seçmek

listen to the pronunciation of seçmek
Türkçe - İngilizce
select

You have only three options to select. - Seçmek için sadece üç seçeneğin var.

pick

I have to pick one of them. - Onlardan birini seçmek zorundayım.

It took me a long time to pick out a new pair of glasses. - Yeni bir gözlük seçmek uzun zamanımı aldı.

choose

It took her a long time to choose a hat. - Bir şapka seçmek onun uzun bir süresini aldı.

Parents have a prior right to choose the kind of education that shall be given to their children. - Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler.

elect
make up one's mind
know
return
name

He had no other choice but to choose the names randomly. - İsimleri rastgele seçmekten başka seçeneği yoktu.

rule out
go for
destinate
assign
discern
make out
pick on

You have to pick one. - Bir tane seçmek zorundasın.

I have to pick one of them. - Onlardan birini seçmek zorundayım.

designate
extract
fix on
coopt
discerner
see
pick out

I want to pick out a present for my friend. - Arkadaşım için bir hediye seçmek istiyorum.

It took me a long time to pick out a new pair of glasses. - Yeni bir gözlük seçmek uzun zamanımı aldı.

tag
opt for
hand-pick
chose
to perceive, distinguish, see, discern
intend for
decide on
opt

You have only three options to select. - Seçmek için sadece üç seçeneğin var.

single out
adopt
constitute
co-opt
to choose, to pick, to pick out; to select; to elect; to perceive, to distinguish, to see, to spot, to discern
to be choosy about, be particular about (something); to choose (one's friends) carefully
perceive
(göreve) postulate
distinguish
be particular about
to choose, select
cull
spot
plump for
choose to make one's own
(Hukuk) to co-opt
hand pick
choose , select
look out
decide up
intend
descry
take
tell
clean out
pitch on
(Fiili Deyim ) pitch upon
co opt
seçme
selection
seçmek (milletvekilini)
(Politika, Siyaset) return
seçmek için tıklat
(Bilgisayar) click to select
seçmek için vurgula
(Bilgisayar) hover to select
seçmek üzere gönderme
consignment on approval
seç
choose

You may choose any of them. - Onlardan herhangi birini seçebilirsin.

Parents have a prior right to choose the kind of education that shall be given to their children. - Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler.

seçme
choose

Parents have a prior right to choose the kind of education that shall be given to their children. - Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler.

I never thought it'd be this hard to choose a color to paint the kitchen. - Mutfağı boyamak için bir renk seçmenin bu kadar zor olduğunu asla düşünmemiştim.

seç
chose

In the end she chose another kitten. - Sonunda diğer kedi yavrusunu seçti.

Mother chose this curtain. - Annem bu perdeyi seçti.

adam seçmek
pick up
seç
{f} chosen

I realized that what I had chosen didn't really interest me. - Seçtiğim şeyin beni ilgilendirmediğini anladım.

The president of the republic is chosen by the people. - Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilir.

seç
{f} elect

Yuri Andropov was elected Chairman of the Presidium of the Supreme Soviet on June 16, 1983. - Yuri Andropov 16 Haziran 1983 te Yüce Rusya'nın Başbakanlık Heyetinin başkanı seçilmişti.

In 1860, Lincoln was elected President of the United States. - 1860'ta Lincoln, ABD başkanlığına seçildi.

seç
choosing

Mary took her time choosing a dress even though Tom was waiting for her. - Tom onu bekliyor olsada, Mary'nin bir elbise seçmesi zamanını aldı.

You should be careful in choosing friends. - Arkadaş seçerken dikkatli olmalısın.

seçme
choosing

ׂShe's very picky when it comes to choosing hotels. - İş otel seçmeye gelince çok seçicidir.

Tom often has trouble choosing what clothes to wear. - Tom'un çoğunlukla hangi elbiseleri giyeceğini seçmede sorunu var.

seçme
{s} eclectic
seçme
{i} pick

I think you should pick Tom. - Bence Tom'u seçmelisin.

She married to the kind of man you would expect her to pick. - O, onun seçmesini umduğun bir adamla evlendi.

seç
{f} elected

Yuri Andropov was elected Chairman of the Presidium of the Supreme Soviet on June 16, 1983. - Yuri Andropov 16 Haziran 1983 te Yüce Rusya'nın Başbakanlık Heyetinin başkanı seçilmişti.

In 1860, Lincoln was elected President of the United States. - 1860'ta Lincoln, ABD başkanlığına seçildi.

adam seçmek (oyun için)
pick up
adaylığa seçmek
nominate
jüri heyetini seçmek
(Kanun) impanel
olarak seçmek
name
oyla seçmek
coopt
oylayarak seçmek
elect
oyuncu seçmek
casting
rastgele seçmek
randomize
seç
(Bilgisayar) choose columns
seç
(Bilgisayar) select from
seçme
opting
seçme
best of breed
seçme
(Gıda) sorting
seçme
(Biyokimya) elimination
seçme
(Ticaret) assignment
seçme
(Ticaret) screening
temsilen seçmek
represent
örnek seçmek
sample
üyeliğe seçmek
coopt
seç
single out

I don't think it's fair to single out Tom. - Tom'u seçmenin adil olduğunu sanmıyorum.

seç
{f} selecting

Tom did a pretty good job of selecting music for the dance. - Tom, dans için müzik seçimi konusunda iyi bir iş çıkardı.

seç
select

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

Those selected will have to face extensive medical and psychological tests. - Seçilmiş olanlar kapsamlı tıbbi ve psikolojik testlerle yüzleşmek zorunda kalacak.

seç
pick on

Pick one of the items on this list. - Bu listedeki öğelerden birini seçin.

