hareketlenmek

listen to the pronunciation of hareketlenmek
Türkçe - İngilizce
to get into motion or action
to get into action/motion
stir
liven up
get into motion
activate
get into action
come to life
hot up
hareket
movement

Your son took part in the student movement, I hear. - Oğlunuz öğrenci hareketi içinde yer aldı, ben duydum.

The movements of this robot are awkward. - Bu robotun hareketleri hantaldır.

hareket
motion

Mary made a slight motion with her head. - Mary başıyla hafif bir hareket yaptı.

Tom seconded the motion. - Tom hareketi destekledi.

hareket
move

Nothing's wrong with the engine, but my car won't move. - Motorda sorun yok, fakat arabam hareket etmiyor.

They were so frightened that they couldn't move an inch. - O kadar korktular ki bir inç hareket edemediler.

hareket
{i} act

Criminal law, also known as penal law, involves prosecution for an act that has been classified as a crime. - Ceza hukuku, ceza yasası olarak da bilinen, bir suç olarak sınıflandırılmış olan bir hareket için takibat gerektirir.

You must act more wisely. - Daha akıllıca hareket etmelisin.

hareket
travel

Light travels faster than sound. - Işık sesten daha hızlı hareket eder.

Light travels at a velocity of 186,000 miles per second. - Işık saniyede 186.000 millik bir hızla hareket eder.

hareket
behavior

This movement had a great impact on the behavior of women. - Bu hareketin, kadınların davranışları üzerine büyük bir etkisi vardı.

hareket
flight

I need a flight that leaves on Monday afternoon. - Pazartesi öğleden sonra hareket eden bir uçuşa ihtiyacım var.

My flight will depart in an hour. - Uçağım bir saat içinde hareket edecek.

hareket
movement; move; motion; act, behaviour, conduct; activity, action; departure, start
hareket
{i} bearing
hareketlenme
{i} stir
hareket
walk

You must be completely still and walk on your tip-toes. The baby is asleep. - Sen tamamen hareketsiz olmalısın ve parmak uçlarında yürümelisin. Bebek uyuyor.

Go to work, send your kids to school. Follow fashion, act normal, walk on the pavements, watch TV. Save for your old age. Obey the law. Repeat with me: I am free. - İşe git, çocuklarını okula gönder. Modayı takip et, normal hareket et, kaldırımda yürü, televizyon izle. Yaşlılığın için para biriktir. Kanunlara uy. Benimle birlikte tekrarla: Ben özgürüm.

hareket
(Askeri) weigh
hareket
handling
hareket
(Bilgisayar) transactional
hareket
conversation
hareket
commotion
hareket
(Askeri) travelling speed
hareket
behave

Don't behave lightly. - Düşünmeden hareket etme.

hareket
ultrasonic
hareket
doings
hareket
militate
hareket
animation
hareket
(Gıda) action times activation energy
hareket
despite
hareket
kinesis
hareket
evolvement
hareket
(Gıda) action times
hareketlenme
(Pisikoloji, Ruhbilim) mobilization
hareket
front

The driver was shouting because the car in front of him wasn't moving. - Sürücü, önündeki araç hareket etmediği için bağırıyordu.

hareket
stroke
hareket
deed

His brave deed earned him respect. - Onun cesur hareketi ona saygı kazandırdı.

hareket
behaviour
hareket
activity
hareket
locomotion
hareket
departure

In China, you have to go to the departure station and buy train tickets there. - Çim'de, hareket istasyonuna gitmek ve tren biletleri orada almak zorundasın.

hareket
action

Tokyo wasted no time in taking action. - Tokyo harekete geçmede boşa zaman geçirmedi.

AIDS can be stopped only if every person decides to take action against it. - Yalnızca her birey ona karşı harekete geçmeye karar verirse, AIDS durdurulabilir.

hareket
stir

The politician stirred up the workers. - Politikacı işçileri harekete geçirdi.

hareket
life

Tom has devoted his life to the movement against nuclear energy. - Tom nükleer enerjiye karşı hareket için hayatını adadı.

