karlı

listen to the pronunciation of karlı
Türkçe - İngilizce
snowy

He led his men and horses over snowy mountains and down into hot valleys. - O adamlarını ve atlarını karlı dağların üzerinden götürdü ve sıcak vadilere indirdi.

If you don't have an accident on the snowy roads I think you should be able to get back safely. - Karlı yollarda bir kaza yapmadıysan, güvenli bir şekilde geri dönebilmen gerektiğini düşünüyorum

profitable

He looked for a profitable investment for his capital. - Sermayesi için karlı bir yatırım arıyordu.

The arrangement proved highly profitable. - Düzenleme son derece karlı olduğunu kanıtladı.

productive
gainful
snow-covered, snow-clad; snowy
covered with snow

Look at the mountains covered with snow. - Karlı kaplı dağlara bak.

snowcapped
snowy; snow-clad, covered with snow; snow-capped
rewarding
payable
commercial
advantageous
lucrative

Waiting tables in Boston can be lucrative. - Boston'da garsonluk kârlı olabilir.

fat
juicy
profitable, advantageous, fruitful, productive, remunerative, lucrative
beneficial
profit bringing
paying
slush
a lot of
remunerative
fructuous
payeble
well
kar
{i} snow

It will probably snow tomorrow. - Yarın muhtemelen kar yağacak.

Probably it will snow tomorrow. - Yarın muhtemelen kar yağacak.

kâr
profit

Robert got a small proportion of the profit. - Robert, karın küçük bir bölümünü aldı..

He has done this for profit. - O, kar etmek için bunu yaptı.

kârlı iş
Job
karlı bölge
(Tarım) snow-covered
karlı görüntü
picture noise
kârlı alışveriş
good buy
kârlı bir biçimde
lucratively
kârlı çıkmak
(for someone) to come out ahead, make a profit; (for a job) to turn out to be profitable
kâr
{i} catch

You're going to catch hell from your wife if she finds out. - Karın öğrenirse ondan fırçayı yiyeceksin.

My wife is liable to catch a cold. - Karım üşütmeye eğilimli.

kâr
benefit

It will be to our mutual benefit to carry out the plan. - Bu planı gerçekleştirmek karşılıklı olarak yararımıza olacaktır.

kar
(Ticaret) income

The government decided to impose a special tax on very high incomes. - Hükümet, çok yüksek gelirlere özel bir vergi uygulamaya karar verdi.

kâr
{i} return

When I met Hanako last Sunday, she said she had returned three days before. - Ben geçen Pazar Hanako ile karşılaştığımda, üç gün önce döndüğünü söyledi.

In return for helping you with your studies, I'd like to ask a small favor of you. - Çalışmalarınızda size yardım karşılığında, ben sizden küçük bir iyilik rica ediyorum.

kâr
{i} capital

Most French people are against capital punishment. - Çoğu Fransız, idam cezasına karşıdır.

Karakorum is the early capital city of Mongolia. - Karakurum, Moğolistan'ın ilk başkentidir.

kâr
gain

They tried very hard to gain an advantage over one another. - Onlar birbirlerine karşı üstünlük sağlamak için çok uğraştılar.

A small gain is better than a great loss. - Zararın neresinden dönersek kârdır.

kar
returns
kar
(Ticaret) yield

You must not yield to temptation. - Günaha karşı boyun eğmemelisin.

He finally yielded to the request of his wife and bought a house. - O sonunda karısının isteğine boyun eğdi ve bir ev satın aldı.

kar
boot

I always wear boots when it rains or snows. - Yağmur ya da kar yağdığında her zaman botlarımı giyerim.

Tom kicked the snow off his boots. - Tom karı tekmeleyerek botundan düşürdü.

kar
(Ticaret) margin

This car dealership has very thin profit margins. - Bu araba bayiliğinin çok ince kar marjları var.

This product brought us a large margin. - Bu ürün bize büyük bir kar getirdi.

kar
flake
kar
(Bilgisayar) mix

Air is a mixture of various gases. - Hava, çeşitli gazların bir karışımıdır.

You can't mix oil and water. - Yağ ve suyu karıştıramazsın.

kar
(Hukuk) benefit, earnings, profit, benefit
kar
{i} yielding
kâr
take

His wife now had to take care of his grandfather, not to mention their two children. - İki çocuğu şöyle dursun, karısı şimdi onun büyük babasına bakmak zorundaydı.

Lucy's mother told her to take care of her younger sister. - Lucy'nin annesi, ona küçük kız kardeşine bakmasını söyledi.

kâr
account

My brother has a Twitter account. - Erkek kardeşimin bir Twitter hesabı var.

I am not accountable to you for my actions. - Yaptıklarımdan size karşı sorumlu değilim.

kâr
takings
- karlı
- Profitable
kar
profit making
kar
a profit
kâr
revenue
kâr
benefit. gain. profit
kâr
avails
aralarında karlı dağlar olmak
to be far apart, be very different
en kârlı şekilde
to the best advantage
kâr
{i} fruit

My daughter likes summer fruits, such as cherries, watermelons and peaches. - Kızım kiraz, karpuz ve şeftali gibi yaz meyvelerini seviyor.

kâr
pay dirt
kâr
{i} avail

Tickets are available for $30 per couple or $20 per single reservation. - Biletler çift başına 30 Dolar ya da tek bir rezervasyon için 20 Dolar karşılığı mevcuttur.

This bacteria is resistant to every available antibiotic. - Bu bakteri mevcut tüm antibiyotiklere karşı dirençli.

kâr
{i} increment
kâr
gainings
kâr
{i} melon

Mary likes watermelons more than melons. - Mary karpuzları kavunlardan daha fazla sever.

My sister likes melons and so do I. - Kız kardeşim kavun sever ve ben de.

kâr
profit, gain, takings; benefit
sulu karlı
slushiness
sürekli karlı
nival
İngilizce - İngilizce
Türkçe - Türkçe
Kar yağan
Üstünde kar bulunan
karlı iş
İyi para getiren iş veya çalışma alanı
kâr
(Osmanlı Dönemi) kazanç
KAR
(Osmanlı Dönemi) Kara büyük ta
KAR
(Osmanlı Dönemi) (C.: Kur-Kirân) Zift, kara boya
KAR
(Osmanlı Dönemi) Deve. Dağ keçisi
KAR
(Osmanlı Dönemi) Küçük tepe
KAR
(Osmanlı Dönemi) Kara taşlı yer
KAR
(Osmanlı Dönemi) Ses çıkmasın diye ayağın kenarıyla yürümek
Kar
(Osmanlı Dönemi) ZALM
Kar
(Osmanlı Dönemi) DAHK
KÂR
(Osmanlı Dönemi) f. (Kelimeye bir ek olup, isimleri sıfat yapar) Eden, edici, yapan mânâlarına gelir ve li, lı, cı, ci gibi eklerin de karşılığıdır. İtaat-kâr, hilekâr, isyan-kâr, hamur-kâr, kanaatkâr...gibi
Kâr
(Osmanlı Dönemi) DE'B
kar
Kapıyı çalma
kar
Havada beyaz ve hafif billurlar biçiminde donarak yağan su buharı: "Kıştı, yerler iki karış kar tutmuştu."- T. Buğra
kar
Klasik Türk müziğinde sözlü yapıt formu
kar
Doktorun muayene etmek istediği yere parmağıyla vurması
kar
Yarar, menfaat, fayda
kar
Eskiden Dicle ve Fırat ırmaklarında kullanılan yelkenli bir tekne
kar
Orhan Pamuk'un bir romanı
karlı