gerçeklik

listen to the pronunciation of gerçeklik
Türkçe - İngilizce
reality

You ought to face the stark reality. - Yalın gerçeklikle yüz yüze gelmelisin.

Because it is politics that has caused this war, making the war our everyday reality. - Savaşı gündelik gerçeklik yaparak, bu savaşa sebep olan politik görüştür.

authenticity
trueness
truth

What is the difference between reality and truth? - Gerçeklik ve gerçek arasındaki fark nedir?

There are many truths, but only one reality. - Birçok gerçekler ama yalnızca tek gerçeklik vardır.

literality
genuineness
effect
actuality
verity
the real

Let's face the reality! - Gerçeklikle yüzleşelim!

veracity
truthfulness
ring of truth
truism
the reality
truthful
gerçek
actual

Was the money actually paid? - Para gerçekten ödenildi mi?

Can computers actually translate literary works? - Bilgisayarlar gerçekten edebi eserleri çevirebilir mi?

gerçek
{s} real

Understanding you is really very hard. - Seni anlamak gerçekten çok zor.

She's really smart, isn't she? - O gerçekten akıllı, değil mi?

gerçek
truth

All of you are familiar with the truth of the story. - Hepiniz gerçek hikayeyi biliyorsunuzdur.

At last, the truth became known to us. - Sonunda gerçek bizim tarafımızdan öğrenildi.

gerçek
genuine

Tom seemed genuinely surprised when I told him that Mary had left town. - Mary'nin kasabayı terk ettiğini ona söylediğimde, Tom gerçekten şaşırmış görünüyordu.

I believe it is a genuine Picasso. - Onun gerçek bir Picasso olduğuna inanıyorum.

gerçek
{s} authentic

I doubt the authenticity of the document. - Belgenin gerçekliğinden şüpheliyim.

gerçek
{s} true

His story sounds true. - Onun hikayesi gerçek görünüyor.

The rumor can't be true. - Söylenti gerçek olamaz.

gerçek
{s} virtual

Have you ever tried virtual reality? - Sanal gerçekliği hiç denedin mi?

Have you ever tried using a virtual reality headset? - Sanal gerçeklik kulaklığı kullanmayı hiç denedin mi?

gerçek
{s} factual

The factual world is often weirder than the fictional world. - Gerçek dünya genellikle kurgusal dünyadan daha tuhaftır.

As a consequence of its fun factor, Tatoeba contains random bits of factual information. - Eğlenceli faktörün bir sonucu olarak, Tatoeba rastgele gerçek bilgi bitleri içeriyor.

gerçek
fact

These are the facts. Think hard about them! - Bunlar gerçeklerdir. Onlar hakkında sıkı düşünün!

Many economists are ignorant of that fact. - Çok sayıda ekonomist, o gerçekten habersiz.

gerçek
{i} Right

Do you really want to sell your house right now? - Evini hemen satmayı gerçekten istiyor musun?

I don't think we can really say that one is right and the other is wrong. - Birinin haklı diğerinin hatalı olduğunu gerçekten söyleyebileceğimizi sanmıyorum.

gerçek
{s} substantial

Using cash makes you think money is truly substantial. - Nakit kullanmak sana paranın gerçekten önemli olduğunu düşündürür.

tarihsel gerçeklik
historicity
gerçek
leal
gerçek
essential
gerçek
disillusioned
gerçek
substantive
gerçek
(Ticaret) tangibles
gerçek
substance
gerçek
the real mccoy
gerçek
echt
gerçek
genuineness
gerçek
candid

Even though the media reports that she is a potential presidential candidate, does anyone really think that she is a potential president? - Medya onun potansiyel bir başkan adayı olduğunu bildirmesine rağmen, herhangi biri gerçekten onun potansiyel bir başkan olduğunu düşünüyor mu?

gerçek
objective

Tom believes the philosophy of Ayn Rand is truly objective. - Tom, Ayn Rand felsefesinin gerçekten tarafsız olduğuna inanmaktadır.

gerçek
very

Understanding you is really very hard. - Seni anlamak gerçekten çok zor.

Every sentence that starts with I'm not racist, but is likely to be very racist indeed. - Ben ırkçı değilim, ama ile başlayan her cümlenin gerçekten çok ırkçı olması muhtemeldir.

gerçek
(Argo) fair dinkum
gerçek
(Ticaret) effective tax rate
gerçek
full-fledged
gerçek
effective

That was really effective. - O gerçekten etkiliydi.

