç
consequent
sonuç
deduct
sonuç
ate
sonuç
ultimate

Ultimately, he ended up going to school. - Sonuçta, okula gitmeye son verdi.

The argument is rigorous and coherent but ultimately unconvincing. - Tartışma şiddetli ve ahenkli ama sonuçta inandırıcı değil.

sonuç
{i} sum

I want to summarize the content of the presentation and draw a conclusion. - Sunumun içeriğini özetlemek ve bir sonuç çıkarmak istiyorum.

sonuç
spawn
sonuç
close

The election results were extremely close. - Seçim sonuçları son derece yakın.

sonuç
{i} aftermath
sonuç
produce

Effort produces fine results. - Çaba güzel sonuçlar üretir.

Such international cooperation produced great results. - Böyle uluslararası birleşme harika sonuçlar doğurdu.

sonuç
denouement
sonuç
(Hukuk) outcome, conclusion
sonuç
corollary
sonuç
harvest
sonuç
log. conclusion
sonuç
{i} upshot
Türkisch - Türkisch

Definition von sonuçta im Türkisch Türkisch wörterbuch

Sonuç
netice
sonuç
Öz, özet
sonuç
Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey
sonuç
Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice
sonuç
Bir gelişim veya girişimden elde edilen şey. Öz, özet
sonuç
Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice: "Her koşu beklenilmeyen, şaşırtıcı bir sonuç verebilirdi."- N. Cumalı
sonuç
Yazının veya sözün bitim bölümü
sonuçta
Favoriten