Hayat hayal kırıklıkları ile dolu.
- Life is full of disappointments.
Ahır, çiftlik ekipmanları ve aletleri ile dolu.
- The barn is full of farm equipment and tools.
Öfkeli isen tartışma ve tok isen yemek yeme.
- Don't argue when you are angry and don't eat when you are full.
Tokyo sokakları Cumartesi günleri doludur.
- The streets in Tokyo are full on Saturdays.
Ağzın doluyken konuşma.
- Do not talk with your mouth full.
Ağzın doluyken konuşma.
- Don't talk with your mouth full.
Hiç uyumadan tam 24 saat çalıştım.
- I worked for a full 24 hours without getting any sleep.
Kiraz ağaçları tamamen çiçeklenmişler.
- The cherry trees are in full blossom.
Elbisenin bol bir eteği var.
- The dress has a full skirt.
O hala bol enerji var.
- She is still full of energy.
Bana tam adınızı verebilir misiniz lütfen?
- Can you give me your full name, please?
Babür Şah'ın tam adı Zahiriddin Muhammet Babür'dü.
- Babur's full name was Zahir-ud-din Muhammad Babur.
Şimdi pürdikkatine ihtiyacım var.
- I need your full attention now.
Tom şimdi benim pürdikkatime sahip.
- Tom has got my full attention now.
Ben tamamen tehlikenin farkındaydım.
- I was fully alive to the danger.
Parktaki tüm kiraz ağaçları tamamen çiçek açmış.
- All the cherry trees in the park are in full bloom.
Şehirdeki bütün oteller dolu.
- All the hotels in town are full.
O, bütün dersi ezberleyerek tam not aldı.
- She got full marks by memorizing the whole lesson.
Parktaki tüm kiraz ağaçları tamamen çiçek açmış.
- All the cherry trees in the park are in full bloom.
Tom tamamen problemin farkında.
- Tom is fully aware of the problem.
Gerçekten çok meraklısın, değil mi?
- You are really full of curiosity, aren't you?
Oyun çok popülerdi ondan tiyatro neredeyse tam doluydu.
- The play was so popular that the theater was almost full.
Tom hiç ata bindi mi?
- Has Tom ever ridden a horse?
Keşke bisikletime burada binseydim.
- I wish I had ridden my bicycle here.
Oyun çok popülerdi ondan tiyatro neredeyse tam doluydu.
- The play was so popular that the theater was almost full.
Tom'un özetleri daima yazım hatalarıyla doludur.
- Tom's summaries are always full of misprints.
Tam din özgürlüğü tüm insanlar için güvence altına alınmıştır.
- Full religious freedom is assured to all people.
Onun elleri bebekle ilgilenmekle meşgul.
- Her hands are full taking care of the baby.
Eylül sonuna kadar bir kitapçıda tam gün çalışıyorum.
- I'm working full time in a bookshop until the end of September.
Otobüs dolu. Bir sonraki için beklemeniz gerekecek.
- The bus is full. You'll have to wait for the next one.
Parktaki tüm kiraz ağaçları tamamen çiçek açmış.
- All the cherry trees in the park are in full bloom.
Tam din özgürlüğü tüm insanlar için güvence altına alınmıştır.
- Full religious freedom is assured to all people.
The jugs were full to the point of overflowing.
Our book gives full treatment to the subject of angling.
I was fed to the full.
It is full strange to him who hears and feels, / When wandering there in some deserted street, / The booming and the jar of ponderous wheels,.
... the first life is small, simple, and full of possibilities. ...
... this hormonal cascade and the body is full of cortisol and ...