süresince

listen to the pronunciation of süresince
Türkisch - Englisch
during

Her cellphone rang during class. - Ders süresince telefonu çaldı.

When I went into his room, he showed me the numerous trophies he had won during the twenty years he had played golf. - Onun odasına girdiğimde, golf oynadığı yirmi yıl süresince kazandığı çok sayıda kupayı bana gösterdi.

throughout
along
whilst
throughout, over the entire course of
for

I waited for the bus in the snow as long as two hours. - İki saat süresince karın içinde otobüsü bekledim.

(Konuşma Dili) in the course of
as long as

I waited for the bus in the snow as long as two hours. - İki saat süresince karın içinde otobüsü bekledim.

over
while
through

He worked through the night. - O, gece süresince çalıştı.

süre
period

Go easy on Bob. You know, he's been going though a rough period recently. - Bob'ın üzerine fazla gitmeyin.Bilirsiniz, o, son zamanlarda zor bir sürece rağmen devam etmektedir.

I will stay here for a short period. - Burada kısa bir süre için kalacağım.

süre
duration
süre
time

If I'm away from home for a period of time, I will stop mail delivery. - Eğer bir süre evden uzak olursam, posta servisini bırakacağım.

The room has been empty for a long time. - Oda uzun süredir boş.

süre
span

One of Tom's problems is his short attention span. - Tom'un problemlerinden birisi, dikkat süresinin kısa olmasıdır.

He has a short attention span. - Kısa bir dikkat süresi var.

süre
timetable
süre
{i} term

The president's term of office is four years. - Başkanın görev süresi dört yıldır.

I have been on friendly terms with him for more than twenty years. - Onunla yirmi yıldan daha fazla süredir samimiyim.

süre
grace
süre
(Bilgisayar) for

I want to leave these packages for a while. - Bu paketleri kısa bir süreliğine bırakmak istiyorum.

I've been in China for less than a month. - Bir aydan kısa bir süredir Çin'de bulunuyorum.

süre
(Bilgisayar) dur

They went skiing during their date. - Onlar buluşmaları süresince kayak yapmaya gittiler.

Prices have risen steadily during the past decade. - Fiyatlar son on yıl boyunca sürekli arttı.

süre
gamut
süre
(Bilgisayar) time period
süre
period of time

I looked after him for a period of time. - Ben bir süre için onun bakımını üstlendim.

She was sent to a psychiatric hospital for an indefinite period of time. - O belirsiz bir süre için bir akıl hastanesine gönderildi.

süre
gange
süre
limitation
süre
life

She soon adjusted herself to village life. - Kısa sürede kendini köy hayatına alıştırdı.

She soon adjusted to his way of life. - Kısa sürede yaşam tarzına alıştı.

süre
headway
süre
distance

Keep distance from trucks and other vehicles when driving. - Araba sürerken kamyonlardan ve diğer araçlardan uzak durun.

süre
(Bilgisayar) progress

Tom has made steady progress. - Tom sürekli ilerleme kaydetti.

süre
interval
süre
(Ticaret) time limit
süre
due

Her deathly paleness is due to long illness. - Uzun süredir hasta olduğundan rengi bembeyaz olmuş.

Applications are due by Monday. - Başvurular için süre sonu pazartesi.

süre
while

It's so muggy; I think it will thunder in a short while. - Hava çok sıkıntılı;sanırım kısa süre içinde gök gürleyecek.

While there is life, there is hope. - Yaşam olduğu sürece umut da olacaktır.

süre
meantime

In the meantime you can just put on a sweater if you're cold. - Bu süre zarfında eğer üşüyorsan sadece bir kazak giy.

süre
space

Air atoms and molecules are constantly escaping to space from the exosphere. - Hava atomları ve molekülleri sürekli egzosferden uzaya kaçmaktadır.

Dr. Valeri Polyakov, a Russian cosmonaut, was in space from January 8, 1994 to March 1995. He holds the record for the longest continuous stay in space. - Dr. Valeri 8 ocak 1994 ten Mart 1995 e kadar uzayda kalan bir Rus kozmonottur. Uzayda en uzun süre kalma rekorunu elinde bulunduruyor.

süre
season

My season ticket expires on March 31. - Benim sezon biletimin süresi 31 Martta doluyor.

süre
duration length
süre
spell

The natives were tormented by a long spell of dry weather. - Yerlilere uzun süre kurak havayla işkence yapıldı.

süre
(Latin) dies
1 saat süresince
for one hour
1 saat süresince
for an hour
süre
length of time
süre
while for
süre
for the duration
hafta sonu süresince
over the weekend
süre
respite
süre
{i} bout

A bout lasts about five minutes. - Bir nöbet yaklaşık beş dakika sürer.

süre
{i} length

The length of our stay there will be one week. - Bizim orada kalma süremiz bir hafta olacak.

süre
{i} stretch
süre
{i} continuance
süre
{i} run

He did his best but soon saw that he could not compete with such a fast runner. - O elinden geleni yaptı ama kısa sürede böyle bir hızlı atlet ile rekabet edemeyeceğini gördü.

I have to go soon because I left the engine running. - Motoru açık bıraktığım için kısa sürede gitmeliyim.

süre
(film) screen time
süre
period, duration, space
süre
(tanınan) notice
süre
(Hukuk) term, time
Türkisch - Türkisch

Definition von süresince im Türkisch Türkisch wörterbuch

Süre
müddet
süre
Gelin giysizi yapılan bir çeşit kumaş
süre
Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası, zaman aralığı, zaman bölümü, müddet: "Hükümdar gibi davrandığınız sürece hükümdar sayılırsınız."- T. Oflazoğlu
süre
Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası, zaman aralığı, zaman bölümü, müddet
süresince
Favoriten