eminence

listen to the pronunciation of eminence
Türkçe - Türkçe

eminence teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

EMİN
(Osmanlı Dönemi) Kalbinde korku ve endişesi olmayıp rahatta olan. Korkusuz
EMİN
(Osmanlı Dönemi) İnanan, güvenen
EMİN
(Osmanlı Dönemi) Çok iyi bilen, şüphe etmeyen
EMİN
(Osmanlı Dönemi) Kendisinden korkulmayan
EMİN
(Osmanlı Dönemi) Kendine inanılan. İtimat edilen
Emin
(Osmanlı Dönemi) ŞEB'AN
Emin
(Osmanlı Dönemi) DAĞIT
emin
Osmanlı imparatorluğunda bazı devlet görevlerindeki sorumlu kişilere verilen ad
emin
Sakıncasız, emniyetli, tehlikesiz: "Dağlar hiçbir zaman emin değildir."- Y. K. Karaosmanoğlu. Şüphesi olmayan: "Pek büyük bir serveti olduğundan emin idiler."- H. Z. Uşaklıgil
emin
Sakıncasız, emniyetli, tehlikesiz
emin
İnanılır, güvenilir
emin
İnanılır, güvenilir: "Gizli kitapları ve notları yok etmemiş yahut daha emin bir yere kaldırmamıştım."- R. N. Güntekin
emin
(Osmanlı Dönemi) kalbinde korku ve endişesi olmayan, korkusuz, güvenilir; güvenen, inanan
emin
Şüphesi olmayan
İngilizce - İngilizce
prominence in a particular order or accumulation; esteem
someone of high rank, reputation or social station
an elevated land area or a hill
a protuberance
the quality or state of being eminent
an elevated position with respect to rank, place, character, condition, etc
{n} height, honor, top, a cardinal's title
{i} city in Kentucky (USA); city in Missouri (USA); title of a Roman Catholic cardinal
That which is eminent or lofty; a high ground or place; a height
{i} high position, elevated rank; title of honor; preeminence; excellence; height; hill; (Anatomy) body projection, protuberance in the body (especially on the surface of a bone )
An elevated condition among men; a place or station above men in general, either in rank, office, or celebrity; social or moral loftiness; high rank; distinction; preferment
a protuberance on a bone especially for attachment of a muscle or ligament
high status importance owing to marked superiority; "a scholar of great eminence
high status importance owing to marked superiority; "a scholar of great eminence"
A title of honor, especially applied to a cardinal in the Roman Catholic Church
Eminence is the quality of being very well-known and highly respected. Many of the pilots were to achieve eminence in the aeronautical world Beveridge was a man of great eminence
éminence grise
a secret or unofficial decision-maker; the power behind the throne
éminence grises
plural form of éminence grise
éminence grise
(plural éminences grises - pronunciation same) a person who exercises power or influence without holding an official position
eminence grise
eminences grises someone who has unofficial power, often secretly, through someone else
eminence grise
(French) a person who exercises power or influence in certain areas without holding an official position; "the President's wife is an eminence grise in matters of education
eminence.
eminency
His Eminence
courtesy title used when referring to an important person or a church official
eminences
plural of eminence
frontal eminence
either prominence of the frontal bone above each orbit
pre-eminence
superiority, advantage, predominance
pre-eminence of man
advantage of man over the animal kingdom, supremacy of man over all other living creatures
Türkçe - İngilizce

eminence teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

emin
sure

She makes sure that her family eats a balanced diet. - Ailesinin dengeli bir diyet yaptığından emin.

I'm sure your efforts will result in success. - Çabalarının başarıyla sonuçlanacağından eminim.

emin
{s} confident

Tom certainly looks confident. - Tom kesinlikle kendinden emin görünüyor.

He looked confident but his inner feelings were quite different. - Emin görünüyordu fakat onun iç duyguları tamamen farklıydı.

emin
certain

Tom certainly made sure we all had a good time. - Tom kesinlikle hepimizin eğlendiğinden emin oldu.

Tom certainly looks confident. - Tom kesinlikle kendinden emin görünüyor.

emin
staunch
emin
safe, secure; sure, certain; trusty, reliable
emin
safe

Are you sure that's safe? - Onun güvenli olduğundan emin misin?

Are you sure this place is safe? - Bu yerin güvenli olduğundan emin misin?

emin
(Kanun) custodian
emin
sound

Tom doesn't sound too sure. - Tom çok emin görünmüyor.

Tom certainly sounds confident. - Tom kesinlikle kendinden emin görünüyor.

emin
clear

I'm not too clear about that point. - O noktada pek emin değilim.

emin
secure

Please make sure that your seat belt is securely fastened. - Emniyet kemerinizin güvenle bağlanmış olduğundan emin olun.

I feel safe and secure. - Güvenli ve emin hissediyorum.

emin
positive

I am positive that he has finished. - Onun bitirdiğinden eminim.

Are you positive that it was Tom? - Onun Tom olduğundan emin misin?

emin
responsible

I'm not certain Tom is responsible. - Tom'un sorumlu olduğundan emin değilim.

Sami was certain he knew who was responsible for Layla's death. - Sami, Leyla'nın ölümü için kimin sorumlu olduğunu bildiğinden emindi.

Emin
(isim) Trustworthy
emin
good

Tom went out of his way to make sure Mary had a good time. - Tom Mary'nin iyi zaman geçirdiğinden emin olmak için zahmete katlandı.

I bet Tom would be a good teacher. - Tom'un iyi bir öğretmen olacağına eminim.

emin
strong, firm
emin
in the bag
emin
{s} assured

You may rest assured that we shall do all we can. - Elimizden geleni yapacağımızdan emin olabilirsin.

Rest assured that I will do my best. - Elimden geleni yapacağımdan emin olabilirsin.

emin
straight

I would like to set the record straight. - Ben tümüyle emin olmak istiyorum.

emin
{s} cocksure
emin
{s} unfaltering
emin
sure, certain; free from doubt
emin
reliable

I'm pretty sure Tom's reliable. - Tom'un güvenilir olduğundan oldukça eminim.

Are you sure this information is reliable? - Bu bilginin güvenilir olduğundan emin misin?

emin
{s} deliberate
emin
{s} trusty
emin
confidential
emin
{s} proof
emin
{s} firm

I firmly believe that your time will come. - Senin sıranın geleceğinden eminim.

emin
{s} stanch
emin
safe, secure
emin
fiduciary
emin
sanguineous
emin
bailee
emin
sanguine
eminence