Why don't you pick on someone your own size? - Neden boyuna göre birini seçmiyorsun?

seç
pick out

Please help me pick out a sweater which matches my new dress. - Lütfen bana, yeni elbiseme uyan bir süveter seçmede yardım et.

Which book did you pick out to send to Anne? - Anne'ye göndermek için hangi kitabı seçtin?

seç
{f} selected

Those selected will have to face extensive medical and psychological tests. - Seçilmiş olanlar kapsamlı tıbbi ve psikolojik testlerle yüzleşmek zorunda kalacak.

She selected a blue dress from the wardrobe. - Elbise dolabından mavi bir elbise seçti.

seçme
olition
seçme
analectic
seçme
extract
seçme
selecting
akla karayı seçmek
(deyim) Meet a lot of difficulties
seç
choose, select
temsilci seçmek
to choose representatives
Seçme
pointing
Seçme
(Tıp) election

Will the Social Democrats succeed in mobilizing enough voters on Election Day? - Sosyal Demokratlar seçim günü yeterince seçmeni harekete geçirmeyi başaracak mı?

On election day, voters chose Nixon. - Seçim günü, seçmenler Nixon'u seçti.

adam seçmek
to show favor, play favorites, not to give a fair chance to everyone
akla karayı seçmek
to have a very hard time
akla karayı seçmek
to meet a lot of difficulties; to be hard put to do sth
başkan seçmek
put into the chair
bir mesleği seçmek
embrace a career
cumhurbaşkanı seçmek
elect president
göreve seçmek
assign
hürriyeti seçmek
1. to choose to live in freedom (instead of under oppression). 2. to opt to be one's own boss
i seçmek gerekirse
as between
jüri seçmek
(Kanun) select a jury
kolay yolu seçmek
take the easy way out
kura yoluyla seçmek
(Hukuk) to choose by lot
milletvekili seçmek
return
oybirliği ile seçmek
co-opt
rasgele seçmek
take pot luck
rasgele seçmek
pitch on
rasgele seçmek
randomize
rasgele seçmek
pitch upon
salt çoğunlukla seçmek
(Hukuk) to elect by a simple majority
seç
singleout
seçme
sampling
seçme
spotting
seçme
select

At the moment, you are entering your sentences in the wrong place. You should select Contribute at the top of the page and then Add sentences. - Şu anda, cümlelerini yanlış yere giriyorsun. Sayfanın tepesinde katkıda bulun ve sonra cümleler ilave edin'i seçmelisin.

You have only three options to select. - Seçmek için sadece üç seçeneğin var.

seçme
choosing, selecting; select, choice, outstanding
seçme
picked

The judges haven't yet picked the best book. - Uzmanlar henüz en iyi kitabı seçmediler.

seçme
digest
seçme
select, choice; distinguished, outstanding, superior
seçme
co-optation
seçme
choosing, selecting
seçme
recherche
seçme
choice

Everyone has the right to work, to free choice of employment, to just and favourable conditions of work and to protection against unemployment. - Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.

He had no other choice but to choose the names randomly. - İsimleri rastgele seçmekten başka seçeneği yoktu.

seçme
miscellanea
seçme
{i} option

You have only three options to select. - Seçmek için sadece üç seçeneğin var.

seçme
co optation
tekrar seçmek
reelect
titizlikle seçmek
pick and choose
yanlış seçmek
mischoose
yemek seçmek
to be choosy in eating
yemek seçmek
be choosy in eating
yemek seçmek
choosy in eating
yeniden seçmek
re elect
çoğunlukla seçmek
elect by majority
Türkçe - Türkçe
Farklı görmek, üstün görmek
Birine oy vererek bir göreve getirmek. Üstün, iyi, uygun bularak yeğlemek: "Benim ne akla hizmet edip de Almanca muallimliğini seçtiğime şaşıp şaşıp kalıyordu."- H. Taner
Benzerleri arasında hoşa gideni almak veya yararlanmak için ayırmak
Üstün, iyi, uygun bularak yeğlemek
Tercihini bir yönde kullanmak
Ne olduğunu anlamak, fark etmek
Titiz davranmak, kolay kolay beğenmemek
Ne olduğunu anlamak, fark etmek: "Sizler gezip tozmakta hür olduğunuz hâlde insan zekâsı ile bir adım ilerisini seçemiyorsunuz, sezemiyorsunuz."- R. H. Karay
Birine oy vererek bir göreve getirmek
(Osmanlı Dönemi) NAKD
ayırmak
saylamak
seçim yapmak
Seçme
(Osmanlı Dönemi) BERCESTE
Seçme
iHTiYAR
Seçme
seleksiyon
Seçme
intihap
seçme
Seçkin, seçilmiş: "Üsküp'ün kızları, hepsi de seçme."- Halk türküsü
seçme
Seçkin, seçilmiş
seçme
Seçmek işi
seçmek