seçmek

listen to the pronunciation of seçmek
Türkçe - İngilizce
select

You have only three options to select. - Seçmek için sadece üç seçeneğin var.

pick

We have to pick a place to set up the tent. - Çadır kurmak için bir yer seçmek zorundayız.

You have to pick one. - Bir tane seçmek zorundasın.

choose

She took a long time to choose her hat. - Şapkasını seçmek uzun zaman aldı.

They want to choose their mates by their own will. - Arkadaşlarını kendi istekleriyle seçmek istiyorlar.

elect
make up one's mind
return
assign
discerner
fix on
destinate
see
name

He had no other choice but to choose the names randomly. - İsimleri rastgele seçmekten başka seçeneği yoktu.

extract
pick out

I want to pick out a present for my friend. - Arkadaşım için bir hediye seçmek istiyorum.

It took me a long time to pick out a new pair of glasses. - Yeni bir gözlük seçmek uzun zamanımı aldı.

discern
know
go for
make out
tag
pick on

I have to pick one of them. - Onlardan birini seçmek zorundayım.

You have to pick one. - Bir tane seçmek zorundasın.

designate
coopt
opt for
hand-pick
rule out
chose
plump for
spot
cull
choose to make one's own
(Hukuk) to co-opt
choose , select
to choose, select
look out
be particular about
distinguish
decide up
intend
descry
hand pick
(göreve) postulate
single out
perceive
to perceive, distinguish, see, discern
intend for
opt

You have only three options to select. - Seçmek için sadece üç seçeneğin var.

decide on
adopt
constitute
co-opt
to choose, to pick, to pick out; to select; to elect; to perceive, to distinguish, to see, to spot, to discern
to be choosy about, be particular about (something); to choose (one's friends) carefully
take
pitch on
tell
clean out
(Fiili Deyim ) pitch upon
co opt
seçme
selection
seçmek (milletvekilini)
(Politika, Siyaset) return
seçmek için tıklat
(Bilgisayar) click to select
seçmek için vurgula
(Bilgisayar) hover to select
seçmek üzere gönderme
consignment on approval
seç
choose

Parents have a prior right to choose the kind of education that shall be given to their children. - Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler.

You may choose any book you like. - Beğendiğin herhangi bir kitabı seçebilirsin.

seçme
choose

She had to choose her words carefully. - O, sözlerini dikkatle seçmek zorunda kaldı.

Parents have a prior right to choose the kind of education that shall be given to their children. - Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler.

seç
chose

We chose Mary a good birthday present. - Mary'ye iyi bir doğum günü hediyesi seçtik.

In the end she chose another kitten. - Sonunda diğer kedi yavrusunu seçti.

adam seçmek
pick up
seç
{f} chosen

I realized that what I had chosen didn't really interest me. - Seçtiğim şeyin beni ilgilendirmediğini anladım.

He was chosen to be a member of the team. - O, takımın bir üyesi olarak seçildi.

seç
{f} elect

In 1860, Lincoln was elected President of the United States. - 1860'ta Lincoln, ABD başkanlığına seçildi.

Yuri Andropov was elected Chairman of the Presidium of the Supreme Soviet on June 16, 1983. - Yuri Andropov 16 Haziran 1983 te Yüce Rusya'nın Başbakanlık Heyetinin başkanı seçilmişti.

seç
choosing

I hope to find a job of my own choosing. - Kendi seçtiğim bir işi bulmayı umuyorum.

Mary took her time choosing a dress even though Tom was waiting for her. - Tom onu bekliyor olsada, Mary'nin bir elbise seçmesi zamanını aldı.

seçme
{i} pick

They let me pick a present. - Onlar bir hediye seçmeme izin verdiler.

I want to pick out a present for my friend. - Arkadaşım için bir hediye seçmek istiyorum.

seçme
{s} eclectic
seçme
choosing

Mary took her time choosing a dress even though Tom was waiting for her. - Tom onu bekliyor olsada, Mary'nin bir elbise seçmesi zamanını aldı.

Choosing something means giving something up. - Bir şeyi seçmek bir şeyden vazgeçmek anlamına gelir.

seç
{f} elected

Dwight Eisenhower was elected president in 1952. - Dwight Eisenhower, 1952'de başkan olarak seçildi.

In 1860, Lincoln was elected President of the United States. - 1860'ta Lincoln, ABD başkanlığına seçildi.

adam seçmek (oyun için)
pick up
adaylığa seçmek
nominate
jüri heyetini seçmek
(Kanun) impanel
olarak seçmek
name
oyla seçmek
coopt
oylayarak seçmek
elect
oyuncu seçmek
casting
rastgele seçmek
randomize
seç
(Bilgisayar) choose columns
seç
(Bilgisayar) select from
seçme
(Biyokimya) elimination
seçme
best of breed
seçme
(Gıda) sorting
seçme
(Ticaret) assignment
seçme
opting
seçme
(Ticaret) screening
temsilen seçmek
represent
örnek seçmek
sample
üyeliğe seçmek
coopt
seç
pick on

You have to pick one. - Bir tane seçmek zorundasın.

