ulaşma

listen to the pronunciation of ulaşma
Türkisch - Englisch
accession
access; communications
attainment
access

It is possible to access the Internet without a wire. - Kablo olmadan internete ulaşmak mümkündür.

{i} reach

After six hours' climbing, we finally succeeded in reaching the top of the mountain. - Altı saatlik tırmanıştan sonra, nihayet dağın zirvesine ulaşmayı başardık.

The island is easy to reach by boat. - Adaya tekne ile ulaşmak kolaydır.

acces

It is possible to access the Internet without a wire. - Kablo olmadan internete ulaşmak mümkündür.

arrival
{i} reaching

We have had difficulty reaching you by phone. - Sana telefonla ulaşmakta zorluk çektik.

They succeeded in reaching the mountain summit, but had an accident when coming back down. - Dağın zirvesine ulaşmayı başardılar, ama geri inerken bir kaza geçirdiler.

runout
ulaşmak
reach

The island is easy to reach by boat. - Adaya tekne ile ulaşmak kolaydır.

He made desperate efforts to reach the shore. - O, kıyıya ulaşmak için aşırı derecede çaba sarfetti.

ulaşmak
arrive

Firefighters are trying desperately to reach the scene of the accident. Let's hope they arrive before it's too late! - İtfaiyeciler umutsuzca olay yerine ulaşmak için çalışıyorlar. Umarız çok geç olmadan varırlar!

ulaşmak
attain

We concluded that mutual aid was essential for attaining the goal. - Biz hedefe ulaşmak için karşılıklı yardımın gerekli olduğu sonucuna vardık.

That aim is impossible to attain. - Bu amaca ulaşmak mümkün değildir.

ulaşmak
get at

He wasn't tall enough to get at the ceiling. - O, tavana ulaşmak için yeterince uzun değildi.

ulaş
{f} reach

Their losses reached one million yen. - Zararları bir milyon yene ulaştı.

You can reach the village by bus. - Otobüsle köye ulaşabilirsin.

ulaşmak
{f} come
ulaş
got through

What you said really got through to Tom. - Söylediğin gerçekten Tom'a ulaştı.

ulaş
{f} arriving

The storm prevented us from arriving on time. - Fırtına zamanında ulaşmamızı engelledi.

The storm prevented her from arriving on time. - Fırtına onun zamanında ulaşmasını engelledi.

ulaşmak
{f} approach
ulaşmak
get through
ulaşmak
get through to
ulaşmak
achieve

I work too much in order to achieve my goals. - Hedefime ulaşmak için çok fazla çalışıyorum.

It is important that a lawyer should leave no stone unturned even on minor points and harp on the same subject to achieve a break through in an impasse. - Bir avukatın zor bir durumda küçük konularda bile her taşın altına bakması ve aynı konuda sonuca ulaşmak için ısrarla belirtmesi önemlidir.

ulaş
attain

She attained her success through hard work. - Başarısına çok çalışarak ulaştı.

In hopes of attaining superhuman powers, Christopher Columbus once stared at the sun for five minutes straight. It didn't work. - İnsanüstü güçlere ulaşmak umuduyla, Kristof Kolomb bir zamanlar beş dakika güneşe doğruca dik dik baktı.İşe yaramadı.

ulaşmak
total
ulaşmak
arrive in
ulaşmak
get

How many minutes does it take to get to the JR station on foot? - JR istasyonuna yürüyerek ulaşmak kaç dakika sürer?

It was hard for them to get to the island. - Adaya ulaşmak onlar için zordu.

ulaşmak
bottom
ulaşmak
run into
ulaşmak
arrive at
ulaşmak
notch up
ulaşmak
recure
ulaş
arrive

You should arrive at school before nine. - Okula saat dokuzdan önce ulaşmalısın.

We waited but he failed to arrive. - Biz bekledik ama o ulaşamadı.

ulaş
arrive in

I'll arrive in Boston at about 2:30. - Yaklaşık 2.30'da Boston'a ulaşacağım.