Layla had to act to save her life. - Leyla hayatını kurtarmak için harekete geçmek zorunda kaldı.

hareket
play

She played a part in the women's lib movement. - Kadınların özgürlüğü hareketinde yer aldı.

She played a part in the women's lib movement. - Kadınların özgürlüğü hareketinde bir rol oynadı.

hareket
moving in
hareket
in the motion
hareket
be moving
hareket
movement of
hareket
the act
hareket
move of
hareket
off-block
hareket
start

If we are to be there at six, we will have to start now. - Biz altıda orada olacaksak, şimdi hareket etmek zorundayız.

You will miss the train, unless you start for the station at once. - Derhal istasyona hareket etmezsen, treni kaçıracaksın.

hareket
{i} conduct
hareket
{i} starting

The train was just on the point of starting when I got to the station. - İstasyona vardığımda tren tam hareket etmek üzereydi.

hareket
{i} demeanour
hareket
step
hareket
{i} setout
hareket
transaction

This is an illegal transaction. - Bu yasadışı bir harekettir.

hareket
earthquake, tremor
hareket
movement, organized movement
hareket
rail. traffic
hareket
demeanour [Brit.]
hareket
motion, movement, action
hareket
behaviour [Brit.]
hareket
deportment
hareket
{i} gesture

We often use gestures to convey simple messages. - Genellikle basit mesajları iletmek için el hareketlerini kullanırız.

This gesture is familiar to young people. - Bu hareketi gençler bilirler.

hareket
stir, activity
hareket
(Hukuk) movement, act, conduct
hareket
exercising, exercises, exercise
hareket
act, action, deed; conduct, behavior
hareket
{f} activated
hareket
mus. tempo
Türkçe - Türkçe
Hareket kazanmak, harekete geçmek
HAREKET
(Osmanlı Dönemi) Kımıldanma. Davranış. Yola çıkmak. Bir cismin sabit bir noktaya göre yerinin veya durumunun değişmesi. Sarsıntı
Hareket
(Osmanlı Dönemi) VAKŞ
Hareket
(Hukuk) DEVİNİM
Hareket
(Osmanlı Dönemi) HEYŞ
Hareket
(Osmanlı Dönemi) HEYS
Hareket
(Osmanlı Dönemi) HIRAK
Hareket
(Osmanlı Dönemi) KEDEME
Hareket
(Osmanlı Dönemi) HABAZ
Hareket
(Osmanlı Dönemi) HEBS
hareket
Belirli bir amaca varmak için birbiri ardınca yapılan ilerlemeler, akım
hareket
Demir yollarında katarların düzenlenmesi ve hangi saatlerde yola çıkıp hangi duraklarda karşılaşacaklarını düzenleme işleri
hareket
Davranış
hareket
Vücudu oynatma, kıpırdatma veya kımıldanma: "Her hareketi kamera önünde rol yapıyormuşçasına hesaplı."- R. H. Karay
hareket
Katarların düzenlenmesi ve hangi saatlerde yola çıkıp hangi duraklarda karşılaşacaklarını düzenleme işleri
hareket
Bir parçanın yavaşlık, çabukluk derecesi
hareket
Kas ve eklemlerin, belli doğal şartlar içersinde işlemeleri sonucu vücut bölümlerinde düzenli ve olumlu etkilerle oluşturdukları yer değişimi
hareket
Davranış: "Sakin, dürüst, kıyafeti ve hareketleriyle hiçbir ayrılık göstermeyen bir adamdır."- H. E. Adıvar
hareket
Devinim
hareket
Vücudu oynatma, kıpırdatma veya kımıldanma
hareket
Yola çıkma
hareket
Yer sarsıntısı, deprem: "Ben, diyor, hareket olurken Eminönü'nde idim."- M. Ş. Esendal
hareket
Kas ve eklemlerin, belli doğal şartlar içerisinde işlemeleri sonucu vücut bölümlerinde düzenli ve olumlu etkilerle oluşturdukları yer değişimi
hareket
Yer sarsıntısı, deprem
hareket
Bir cismin durumunun ve yerinin değişmesi, devinim
hareketlenme
Hareketlenmek işi
hareketlenmek