Why don't you pick on someone your own size? - Neden boyuna göre birini seçmiyorsun?

seç
{f} selected

The president shall be selected by majority vote. - Başkan çoğunluğun oyu ile seçilecek.

He selected a Christmas gift for her. - Onun için bir noel hediyesi seçti.

seç
pick out

Please help me pick out a sweater which matches my new dress. - Lütfen bana, yeni elbiseme uyan bir süveter seçmede yardım et.

You can pick out any book you like. - Beğendiğin kitabı seçebilirsin.

seç
single out

I don't think it's fair to single out Tom. - Tom'u seçmenin adil olduğunu sanmıyorum.

seç
{f} selecting

Tom did a pretty good job of selecting music for the dance. - Tom, dans için müzik seçimi konusunda iyi bir iş çıkardı.

seç
select

Those selected will have to face extensive medical and psychological tests. - Seçilmiş olanlar kapsamlı tıbbi ve psikolojik testlerle yüzleşmek zorunda kalacak.

The president shall be selected by majority vote. - Başkan çoğunluğun oyu ile seçilecek.

seçme
selecting
seçme
extract
seçme
analectic
seçme
olition
akla karayı seçmek
(deyim) Meet a lot of difficulties
seç
choose, select
temsilci seçmek
to choose representatives
Seçme
(Tıp) election

Will the Social Democrats succeed in mobilizing enough voters on Election Day? - Sosyal Demokratlar seçim günü yeterince seçmeni harekete geçirmeyi başaracak mı?

On election day, voters chose Nixon. - Seçim günü, seçmenler Nixon'u seçti.

Seçme
pointing
adam seçmek
to show favor, play favorites, not to give a fair chance to everyone
akla karayı seçmek
to have a very hard time
akla karayı seçmek
to meet a lot of difficulties; to be hard put to do sth
başkan seçmek
put into the chair
bir mesleği seçmek
embrace a career
cumhurbaşkanı seçmek
elect president
göreve seçmek
assign
hürriyeti seçmek
1. to choose to live in freedom (instead of under oppression). 2. to opt to be one's own boss
i seçmek gerekirse
as between
jüri seçmek
(Kanun) select a jury
kolay yolu seçmek
take the easy way out
kura yoluyla seçmek
(Hukuk) to choose by lot
milletvekili seçmek
return
oybirliği ile seçmek
co-opt
rasgele seçmek
pitch upon
rasgele seçmek
take pot luck
rasgele seçmek
pitch on
rasgele seçmek
randomize
salt çoğunlukla seçmek
(Hukuk) to elect by a simple majority
seç
singleout
seçme
{s} picked

The judges haven't yet picked the best book. - Uzmanlar henüz en iyi kitabı seçmediler.

seçme
co-optation
seçme
choice

We're giving you a choice. - Sana bir seçme hakkı veriyoruz.

The test was multiple choice. - Test çoktan seçmeliydi.

seçme
recherche
seçme
choosing, selecting
seçme
select, choice; distinguished, outstanding, superior
seçme
digest
seçme
{s} select

At the moment, you are entering your sentences in the wrong place. You should select Contribute at the top of the page and then Add sentences. - Şu anda, cümlelerini yanlış yere giriyorsun. Sayfanın tepesinde katkıda bulun ve sonra cümleler ilave edin'i seçmelisin.

You have only three options to select. - Seçmek için sadece üç seçeneğin var.

seçme
choosing, selecting; select, choice, outstanding
seçme
spotting
seçme
miscellanea
seçme
{i} sampling
seçme
{i} option

You have only three options to select. - Seçmek için sadece üç seçeneğin var.

seçme
co optation
tekrar seçmek
reelect
titizlikle seçmek
pick and choose
yanlış seçmek
mischoose
yemek seçmek
choosy in eating
yemek seçmek
be choosy in eating
yemek seçmek
to be choosy in eating
yeniden seçmek
re elect
çoğunlukla seçmek
elect by majority
Türkçe - Türkçe
Ne olduğunu anlamak, fark etmek: "Sizler gezip tozmakta hür olduğunuz hâlde insan zekâsı ile bir adım ilerisini seçemiyorsunuz, sezemiyorsunuz."- R. H. Karay
Farklı görmek, üstün görmek
Birine oy vererek bir göreve getirmek. Üstün, iyi, uygun bularak yeğlemek: "Benim ne akla hizmet edip de Almanca muallimliğini seçtiğime şaşıp şaşıp kalıyordu."- H. Taner
Benzerleri arasında hoşa gideni almak veya yararlanmak için ayırmak
Üstün, iyi, uygun bularak yeğlemek
Tercihini bir yönde kullanmak
Ne olduğunu anlamak, fark etmek
Titiz davranmak, kolay kolay beğenmemek
Birine oy vererek bir göreve getirmek
saylamak
ayırmak
seçim yapmak
(Osmanlı Dönemi) NAKD
Seçme
(Osmanlı Dönemi) BERCESTE
Seçme
iHTiYAR
Seçme
intihap
Seçme
seleksiyon
seçme
Seçkin, seçilmiş
seçme
Seçmek işi
seçme
Seçkin, seçilmiş: "Üsküp'ün kızları, hepsi de seçme."- Halk türküsü
seçmek