Preventive measures are much more effective than the actual treatment. - Önleyici tedbirler gerçek tedaviden çok daha etkilidir.

gerçek
honest-to-goodness
gerçek
lowdown
gerçek
sure enough
gerçek
(Politika, Siyaset) achievable
gerçek
gospel

What he says is gospel. - Onun söylediği şey gerçek.

gerçek
low-down
gerçek
honest-to-god
toplumsal gerçeklik
(Pisikoloji, Ruhbilim) social reality
gerçek
heartfelt
gerçek
pukka
gerçek
outright
gerçek
veritable
gerçek
regular

Esperanto is a truly regular and easy language. - Esperanto gerçekten düzenli ve kolay bir dildir.

gerçek
as large as life
gerçek
intrinsic
gerçek
pucka
gerçek
issue of fact
gerçek
proper

The facts weren't properly understood. - Gerçekler tam olarak anlaşılmadı.

A proper gentleman brings his lady red roses. - Gerçek bir beyefendi kadınına kırmızı güller getirir.

gerçek
dyed-in-the-wool
gerçek
positive

I felt really positive. - Gerçekten olumlu hissettim.

gerçek
sterling
gerçek
the real

The portrait looks exactly like the real thing. - Portre tam olarak gerçek şey gibi görünüyor.

He's holding the real story back from us. - O gerçek hikayeyi bizden gizliyor.

gerçek
{s} earnest
gerçek
honest to goodness
gerçek
the true

I hid the true amount I spent from him. - Harcadığım gerçek miktarı ondan sakladım.

Few people know the true meaning. - Gerçek anlamı birkaç kişi biliyor.

gerçek
truism
gerçek
{s} exact

I think I'm starting to understand exactly what real love is. - Sanırım gerçek aşkın ne olduğunu tam olarak anlamaya başlıyorum.

The portrait looks exactly like the real thing. - Portre tam olarak gerçek şey gibi görünüyor.

gerçek
dinkum
gerçek
{i} veracity
gerçek
simonpure
gerçek
{s} original
gerçek
{s} honest to god
gerçek
{s} tangible
gerçek
straightout
gerçek
veritas
gerçek
{i} actualities
gerçek
earnest(1)
gerçek
{i} sooth
gerçek
{s} veracious
gerçek
{i} troth
gerçek
{s} rightful

These items must be returned to their rightful owner. - Bu eşyalar gerçek sahibine iade edilmelidir.

gerçek
{s} literal

He explains the literal meaning of the sentence. - O, cümlenin gerçek anlamını açıklıyor.

I am literally crying right now. - Ben şimdi gerçekten ağlıyorum.

gerçek
{i} verity
gerçek
{s} truthful

To be truthful, this matter doesn't concern her at all. - Gerçekçi olmak gerekirse, bu konu onu hiç ilgilendirmez.

I don't think he is truthful. - Onun gerçekçi olduğunu sanmıyorum.

gerçek
reality

You ought to face the stark reality. - Yalın gerçeklikle yüz yüze gelmelisin.

She looks young, but in reality she's over 40. - O genç görünüyor, ama gerçekte o, 40 yaşın üzerinde.

gerçek
genunine
gerçek
really, in truth
gerçek
real, true, genuine, authentic
gerçek
for real

At that time, I thought that I was going to die for real. - O zaman, gerçekten öleceğimi sandım.

If you keep on complaining, I will get mad for real. - Şikayet etmeye devam edersen, gerçekten delireceğim.

gerçek
real; genuine, true, authentic; factual; actual; reality; truth; fact; actuality
gerçek
bona fide
gerçek
straight-out
gerçek
low down
gerçek
actuality
gerçek
{s} unfeigned
gerçek
{s} sincere

I sincerely, truly believe that. - İçtenlikle, gerçekten ona inanıyorum.

Tom seemed really sincere. - Tom gerçekten samimi görünüyordu.

gerçek
(Hukuk) genuine, actual
gerçek
reality, truth
potansiyel gerçeklik
potential reality
sui generis gerçeklik
(Pisikoloji, Ruhbilim) sui generis reality
Türkçe - Türkçe
Gerçek olan, var olan şeylerin tümü, hakikat, realite
realite
hakikat
Gerçek
hakiki
Gerçek
asıl
Gerçek
fiziksel
Gerçek
şeniyet
Gerçek
reel
gerçek
Doğruluk: "Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa, duygu payı da ondan az değildir."- B. Felek
gerçek
Temel, başlıca, asıl
gerçek
Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici
gerçek
Yalan olmayan, doğru olan şey
gerçek
Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan
gerçek
Gerçek olma durumu, gerçeklik, realite
gerçek
Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan
gerçek
Yapay olmayan
gerçek
Gerçeklik, realite: "Her hâlde o gün imparatorluğun ölümü apaçık bir gerçekti."- H. E. Adıvar
gerçek
Temel, başlıca, asıl: "Bir kişinin ahlaklı olması için, o benim dediğim gerçek ahlaka erişebilmesi için bir iç âlemi olmalıdır."- N. Ataç
gerçek
Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, hakiki
gerçeklik