The river meanders across the plain.
- Nehir düzlükte menderesler çiziyor.
Mary smoothed her hair.
- Mary saçını düzeltti.
The opening statement went smoothly.
- Açılış konuşması düzgünce gitti.
She wore a plain blue dress.
- O, düz mavi bir elbise giydi.
Try to write in plain English.
- Düz İngilizce ile yazmaya çalış.
Also Felicja has blonde straight hair.
- Ayrıca Felicja'nın da sarı düz saçları var.
I want to go straight.
- Ben düz gitmek istiyorum.
Its surface was as flat as a mirror.
- Onun yüzeyi bir ayna kadar düzdü.
This child believes that the earth is flat.
- Bu çocuk dünyanın düz olduğuna inanmaktadır.
It is rather sad to see people who can't even use their mother tongue correctly.
- Kendi anadilini bile doğru düzgün kullanamayan insanları görmek çok üzücü.
I corrected even the smallest details.
- Ben en küçük ayrıntıları bile düzelttim.
Does the error occur regularly or sporadically? Is the error reproducible?
- Hata düzenli olarak mı yoksa ara sıra mı meydana geliyor? Hata yeniden üretilebilir mi?
There is no regular boat service to the island.
- Adaya düzenli bir tekne servisi yoktur.
Go along this street and turn right at the bank.
- Bu sokaktan düz git ve bankadan sağa dön.
I can't think straight right now.
- Şu anda düzgün düşünemiyorum.
I'm going to raise my English level.
- İngilizce düzeyimi yükselteceğim.
Corporate bankruptcies continued at a high level last month.
- Şirket iflasları geçen ay yüksek bir düzeyde devam etti.
Go straight on, and you will find the store.
- Düz gidin ve mağazayı bulacaksınız.
The sum of the angles of a triangle on a spherical plane is more than 180 degrees.
- Küresel bir düzlemde bir üçgenin açılarının toplamı 180'den dereceden daha fazladır.
She lives on another plane of existence.
- O, başka bir varlık düzleminde yaşıyor.
The toilet doesn't flush properly.
- Tuvaletin sifonu düzgün çalışmıyor.
Form a straight line!
- Düz bir sıra oluşturun.
Where are the plates arranged?
- Plakalar nerede düzenlenmiş?
He set the table with cups, saucers, plates and chargers.
- O, masayı fincanlarla, çay bardağı tabaklarıyla, tabaklarla ve büyük düz tabaklarla donattı.