When did you arrive in Boston? - Boston'a ne zaman ulaştın?

ulaş
run into
ulaş
get at

He was too short to get at the grapes. - Üzümlere ulaşamayacak kadar kısaydı.

He wasn't tall enough to get at the ceiling. - O, tavana ulaşmak için yeterince uzun değildi.

ulaş
{f} totaled
ulaş
{f} total

Our team achieved five medals in total. - Ekibimiz toplamda beş madalyaya ulaştı.

The total bill for drinks came up to 7000 dollars. - İçecekler için toplam fatura 7000 dolara ulaştı.

ulaş
got at
ulaş
{f} reaching

I succeeded in reaching the top of the mountain. - Dağın tepesine ulaşmayı başardım.

After six hours' climbing, we finally succeeded in reaching the top of the mountain. - Altı saatlik tırmanıştan sonra, nihayet dağın zirvesine ulaşmayı başardık.

ulaş
get through

I tried to reach you on the phone, but I was unable to get through. - Telefonda sana ulaşmaya çalıştım,ancak bu mümkün olmadı.

I tried to reach you on the phone, but I was unable to get through - Ben sana telefonla ulaşmaya çalıştım ama başaramadım.

ulaş
gotten through
ulaşmak
carry
ulaşmak
come to
ulaşmak
hit
ulaşmak
turn
ulaşmak
gain
ulaşmak
get to

Tom climbed up a ladder to get to the roof. - Tom çatıya ulaşmak için merdivene tırmandı.

How many minutes does it take to get to the JR station on foot? - JR istasyonuna yürüyerek ulaşmak kaç dakika sürer?

ulaşmak
reach, be long enough to reach
ulaşmak
reach, arrive at
ulaşmak
be reunited with (someone)
ulaşmak
to attain (a goal)
amacına ulaşma
fruition
eski gücüne ulaşma
comeback
gel-git ulaşma noktası
(Askeri) tidal reach
olağan ulaşma yolları
usual channels
ulaşmak
{f} effect
ulaşmak
live up to

It is very hard to live up to your reputation. - Ününüze ulaşmak çok zor.

ulaşmak
strike
ulaşmak
win

I can't change the direction of the wind, but I can adjust my sails to always reach my destination. - Ben rüzgarın yönünü değiştiremem, ama her zaman benim hedefe ulaşmak için benim yelkenleri ayarlayabilirim.

I can't change the direction of the wind, but I can adjust my sails to always reach my destination. - Rüzgarın yönünü değiştiremem ama gidilecek yere ulaşmak için her zaman yelkenlerimi ayarlayabilirim.

ulaşmak
come up with
ulaşmak
come up to
ulaşmak
to arrive (at/in), to reach, to hit; to attain, to reach, to get
ulaşmak
come at
ulaşmak
figure out at
ulaşmak
to be reunited with (someone)
ulaşmak
(Hukuk) achieve, attain
ulaşmak
to reach, arrive at
ulaşmak
(toplamı) aggregate
ulaşmak
to reach, be long enough to reach
Türkisch - Türkisch
Ulaşmak durumu
Ulaşmak durumu: "On yedinci yüzyıldan beri batı Yeni Çağ'a ulaşma yolundadır."- F. R. Atay
Ulaşmak
(Osmanlı Dönemi) CEVH
Ulaşmak
ark
Ulaşmak
(Hukuk) VASIL OLMAK
Ulaşmak
(Osmanlı Dönemi) ISHAR
Ulaşmak
(Osmanlı Dönemi) ISALET
Ulaşmak
(Osmanlı Dönemi) METT
ulaşmak
Birbirine katılmak, dökülmek
ulaşmak
Yetişmek
ulaşmak
Varmak, gelmek: "Doğudan batıya kadar ulaşmış bir zafer bestesi dinliyorum."- R. H. Karay
ulaşmak
Elde etmek, erişmek
ulaşmak
Varmak, gelmek
ulaşma
Favoriten