korunmalı

listen to the pronunciation of korunmalı
Türkisch - Englisch
protected
koru
{i} grove

I went into the grove with him. - Onunla birlikte koruya girdim.

Might it happen to be a large symbolic grove of trees? - Ağaçların büyük bir sembolik korusu olabilir mi?

korunmalı alan
protected field
korunmalı denetim
protected check
korunmalı kayıt
protected record
korunmalı yer
protected location
koru
protect

Motherhood and childhood are entitled to special care and assistance. All children, whether born in or out of wedlock, shall enjoy the same social protection. - Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.

Everyone has the right to work, to free choice of employment, to just and favourable conditions of work and to protection against unemployment. - Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.

koru
wood

The wood was kindled, the flames arose, and a mouldering heap of ashes was soon all that remained of Mrs Askew and her fellow martyrs. - Koru yakıldı, alevler yükseldi, ve kısa sürede bayan Askew ve arkadaş şehitleriyle ilgili geriye kalan bütün şey dökülen bir küller yığınıydı.

koru
maintain

We need to maintain focus. - Bizim odakları korumamız gerekiyor.

All people shall have the right to maintain the minimum standards of wholesome and cultured living. - Tüm insanlar sağlıklı ve kültürlü yaşam minimum standartlarını koruma hakkına sahip olacaktır.

koru
plantation
koru
woods
koru
(Bilgisayar) keep

He's keeping a straight face. - O, ciddiyetini koruyor.

I recommend we keep our distance. - Mesafemizi korumamızı tavsiye ederim.

koru
{f} sheltered

Tom has led a sheltered life. - Tom korunaklı bir hayat sürdü.

Tom lived a sheltered life. - Tom korunaklı bir hayat yaşıyordu.

koru
{f} protecting

I'm responsible for protecting her. - Onu korumakla sorumluyum.

They know the importance of protecting the earth. - Dünyayı korumanın önemini biliyorlar.

koru
{f} saving

Can Tatoeba contribute to the saving of endangered languages? - Tatoeba, yok olma tehlikesinde olan dillerin korunmasında katkıda bulunabilir mi?

Protecting the environment means saving ourselves. - Çevreyi korumak kendimizi korumak anlamına gelir.

koru
conserve

Tom must conserve his strength. - Tom gücünü korumak zorundadır.

He conserved his energy for the next game. - Bir sonraki oyun için enerjisini korudu.

koru
debar from
koru
{f} maintained

Those countries have maintained peace for twenty years. - O ülkeler yirmi yıldır barışı koruyorlar.

Dan maintained his innocence all along the lawsuit. - Dan tüm dava boyunca masumiyetini korudu.

koru
{f} shelter

Tom sought shelter from the rain. - Tom yağmurdan korunmak için sığınak aradı.

Trees shelter my house from the wind. - Ağaçlar evimi rüzgardan koruyorlar.

koru
{f} maintaining

I've been trying to find out who is responsible for maintaining this road. - Bu yolu korumak için kimlerin sorumlu olduğunu bulmaya çalışıyordum.

koru
spinney
koru
{f} preserved

Good traditions should be preserved. - İyi geleneklerin korunması gerekir.

They have preserved the building. - Onlar binayı korudular.

koru
{f} safekeeping

The valuables are in the safekeeping of the bank. - Değerli şeyler bankanın korumasındadır.

koru
bring through
koru
copse
koru
{f} guarding

Cuban soldiers were guarding the streets. - Kübalı askerler sokakları koruyordu.

How many men are guarding Tom? - Tom'u kaç adam koruyor?

koru
{f} guarded

Tom is being guarded by three men. - Tom üç adam tarafından korunuyor.

The soldiers guarded the bridge. - Askerler köprüyü korudular.

koru
{f} preserving

We don't need a formal institution for preserving peace. - Barışı korumak için resmi bir kuruma ihtiyacımız yok.

Preserving world peace is one of the main purposes of the United Nations. - Dünya barışını korumak, Birleşmiş Milletlerin temel amaçlarından biridir.

koru
{f} saved
koru
{f} safeguard

We must fight to safeguard our civil rights. - Vatandaşlık haklarımızı korumak için mücadele etmeliyiz.

koru
{f} shielded

Tom shielded his eyes from the sun. - Tom gözlerini güneşten korudu.

koru
{f} conserving
koru
{f} sheltering
koru
{f} protected

Iron Arm Atom protected the country from danger. - Astro çocuk ülkeyi tehlikeden korudu.

We protected ourselves against danger. - Tehlikeye karşı kendimizi koruduk.

koru
{f} preserve

They have preserved the building. - Onlar binayı korudular.

We must preserve our peaceful constitution. - Bizim barışçıl anayasamızı korumamız gerekir.

koru
brought through
koru
{f} guard

The President's guards are stationed in front of the entrance. - Devlet Başkanının korumaları girişin önünde konuşlandırıldılar.

Tom couldn't get past the guard. - Tom korumayı geçemedi.

koru
small forest
koru
conserved

He conserved his energy for the next game. - Bir sonraki oyun için enerjisini korudu.

koru
bringthrough
koru
{f} shield

The concrete layer of the nuclear reactor's shielding will be destroyed using controlled explosions. - Nükleer reaktörün koruyucu somut tabakası kontrollü patlamalar kullanılarak imha edilecek.

All the police officers were equipped with shields to defend themselves against the rioters. - Bütün polis memurları kendilerini ayaklanmacılara karşı korumak için kalkanlarla donatıldı.

koru
debarfrom
koru
{i} coppice
koru
buffer
koru
{i} holt
koru
broughtthrough
koru
boscage
koru
grove, copse, coppice
koru
grove, small wood
patlama korunmalı motor
flameproof motor
Türkisch - Türkisch

Definition von korunmalı im Türkisch Türkisch wörterbuch

Koru
golluk
koru
Bakımlı küçük orman
koru
Küçük orman
koru
Küçük ve bakımlı orman
korunmalı
Favoriten